Aslında her yarışın sonunda hikayemi yazmak istedim. Bir türlü başlangıç yapamadım. Sanırım hepsinin, değişimimin hikayesini yazmanın vakti geldi. Bu hikaye sadece kat ettiğim kilometrelerin hikayesi değil; aynı zamanda içimde yaptığım yolculuğun hikayesi.
Sporla aram hiçbir zaman iyi olmadı. Hatta hem ortaokulda hem de lisede olmak üzere iki kez beden eğitimi hocamdan sınıfta bırakabileceğime dair uyarı almış bir öğrenciyim. Yıllar sonra Sibel sayesinde yoga girdi hayatıma. Hayatımda düzenli olarak ilk yaptığım fiziksel etkinlik yogaydı. Sonra Ankara’dan Adana’ya taşındım. Alışmakta zorlandığım bir zaman dilimi oldu. İşte bu sıralarda evimin yakınında bulunan spor parkında daha çok yürüyüş, aralıklarla koşu yapıyordum. Bir de isimlerini sonradan öğrendiğim üç kişinin (kim olduklarını sonra açıklayacağım) bitmeyen enerjileriyle spor parkında benden önce koşuya başlayıp ben bitirdiğimde hala devam etmelerini hayranlıkla izliyordum. Ben koşudan bahsedince iş yerinden arkadaşım Tuba BiKoşuAdana’dan bahsetti. Aynı zamanda Umut koşuya nasıl başlayacağıma dair ipuçlarıyla birlikte, bir de benimle antreman yapmaya başladı. İlk 5K koşumu Umut’un az kaldı kandırmasıyla da olsa tamamladım. Benim için rüya gerçek olmuştu. Artık Tuba’dan ismini duyduğum BiKoşuAdana ekibi ile tanışmanın vakti gelmişti.
2018 yılı Adana Yarı Maratonu öncesi yapılan shake out koşusuna katıldım; tabii yanımda destekçim Umut ile birlikte. Bitmeyen enerjilerine, birbirlerine olan desteklerine hayran kaldım. Sonrasında Salı ve Perşembe günleri yaptıkları antremanlara katılmaya başladım. Bu antremanların haricinde grubun hızlılarından Mehmet Önelge, Ceyhun Esen ve Harun Erbil ile koşmaya başladım. Ben onlara ayak uyduramayınca onlar bana ayak uydurdular. En yavaş koşularını benim sayemde yaptılar spor parkında. 🙂 Onlardan öğrenmem gereken bir sürü bilgi, tecrübe ile birlikte atılacak çok adımım var. Sabırları için teşekkürler. Yukarıda isimlerini sonra açıklayacağım dediğim enerji küpleri ile koşmaya başlamıştım. Nasıl yani???

İlk olarak 2018 yılında İstanbul Maratonu’na 15K ile katıldım. İlk olmasının dışında benim için çok özel ve farklı bir anlamı vardı. Kalbimde, bu maratonu hiç kaçırmayan şehit olan kuzenim Furkan ile birlikte maratonu tamamladım. En büyük destekçilerimden biri olan kuzenim Betül ve BiKoşuAdana ekibi de yanımdaydı. Benim için duygusal yoğunluğu olan bir yarıştı. Etrafımda olan bitenin pek farkında değildim. Heyecanlıydım, özlem doluydum, kaygılıydım yani karmakarışıktım. Sabahta başlangıçta kalabalık da bu karmaşıklığıma eklenmişti. Bu karışıklıkla birlikte yarışı bitirmenin heyecanını ve keyfini anlatamam. Bitişte Esra ve Sultan’ı görmek ayrı bir keyifti. Teşekkürler.

 

 

İstanbul Maratonunu Mersin Maratonu ve Adana Yarı Maratonu takip etti. 21K koşmak, bu organizasyonları katılıyor olmak benim için inanılmazdı. Her birinde yaşadığım duygu farklı, her biri ayrı keyif, keşif benim için. Adana Yarı Maratonunu o kadar hızlı koştum ki, ben bitirdiğimde ekip kebabını yiyip çay faslına geçmişti.  Yağmura rağmen bitirmiş olmak benim için çok anlamlı; yüzümden de anlaşılıyor değil mi?

