“İDA” deyince kulağa ürkütücü geliyordu. Ne zamandır da gitmeyi düşünüyordum, bu sene hadi şu işi bitirmek gerek diye düşündüm. En son Eylül ayında Likya da 37K yı koşmuştum. Çok düzenli antrenman yapamasam da, dünyanın en büyük 2. Oksijen kaynağı olduğu söylenilen bu ürkütücü Zeus’u yaşamak istedim. Yarış için malzemeler tamamdı. Hava durumuna baktığımda sürekli değişken bir durum vardı. O yüzden fazla yedekli kıyafet alarak yarıştan 1 gün önce karar vermek istedim. Güre spor salonunda yarış kitini ve malzemelerimi aldım ve yarına hazırdım. Hava durumuna tekrar bakıp ayarladığım kıyafetleri geceden tekrar denedim.

 

Sabah 6 da servisler hareket edip start alanı olan Yeşilyurt köyüne gittik. Hava beklediğimden de sıcaktı. Çantamda ekstra yedek içlik ve çorap koyduğum için sularla birlikte ağırlığı fazlaydı. Tabi yarış esnasında yedek kıyafetimi kullanamasam da almamaktan iyidir deyip yük etmeyi tercih ettim. Ne olur ne olmaz diye. Ve start alanına az bir süre kaldı Dilem, Ceyhun abi, Can ve Zafer abi ile startımızı aldık.

 

 

 

Kafa fenerleri açıldı her adım zamanı geçirmek için bir süreçti. Yeşilyurt köyünden çıkarken 200 metrelik bir hafif rampa başlangıcıyla başladık ve düz patika yola girdik. Güneş daha doğmamıştı. Zemin taşlık, gözümü zeminden ayırmıyordum. Düşme ihtimalin çok fazla çünkü. Gün ağarırken etraftaki zeytin ağaçlarıyla selamlaştık. Zemin kontrolü daha rahattı. İlk cp noktası olan Adatepeye varmadan eğimli bir rampa vardı inerken hızımı kontrol etmekte zorlandım. Sonra cpde su eksiğimi tamamladım çok oyalanmadan yoluma devam ettim. Yine köyün içinden geçerek 2 km sonra patika yola saptık buradan sonra macera başladı. 18inci km de farkettim ki kalf çoraplarımı ters giymişim neyseki herhangi bir rahatsızlık vermedi. Hava da yer yer kapanıp açılıyordu. Üzerimde İçlik ve tshirt üm vardı ve rahat bir şekilde götürüyordu beni. Nefesimde gayet rahattı. Ta ki yükselişe geçene kadar. Yükseltiler de koşmak imkansız batonum da yoktu. Batonsuz biraz zorlandım. İkinci cp köy kahvesini yanındaydı. Kola, soda karışımından içtim. Biraz tuzlu takviyesi yapıp hemen sularımı doldurdum ve yola koyulacaktım ki ters yöne gittiğimi kahvede oturan amca söyledi ve geri dönüş yaparak doğru rotaya girdim. Yine güldüm kendime çünkü Likyada da 3 km lik bir kaybım olmuştu. Kaybolsaydım arkadaşlarımın diline düşecektim, kurtuldum. Daldık zeytin ağaçlarının arasına. Bu zamanda zeytin hasadının yapıldığı dönem olduğu için zeytin toplayanların arasından geçtim. Geçtiğimiz yerlerde hep zeytinler dökülmüştü. O güzelim sofralarımızı süsleyen zeytinlerin üzerinden basarak geçmemize üzülmüştüm. Köylülerin savaşı da zeytin toplamaktı. Acaba bizler için ne düşünüyorlardı. Herkesin dünyası, savaşı, ayrıydı.

 

Köy yolundan çıkıp tekrar iniş için hazırdım Edremit Körfezine paralel gidişimizde birçok arkadaşa denk geldim. Nabzım hiç yükselmedi, kontrollü gitmeye çalışıyordum. Sohbet eşliğinde manzaranın keyfini sürerek koşuya devam ediyorum. Edremit Körfezinin ve Altınoluğu havadan izlemek şahaneydi, biraz durdum ve manzaranın keyfini çıkardım. Muhteşem bir arka plan, mükemmel bir hava eşlik ederken, Birkaç 102K cı arkadaşlara da denk geldim. Biraz onlarla yolu devam ettirdik. Ankara’dan Yeliz ÇELİK, Denizli’den Andım Oben BALCE hoca, İstanbul’dan Faruk DEĞİRMENCİ abinin çok güzel destekleri oldu. Hepsine ayrı ayrı teşekkürlerimi iletiyorum. 3.cpden sonra sert bir yokuşa merhaba dedik, kendimi motive ederek çıkmaya çalışıyorum. Hem eşsiz doğayı, güzellikleriyle geçmek ayrıcalıktı hem de kafanda hiçbir şey düşünmeden kendimle baş başa kalmanın keyfini sürüyordum. 4.cpye geldiğimde geriye 12km kalmıştı. Bundan sonra birkaç “tırmanışı” da geçip finish çizgisini görmek istiyordum artık. Burada çorba bekliyorduk ama çorba daha olmamıştı. Çok erken gelmişiz ? ? son beslenmemi de yapıp suyumu da doldurduktan sonra go go go. Dere ağzından bir geçişimiz oldu. Benim baton olmadığı için inerken destek lazımdı sağolsun Andım hoca batonunun birini bana verdi. Burada bir kez daha batonun eksikliğini yaşadım. Andım hoca ilerlerdi gitti sonra Faruk abiyle kaldık yer yer işaretlemelerin eksikliğini yaşadık. Faruk abinin saatinde rota yüklü olduğu için biraz da ona güveniyordum. Rota yüklemeli saatinde burada çok önemli olduğunu öğrendim. Yoksa parkurlarda işaretlemeler pek sağlıklı olmuyor. Hatta bir ara yükseltiden dolayı çıkmaktan dalıp gidiyorduk. Sapağı kaçırmışız. Neyse ki çok ilerlememişiz. Hafif eyimli inişler vardı. Artık son kmler bitiyordu. Taaakiii Tahtakuşlar köyüne varana kadar. Son 2km kalmıştı. 61 km’de bizi bir ölüm zirvesi bekliyordu. Çık çık bitmiyor, neredeydi bu finish 10 km gitmişim gibi geldi. Artık son 750 metre inişe geçtik ve Çamlıbel köyüne varmak üzereydim. O kadar mutluydum ki ağlamak üzereydim. Finish yerini gördüm ve vücudumdaki bütün yorgunluk kalmadı. Finish noktasında çipi okutan görevli, bayanlar genel klasmanda 3. oldunuz deyince ayrı bir mutluluk yaşadım.

 

 


Sonucu sağlıklı şekilde taçlandırmaktı öncelikli hedefim. Bu benim için çok güzel bir sürpriz oldu ve geriye baktığımda bu keyfi böyle kazanmak ayrı bir heyecandı. Kano yaptığım dönemlerde de aldığım madalyaların yeri çok ayrı, sadece parkur farklılığının yaşattığı başarının keyfini yaşıyorum.

 

 


Vee öncelikle, hep yoruluyorsun çok koşma deyip ve sürekli de destekleyen aileme sonra BKA aileme ve tüm sevdiklerime çok ama çok teşekkür ediyorum destekleri için. Zeus’u da yendik böylelikle. Artık yeni rotalar çizilsin….


Seni değerli kıldıran yerleri bulmak için kestirme yol yok. Her yerin ayrı bir zevki ve anısı var. İyi hisler bırakıp, hayatımda olduğun için teşekkürler koşu ….