Garmin Run Fire Salt Lake Ultra Trail 100 Mil

Önsöz

Yıllardır ultra trail yarışlarına katılan ve neredeyse yurt içinde gitmediği ultra trail organizasyonu kalmayan bir finisher olarak, tek seferde 100 mil, 160 km. koşmak istiyordum.

Ülkemizde “İznik Ultra Maratonu” ve “Garmin Run Fire Salt Lake Ultra Trail” organizasyonlarında bulunan 100 mil parkurunu, 2016 yılında 138 km. olarak koştuğum parkurun 160 km. olarak revize edilmişi olduğu için İznik Ultra Maratonunda koşmak istemiyordum. 2018 yılında 42 km. parkurunda koştuğum Garmin Run Fire Salt Lake Ultra Trail de 160 km. nasıl olur diye kendime sorduğumda, tam bana göre cevabını alıyorum.

Fakat Garmin Run Fire Salt Lake Ultra Trail 100 Mil koşusu, yarış tarihi, çok önceden planlanmış yurt dışı seyahati ile çakıştığı için bir sonraki yıla,  2020 yılına kalmıştı.

 Ancak; Bu yıl 20 Temmuzda yapılması planlanan Garmin Run Fire Salt Lake Ultra Trail 100 Mil koşusunun organizasyonun deyimiyle, Tuz Gölündeki su seviyesinin 5-10 cm olması sebebiyle, 30 Ağustosa ertelendiğini duyduğumda, bu ertelemenin benim bu koşuya katılabilmem için yapılmış olduğunu düşündüm.  Tereddüt bile etmeden Garmin Run Fire Salt Lake Ultra Trail 100 Mil kaydımı yaptım.

Kalan bir ay içerisinde, bu koşuyu sağlıklı bir şekilde tamamlayabilmek için, yapabileceklerimi düşündüm, planladım.

Yarış Öncesi Rapor.

Planlarım

Seyahat

Kendi aracım ile gitmeyi planlıyorum, 3-4 saatlik bir mesafede organizasyonun olduğu yer, Şereflikoçhisar, Tuz Gölü.

Konaklama

Organizasyonun gösterdiği yerde kendi çadırımda konaklayacağım, hava şartlarına ve ortama uyum sağlama amacıyla bir gün önceden, Perşembe günü gitmeyi planlıyorum.

Koşu Hedefim

160 km. parkuru 4 etap olarak düşünüyorum, 4 x 40 km.

  1. 40 km. için 5.00 saat
  2. 40 km. için 6.00 saat
  3. 40 km. için 7.00 saat
  4. 40 km. için 7.00 saat

Kategorize etme

Dört tur koşulacak olan 40 km. mesafeyi, antrenman, giyim ve beslenme bakımından ve bu mesafenin koşulması sırasında denk gelen zaman dilimi bakımından üç farklı kategoriye ayırdım.

  1. kategori ilk 80 km. başlangıç saatinden sabahın ilk ışıklarına kadar sürecek olan süre-zaman dilimi-mesafe.
  2. üçüncü 40 km. mesafenin koşulmasını planladığım zaman dilimi, güneşin doğuşundan itibaren geçecek olan yedi saatli süre. bu kategori en kritik kategori.
  3. dördüncü 40 km. son tur, yedi saatlik sabır turu.

Antrenman

Haftalık 70-100 km antrenmanlarıma devam etmekle birlikte Garmin Run Fire Salt Lake Ultra Trail 100 Mil koşusu için son bir ayda yapabileceklerimin tümünü, elimden gelen her şeyi yapmak istiyorum.

                Antrenmanlarımı da kategorilere göre planladı.

  1. Kategori için gece koşusu yapacağım, gece yarısı başlayıp sabahın ilk ışıklarına dek sürecek, 50 km. lik gece koşusu.
  2. Kategori için ise saat 11. 00 da başlayıp, saat 15.00 a kadar sürecek, 30-40 km. lik öğle sıcağında yapılacak koşular planlıyorum. Bu gün (Temmuz 2019) iş yerinde bunu düşünür planlarken, öğle sıcağında dışarı çıktım, imkansız gibi görünüyor, sıcak çok fena. En kritik gördüğüm bu kategorinin antrenman testini 24 Temmuz 2019 günü saat 13.00 da 30 km. koşarak yaptım, sonra bir kez daha, sonra bir kez daha.
  3. Kategori için 33 lük tespih aldım, sabır telkinlerinde bulunuyorum kendime.