 

 

En büyük keşif ise, sonrasında katıldığım Kapadokya Ultra Maratonu oldu. 38K koştum. Buraya yazarken bile inanamıyorum. Yarış öncesi ekibi yavaşlatmaktan korktuğum için katılmadığım trail antremanlarına onların desteği ile katılmaya başladım. Her adımımda bana yön vermeye, destek olmaya devam ettiler, ediyorlar da. Katıldığım ilk trail antremanında giderken Zafer Abi destekçimdi. Dönüş yolunda “Ebru’nun sana anlatacakları varmış” diyerek Ceyhun’a teslim etti beni Birkaç kanyon antremanı, Mehmet’in, Ceyhun’un, Dilem’in, Bilge’nin, Tuğrul’un, Elif’in ve Ulus’un tavsiyeleri ile fiziksel olarak yarışa hazırdım. Ya ruhen? Tabii ki hayır. İlk yokuştan çok korkuyordum. Orada vakit kaybetmekten ve enerjimi harcayıp bitirmekten. Yolculuğa Tuğrul ve Elif ile başladım. Onların telkinlerine rağmen kaygıyla yarış günü geldi. İlk yokuşu planladığım zamanda bitirdim. Bu bana iyi geldi. Planlamadığım şey ise yarışın daha sonraki kısmıydı. İkinci CP sonrası başlayan ve bitmeyen ufak yokuşlar. Yokuşlarda nefesimi kaybedip inişlerle birlikte toparlıyordum ama sonra yine, yeni bir yokuş. Her yeni yokuşta yolculuğun geri kalanı ile ilgili umutsuzluğa kapılıyordum. Yorgun hissediyordum, nefesimi kaybediyordum. Bir de onyedinci kilometreyle birlikte başlayan bel ağrım vardı. Nasıl devam edeceğimi bilmiyordum. Yaşamımdaki Ebru ile yüzleştim. Beklenmedik, planlamadığı bir zorlukla karşılaşan Ebru ile. Her zamanki gibi önce panik oldum. Kendime olan güvensizliğimle karşılaştım. Fiziksel olarak kendime güvenmiyordum. Yaşamın içinde kaybolduğumu hissettiğim zamanlardaki gibi yokuşlarda ve nefesimde kaybolmuştum. Ahh, bu yokuşları ne zaman daha rahat koşmaya başlayacaktım? Neden bu kadar güçsüzdüm? Sonra içimdeki sesleri durdurdum. “Kaçmak yok, elinden geleni yapacaksın” dedim kendi kendime. Etrafıma odaklanmaya çalıştım. O sırada önümde bir çift vardı. Onların peşinde bir süre devam ettim. Onları takip etmek “an”ı hissetmek adına iyi geldi. Bedenimden çevreye odaklanmak kilometreleri daha kolay atlatmamı sağladı. Sonrasında nasıl olduğunu hatırlamıyorum ama onlardan ayrıldım. Çevrenin ve kendimin farkında olarak yola devam ettim. Son 5K kala kendimle ve bedenimle konuşarak geçti sanırım. Devam etmeme destek olduğu için bedenime teşekkür ederek kilometreleri tamamladım. Bitişte Sultan’ın sesini duymak bana ilaç gibi geldi. Bırakmamıştım, sızlanmamıştım, söylenmeden ama beni zorlayan konuları da fark ederek yoluma devam edip tamamlamanın gururunu yaşıyorum.

 

İDA Ultra Trail Maratonu da benim için farklı bir anlamı olan diğer yarıştı. Ani bir kararla son anda gitmeye karar verdim. İlk başta kaç kilometre koşacağıma karar veremedim. Benim gibi usta bir koşucuya 15K yetmez ama şimdilik böyle olsun Bilge ve Ceyhun ile çıktığım keyifli yolculukla başladı hikaye.

