Merhaba Koşu Dostlarım, Spor Arkadaşlarım…

İlk defa herkesin okuyabileceği bir yazı ve üstelik bir dağ koşusu macerasını yazma heyecanı içerisindeyim. Her ne kadar lisedeyken katılmış olduğum kompozisyon yarışmasında dereceyle dönmüş olsam da bu denli heyecanlı değildim.
Kaptanımız Mehmet ÖNELGE bundan sonra kendisinden Monelge diye bahsedeceğiz:), Efesultra 42 km. dağ koşusu raporunu yazarsan hiç fena olmaz dediğinden beri ilhamın oluşması şu ana kısmetmiş.

Kendi kendime yürüyüş ve dağ yürüyüş olarak başladığım sporsal aktivitelere; maratonla birlikte zor ama daha keyifli olan dağ koşusu, dilimize yerleşmiş şekli olan ultra traille devam etmeye çalışıyorum. Bu süreçte arkadaşlarımın payı yadsınamaz. İyi bir ekip güçlü bir motivasyon demektir.
2,5 senedir koşmaya çalışan ben, 2 yıl önce koştuğum Kapadokya 38 km. (5 saat 24 dakika), başka da bir ultra trail koşusu tecrübesi olmayan benim için, Efes Ultra hazırlıkları yarıştan 2 ay önce başladı. Monelge ve Harun ERBİL 120 km. koşacak olmalarına rağmen , acaba yeteri kadar antrenman yapıyor muyuz kaygısını benim kadar taşımadılar:) Tabii bu antrenmanları acaba yetersiz mi yapıyoruz duygusunda, hafta sonu yasakları, yoğun iş temposu etkendi. Sadece hafta içi yaptığımız koşuların yeterli olmadığını düşünüyordum ve yarış yaklaşırken, yasaklar da olsa, lisansıma güvenerek iki hafta sonu uzun koşularımı yaparak, ödevini yapmış çocuk gibi hissediyordum:) Haftalık 75 km. antrenman yaparak Efes Ultra yarışı geldi, çattı kapıya dayandı. Zaman ne kadar hızlı geçiyormuş , koşarken zamanın daha hızlı geçtiğini anladım.

 

Sonunda Efes’e doğru uçak yolculuğumuz başladı. Ayrıca o yolculuğun aklımdan hiç çıkmayacak muhteşem soğuğu… Aklıma geldikçe içim titriyor.
Otelimize yerleştikten sonra, son hazırlıklar da yapılır, Monelge ve Harun 120 km. için, Ramazan 63 km. için dinlenmeye çekilir. Ve benim için aman ne dinlenme ne dinlenme , sadece 1 saat uyuyabildim. Hayatım boyunca bir saat uykuyla değil koşmak; geçip bir yerde oturamazdım bile. Gece boyu Monelge’ ye mesaj atarak, yarışa katılmayacağımı katılırsam yarışı bitiremeyeceğimi yazdım durdum. Gelen cevap şu oldu; ” Eylem kalk, git ve koş. “ Kalktım, sabahın ayazını kırarcasına karanlığın rengini beyaza dönüştürürcesine yollara düştüm. Yolda ne taksi ne de servis aracı var. Saat 05.40, yarışa 20 dakika kaldı tabi. Ancak bir süre sonra yarışa giden bir aracı denk geldi şanstan. Araca binerek yarış yerine son anda yetiştim. Biraz ısınma hareketleri yaptıktan sonra kafamızda kafa lambaları tarihin içinden olan Efes Antik tiyatrosunun alt kapısından yarış başlar….
Hava çok soğuk ama tam koşmak için uygun bir hava her ne kadar Efes maceramız Monelge, Harun ve Ramazan üçlüsüyle başlamış olsa da, onlarla yollarımız ayrıydı yarışta, ayaklarına taş değmesin…

 

Muhteşem doğasıyla kuş sesleriyle yarış devam ederken hızlı başladığımdan mı artık her ne sebep ise şiddetli dalak şişmesi ağrısıyla koşuya devam etmeye çalıştım. CP’lerde oyalanmamayı ,vakit kaybetmemeyi planlarken bazı yerlerde durmak zorunda kalarak ya da yavaşlayarak az biraz vakit kaybettim.Ve nefes al verlerle , aldığım ağrı kesiciyle , unutmaya çalışarak koşuya devam ettim. Dağlardan, yollardan, denizlerden geçtik. Yine dağların içindeyken kimseleri göremeyince, ben bu yarışın neresindeyim dedim, herkes bitirip gitti de ben mi kaldım diye düşünürken Adana’dan arkadaşlarıma denk geldiğimde çok mutlu oldum tabii ve arkadaşlarımla yola devam ettim. Yarışı 5 saat 15 dakikada bitirip, yaş grubunda 5; genelde 11.inci olmuştum.

Bu bir yarış ve kendimizce bir çok bahanemiz var. Yok uykusuz kalmışız, yok dalak şişmiş, yok yolumuzu kaybetmişiz. Ultra trail işte bütün bu yaşadıklarımızın sonucu bana göre. Tüm olumsuzluklara rağmen yarışı sağlıklı bitirmiş olmak. Elbette iyi bir sonuçla bitirmek insanı çok motive eden bir şey ama yolda olmak , bir kadın olarak ve toplumun bakış açısıyla elimizin hamuruyla trail koşan kadınları görmek çok daha mutlu edici. Umarım güç ve dayanıklılık isteyen trail koşularında kadın sayısı daha çok artarak devam eder. Biz kadınlar her yerde daha çok olmalıyız; bir yol maratonunda, bir yarı maratonda, bir dağ koşusunda dağ başında ya da bir sahil koşusunda sahil kenarında…..

Yollardan, tarihin içinden derken bir baktım önümde 42 km koşu var ve bir baktım kalan sadece 3 km. artık biraz yorulmuştum, dayan kızım Eylem dedim;) Sadece iki tane kafeinli jel kullandım. Çünkü benim için bir ritüel olan, yarıştan bir hafta önce ciddi kahve bağımlısıyken kahveyi bırakıp, o enerjiyi yarışta almak. Ve bitiş çizgisi yüzümde kocaman bir tebessüm….

Artık Ramazan bitirmeli yarışmalı, artık Monelge ve Harun dönmeli düşüncesiyle yarış boyunca hiçbir şey yiyemeyen ben güzel bir sandviç yiyerek güne devam edip, arkadaşçalarımın dönmesini bekledim. Onlar da onlarda sağlıkla bitirip döndüler, güzel bir pazar kahvaltısı artık bizi bekliyordu…

Koşmanın ve özellikle dağ koşusunun bana öğrettiği şeylerden biri, asla, asla diye bir şey yoktur, kendine ve bedenine hükmedebilirsin, beyin o kadar güçlü bir yapı. Motivasyon çok önemli, yol arkadaşlığı çok değerli.

Bu parkur için vazgeçilmez marka MERREL’ le koşuya devam. Çünkü hiç sıkıntı yaşamadım. Ve mutlaka kas ağrıları yaşanmaması için birkaç ay önceden Solgar magnezyum ve B6 takviyenin alınması gerekliliği.
Yaz kış yarış nerde ve ne zaman olursa olsun mutlaka alınması gereken rüzgarlık, yağmurluk ya da uzun kollu bir kıyafet.
Koşuyla kalın.

 

Sevgiler…

Eylem ESER