Giyim 

  1. Kategoride kısa tayt, kısa kollu içlik ve tişört giymeyi planlıyorum, gece 10-13 derece arasında olması muhtemel hava sıcaklığı için ekstra kısa kollu içlik düşünüyorum.
  2. Kategoride güneşin bütün eğim ve derecelerindeki ışık ve ısısında korunabilmek için, uzun tayt, uzun tişört, ense korumalı şapka ve eldiven giyeceğim. Geçen yıl bu parkurda atlet ve şort ile koştum, kızarmış tavuk gibi olmuştum.
  3. Kategoride şort, uzun tişört düşünüyorum.

Ayrıca her dropbage geldiğimde, yani her 40 km. de ayakkabı çorap değiştirmek istiyorum.

Seyahat çantamı hazırlama esnasında, bu kategorilere ait giyim malzemelerini ayrı ayrı buzdolabı poşetlerine koyup, ayırıp kategorize ettim.

Beslenme 

Yarış sırasında Sis Go Electrolyte Powder Carbohydrate 500g aldım, bunu dropbagede bulundurup, yani her 40 km. de 500 ml. lik 2 matarama da hazırlayacağım.  Sis GO Energy + Electrolyte Gel 60 ML 3 adet aldım. Ayrıca protein barlarından 5-10 adet çantamda taşıyıp, takviye yada alternatif olarak kullanmayı düşünüyorum. cp. de powerade bulundurulacakmış, her cp. de içeceğim.

 

Run Fire Salt Lake Ultra Trail 100 Mil 

Yarış raporu

Sıcak denince akıla, Adana, Çukurova, Akdeniz gelir. Biz de adanalıyık, Allahın adamıyık. Ilıman iklimin sıcakkanlı insanlarıyık.

Akdeniz, ismini Osmanlıdan da önce bu coğrafyada yaşayan türk beyliklerinden almış, Karadeniz adı gibi. Eski Türkçede yönler renklerle telaffuz edilirmiş, ak-kara gibi.  Akdeniz Güneydeki, Karadeniz Kuzeydeki anlamında.

Adanalıyık sıcağa alışığım diyerek kayıt oldum Garmin Run Fire Salt Lake Ultra Trail 100 Mil koşusuna. Fakat orada açık alanda direk güneşe ve zemindeki tuzun beyazlığından yansıyan güneşin ışığı ve ısısında koşmak çok farklı idi. Bunu tavuk gibi kızardığım bir yıl önceki 42 km. koşusundan biliyorum.

Kayıt olma ve koşunun başlangıç saati arasındaki bir aylık süre içerisinde mental ve antrenman hazırlıklarımı tamamladım.

Adana’dan yola çıkıyorum,  Şereflikoçhisar’a araba ile 3-4 saat arasında bir sürede gidiliyor. Adana’dan çıkmadan önce kamp süresince tüketeceğim şeylerin alış verişini yapıyorum.

 

 

Şereflikoçhisar’a, ortama ayak uydurabilme ve dinlenmiş olarak koşuya başlayabilmek için bir gün önceden gidiyorum. Şereflikoçhisar tarafından gelip kamp alanına doğru kavşaktan sola dönüp, petrol istasyonunun arkasındaki stabilize yola girdiğimde, programda belirtilen kamp açılış zamanından önce geldiğim için, henüz kamp alanını gösteren işaretler konmadığını görüyorum. Geçmiş yıllardaki kamp yerine doğru tedirgin bir şekilde ilerlerken, uzakta kamp çalışmalarını fark ediyoruz, rahatlamış bir şekilde yönümü bu tarafa çevirip kamp alanına ulaşıyorum.

Kamp alanına ulaştığımda, kamp alanı kurma çalışmalarının henüz tamamlanmadığını, fakat çalışmaların hızla sürdüğünü görüyorum, onlarca kişi oradan oraya koşturup duruyor, böyle bir organizasyonu kurmanın zor olduğunu anlıyorum.

