Koşucu dostlarımdan dinlediğim, makalelerini okuduğum ve hep koşmak istediğim bir parkur olan Salomon Kapadokya Ultra 63K için kayıt yaptırmıştım. Yaklaşık 4 yıldır düzenli olarak koşuyordum. Katıldığım yarışların çoğu yol koşusu idi. Tabi ki trail koşuları insan bedenine olduğu kadar ruhuna da iyi geliyor.

Yarış öncesinde fırsat buldukça BKA ailemle birlikte hafta sonları Kanyon, Rüzgarlı Tepe ve Üniversite arkasında uzun antrenmanları yaptım. Fakat iş yoğunluğu sebebiyle yeteri kadar hazırlanmadığımı biliyordum. Ve Kapadokya maceramız Cuma sabahı Kaptanımız Mehmet ÖNELGE ile başlıyor. Adana’dan yola çıktık, yaklaşık 3 saatlik bir yolculuğun sonunda Ürgüp’e ulaştık. EXPO alanında biraz vakit geçirdikten sonra yarış kitlerimizi aldık. Pandemi dolayısı ile kitleri almadan önce HES kodu ve aşı sorgulamasını geçtiğimizi belirten mavi renkli bileklikleri organizasyon sonuna kadar taşımamız gerektiği bildirildi. Önce SAĞLIK

64 ülkeden sporcunun da katıldığı bir organizasyonda kendimi yurtdışında gibi hissettim bir an. Adana’dan gelen BikoşuAdana ekibimizle buluşup sohbet ettikten sonra fotoğraf çekildik.

 

 

Bu yıl pandemi sebebiyle Teknik toplantı Youtube kanalıyla gerçekleştirildi. Koşmak için bir araya gelen binlerce insan. Ortam ve hava çok çok güzel. Artık otele yerleşip dinlenmek ve yarın sabah 07:00 de start almak için hazırlanmak gerekiyor. Akşam son kontroller yapılıyor;

  • Koşu yeleği
  • 2 adet ½ litre su kabı ( su ve izotonik)
  • Buff, şapka ve yedek çorap
  • Yağmurluk
  • Düdük, tam dolu cep telefonu
  • Kafa lambası ve yedek piller
  • 4 adet enerji jeli (buradaki CP lerde her şey olduğu için fazla yüke gerek yok)
  • Elastik bandaj ve Acil durum battaniyesi
  • Şort, BKA tişörtü ve tam bir kabus olan yol koşu ayakkabısı

 

Ve şimdi de rahat bir uyku….

Sabah 05:30 da uyandıktan sonra sıradan bir günde mesaiye gider gibi hazırlanıp, rutin kahvaltımı da yaptıktan sonra Start noktasına doğru Mehmet’le birlikte geçtik. Mehmet ÖNELGE 119K koşacağı için önceden hazırlamış olduğu Drop bag i teslim ettikten sonra bir fotoğraf ve sonrasında heyecanlı bekleyiş başladı.

 

 

Saat 07:00 de start verildi ve 119K ile 63K birlikte yaklaşık 820 sporcu ile birlikte Ürgüp’ün sokaklarında koşmaya başladım. İlk kilometre yokuş ve çok kalabalık olduğu için çok zorlamadan ufak tempo ile devam ediyorum. Sokak bittikten sonra sol taraftan toprak patika yola girince başınızı kaldırdığınızda onlarca balonun hemen üzerinizden inişe geçtiğini göreceksiniz. Rengarenk onlarca balon müthiş bir görsel şölen sunuyor, ve sanki bizi karşılıyor gibiydi. Hafif iniş-çıkışlı yoldan sonra yavaş yavaş vadinin derinliklerine doğru, ağaçların arasında ilerlemeye devam ediyoruz. Ortahisar’ın içinden geçip hafif bir tırmanış ile 1. CP olan İbrahimpaşa’ya ulaştım. Hava daha tam ısınmadığından (7-10 derece) suyumu çok kullanmamıştım. Bu sebeple çok fazla durmadan birkaç tuzlu kraker ve muz alarak devam ettim. Her 10K da bir enerji jeli tüketecek şekilde bir plan yapmıştım.

İbrahimpaşa’dan sonra bir süre daha yokuş devam ettik patika yollarda. Ve sonra birden sık ağaçların olduğu amazon gibi bir yerde belirli bir tempo ile koşmaya devam ettik. Önümde birkaç koşucu ve arkamda bir koşucunun nefes sesleri ve ağaçların dallarına dokunarak adeta bir yaşam mücadelesi veren, sanki birileri bizi kovalıyormuş gibi hissetmeye başladım. (insan avına çıkmış avcıların bizi kovaladığı hissi) J böyle güzel koşarken birden bire Uçhisarın amansız dik çıkışına geldik. Nefes kesen manzara ve bir o kadar nefes kesen bir çıkış…

Çıkışın sonunda tezahürat yapan güzel insanlar.