 

 

Ekiple hepimiz aynı otelde kaldık. Her şey inanılmaz keyifli, neşeli devam etti. Tek ters giden şey bir hafta önce bacağımı sakatladığımda oluşan ağrının bana eşlik etmeseydi. Zor yürüdüğüm zamanlar oluyordu. Koşup koşmamakta kararsızdım. Başlayıp, eğer ağrımın artması durumunda bırakmaya karar verdim. Yarış sabahı ben ve ağrım gitmeye hazırdık. Ekipten sadece Burcu ve ben 15K koşacaktık. Yarışa birlikte başladık. 3K bitmek üzereydi ve koşmakta zorlandığımı fark ettim. Burcu’ya devam etmesini söyledim. Ağrım ve ben baş başa kalmıştık. Biraz yürü koş yapmayı denedim. Sonra tamamen koşmayı bıraktım ve yürümeye devam ettim. Kaz dağlarının inanılmaz manzarası eşliğinde kendimi dinleyerek yoluma devam ettim. Yarışı yürüyerek de olsa tamamladım hem de fena sayılmayacak bir sürede. Burada esas olan benim için ağrıma rağmen devam etmekti. Tabii ki yeri geldiğinde bırakmak da gerekir. Bunu da içimde çok sorguladım ama burada doğru kararı verdiğimi düşünüyorum. Bunun içimdeki yansıması ise bedenini, duygularını dinleyerek neyi yapıp neyi yapamayacağını karar verebilmenin mutluluğuydu. Bu kararı verirken çevrenin farkında olmak, onun keyfini de çıkarmak kendime kattığım yepyeni bir özellik oldu. Bir işe başlarken olumsuzluklar olmasına (ağrım) rağmen onu da yok saymadan, her anında varlığını hissettirmesine rağmen keyif alarak yoluma devam edebilmek kendimdeki değişikliği fark ettiğim özel noktalardan birisidir.

 

 

Yarışlarda kullandığım malzemeyle ilgili sadece harika bir ekibe sahip olduğumu söyleyebilirim. Bu konudaki bilgim ve tecrübelerim yetersiz. Ancak, bu anlamda destekleyen, yönlendiren bir ekibin parçasıyım. Malzeme desteklerinden dolayı özellikle Elif ve Ceyhun’a, uygun ayakkabımı bulmam için sorularıma sabırla cevap verip vakit ayıran Dilem ve Mehmet’e çok teşekkürler. Onlar sayesinde hiçbir sorun yaşamadan kilometreleri tamamladım.
Maraton hikayelerinden kendi içimdeki hikayelere geçecek olursam koştuğum her an kendimle yüzleşme, güçlenme benim için. Koşu ve aldığım terapi eğitimi paralel bir şekilde eşlik ediyor değişimime, farkındalıklarıma. Yıllarca miskin olan tarafımla yaşadım. Şimdi hareketli olan tarafımla tanışıyorum. Sabahın köründe kalkıp koşuya gitmek, üstelik haftasonu benim için ne kadar zordu. Şimdi kalkıyorum. Dışarıda koşamadığımız karantina günlerinde öğlen aramı koşu ile geçirdiğime inanamıyorum. Peki, derdim ne de koşuyorum? Koşuyorum çünkü; koşu, sabırlı olmayı, sınırlarımı zorlamayı, pes etmemeyi, yeri geldiğinde pes etmeyi, duygularıma rağmen hareket etmeyi, bedenimin bana nasıl eşlik ettiğini fark etmemi, her adımımla nasıl ilerleme kaydettiğimi görmeyi, mücadele etmemi, yeri geldiğinde tek başına hareket etmeyi yeri geldiğinde takım olmayı, yardım istemem gereken yerde yardım istemeyi, zorluklarla ilgili farklı alternatifler bulmayı öğrenmemi sağlıyor.
Daha koşu anlamında yolun başındayım. Öğrenmem gereken, tecrübe etmem gereken kim bilir neler var, neler? Daha ne kadar koşmaya devam ederim? Kaç kilometre giderim? Bunların cevabını yaşayarak öğreneceğim. Bu cevabı ararken inanılmaz destekçilerim var. Koşmamalarına rağmen Gökçe, Tuba, Laura ve Betül bunların en başında geliyor. Tabii ki 2018 yılından bu yana BiKoşuAdana ailemin her bireyi hayatıma inanılmaz renkler katıyor. Her birine varlıkları için teşekkür ediyorum. Birlikte nice kilometreler gidebilmek dileğiyle…