Uçhisar CP. De suluklarımı doldurdum, yine tuzlu kraker, muz, kek yedim. Kola ve soda içip yoluma devam ettim. Yolumuz Peribacaları ve sonbaharın tüm renklerini barındıran ağaçların arasından devam ediyor. Bu arada hava artık iyiden iyiye ısınmaya başladı. Bölgenin yeryüzü şekilleri ve ayağımdaki yol koşusu ayakkabım beni birkaç defa sırtüstü düşmenin eşiğine getirmişti. Parkurun ortalarına 35K gelmiştim. Fakat kendimi iyi hissediyordum. Yarış öncesinde 8 – 8,5 saat civarında tamamlamayı planlamıştım. Göreme CP. Ye ulaştığımda aşırı vücut ısımı düşürmek için CP ye girer girmez elimi yüzümü yıkamak için çeşme aradım. Fakat bulamayınca organizasyondaki görevlilerden yardım alarak serinledim. Yine bir şeyler atıştırdım, fakat bu sefer oturarak. Yarışa hazırlanırken en uzun 36K koşmuştum.

Hayatımda gördüğüm ve koştuğum en güzel parkur, bazen öyle bir yerden geçiyoruz ki hayal bile edemezsiniz. Birkaç yerde doğal taş tünellerden geçtik. Bir tanesinde tünelden çıkar çıkmaz sağ taraftan hafif esen rüzgarla birlikte sarı yapraklar başımızın üstünde uçuşuyordu. Organizasyon öyle tecrübeli ki, bunu da acaba görevliler mi yapıyor diye etrafıma bakındım.

 

 

Neyse Göreme CP den sonra Çavuşin CP ‘ye kadar olan mesafe biraz fazla uzun olduğu için, araya sadece su istasyonu koymaları süper olmuştu. Çavuşin CP de yaklaşık 10 dakika dinlendim. Buradan çımadan önce yanıma Züber ve Koska aldım, suluğumu doldurdum. Bu arada 3 farklı noktada ana yol geçişleri vardı. Trafik memurlarına, Jandarma’ya ve organizasyon görevlilerine bizim hiç duraksamadan geçmemizi sağladıkları için ayrıca Teşekkür ediyorum.

Bu mesafeyi bu yıl bir defa daha koşmuştum. Mart ayında EFES ULTRA 62K beni bu kadar hırpalamamıştı. Kapadokya Ultra bana göre çok daha teknik ve zorlayıcı oldu. Ve bu sebeple 1 saat 35 dakika daha geç bitirebildim. Önümde son bir CP kalmıştı. Fakat önce AKDAĞ çıkışını tamamlamak gerekiyor. Tam da yarışın 48. Kilometresinde dik bir çıkış. Burayı yürüyerek ve 2 defa da dinlenerek çıkabildim. Sonrasında patikada biraz koşabildikten sonra tekrar bir tırmanış daha… artık düzlüğe çıkmıştım. Biraz daha yürüdükten sonra koşmaya başladım. Bacaklarımı çekmekte zorlanıyordum. Bu şekilde koşmaya çalışırken ayağım takıldı ve yere kapaklandım. Hayatımda en son yere ne zaman düştüğümü sorguladım, sanırım küçük bir çocukken düşmüşümdür. Ağrılar içinde yerden kalkıp kendimi kontrol ettim ve düşük bir tempoyla koşmaya devam ettim. AKDAĞ CP ye ulaştığımda ilk yardım ekibi yaralarımı temizledikten sonra biraz daha beslendim ve FİNİSH e doğru yola çıktım. Artık sürekli iniyordum. Bir süre sonra artık ayak tabanlarımın ağrıdığını hissettim ve yürümeye başladım. Yürü-koş yaparak Ürgüp sokaklarına girdiğimde görevlilerin son 800 metre kaldığını söylemeleri üzerine koşmaya başladım. Ve finish alanındaki kalabalığın tezahüratları eşliğinde sağlıklı bir şekilde yarışı tamamladım.

 

 

Güzel bir tecrübe edindim. Bu tür yarışlar için daha çok güç ve tepe antrenmanları yapmak gerektiğini, kesinlikle trail ayakkabısı ile koşmak gerektiğini öğrendim. Ülkemizde böylesine güzel bir doğada, böyle profesyonel bir organizasyonda koşmak çok çok keyifliydi. Bir de BKA ailemle birlikte bu anı yaşamak…