Fazla ayakaltında dolaşmamaya çalışarak bireysel çadır kuracaklar için ayrılan alanı buluyorum, henüz çadır kuran kimse yok, neredeyse ilk ben kuruyorum çadırımı. Çadırımı kurulduktan sonra, organizasyonun kıl çadırının koyu gölgesinde oturuyorum, güneş etkisini yitirmeye başladığında kendi çadırımın yanında kamp sandalyemde vakit geçiriyor, akşam yemeği için aldıklarımı yiyorum (tavuklu sandviç+kola). Hava kararınca cips, kola, çerez, kek ne var ne yok hepsini yiyorum, çevremde çadır kuranlar ile tanışıp muhabbet ederek vakit geçiriyorum. Sonra Ceyhun hocamı arayıp ileriki günlerde yiyeceğim cips, kola, kek, meyve siparişleri veriyorum. Yarın yarış günü, erken yatıp uzun ve derin bir uyku çekiyorum.

Sabah uyandığımda kamp alanının çok tozlu bir noktada olmasından dolayı çadırların içine kadar toz girdiğini fark ediyorum. Her şey toz içinde.

Tavuklu sandviç kola ile kahvaltımı yaparak, kahve içmeye başlıyorum. Güneşin yükselmeye başlaması ile birlikte sıcağı hissediyorum.  Sıcağı hissedince stres de yapmaya başlıyorum, minik iç kıpırdanmaları, nasıl olacak, bunu başarabilecek miyim, nelerle karşılaşacağım gibi soruları sürekli kendime sorarak düşüncelere dalıyorum.

Zaman su gibi akıyor, zorunlu malzemeler ile kontrolden geçip, yarış kitimi alıyorum. Arada saate bakıp kalan zamanı hesaplıyorum. Stresi her noktamda hissediyorum.

BikoşuAdana ekibindeki arkadaşlarında kamp alanına gelmesi ile beraber zaman kavramını kaybediyorum, makarna partisi, teknik toplantı, toparlanma, hazırlama derken son 1 saat gelmişti, kıyafetlerimi giyinmeye başlıyorum, göğüs numaram, ekipmanım, zorunlu malzemelerin yanımda, çantamda olup olmadığını tekrar kontrol ediyorum, Her şey hazır. Takıp takıştırıyorum.

 

 

Arabanın yanında tüm bunları yapar, hazırlanırken etrafındaki arkadaşlarımın yardım etmeye, varsa eksikliklerimi gidermeye çalıştıklarını gözlemliyorum. En son organizasyonun vereceği takip saatini almak üzere başlangıç alanına gidiyorum. Burada sanki geç kalacağım, başlama anına yetişemeyeceğim heyecanı sarıyor beni, oysa hala yarım saat var, Meltem hocam beni arıyor, tablet getirmişti. Yarış öncesi bir muhabbette, yarış sırasında ne kullanacağım sorusunu sormuştu Meltem hocam, genelde hiçbir şey kullanmam ama bu başka, burada mineral kaybını dengelemek için kesinlikte takviye mineral içeren ürünlerden kullanmak gerekiyor. Taşıması kolay olan tablet şeklindeki suda çözünen tabletten bulamadığımı onun yerine 500gr.lık sis marka toz şeklinde satılan üründen aldığımı, her dropbage geldiğimde bunlardan 1 litrelik su mataralarıma hazırlayıp kullanacağımı söyledim. Meltem hocam taşıması kolay olan tabletten kendisinde olduğunu verebileceğini söyle o zaman, unutmamış, başlangıç alanına kadar da getirmiş, ayrıca bir motivasyon oldu tabiî ki. Derken su mataramda su olmadığını fark ediyorum, inanılmaz bir eksiklik. Dilem kaptanım ve Serkan Saktanber hocam bir koşuda yetiştiriyor.

 

 

Başlama anına az bir zaman kaldı, resimler, tebrikler, motive edici sözlerle arkadaşlarla muhabbet ediyoruz, başlangıç yerinde yerimi alıyorum, bir eksiklik var sanki geç kalacağım hissi,

Ve başlangıç.

Askere gönderir gibi gönderiyor arkadaşlar beni, bir tek havaya atıp yakalamadıkları kaldı, otobüs hareket ettiğinde, yalnız kaldığında anlıyorsun nereye gittiğini. 

 

 

Tuz gölünde, iki adet yaprağı olan bir dal şeklinde oluşturulan parkurda 4 tur atacaktık. 

Birinci 40 km. lik turda parkuru kafamda işaretlemek için çevreyi inceliyordum, biraz hızlı başlamıştık ama her şey dengeye oturacak herkes kendi temposunu yakalayacaktı eminim, hızlı başlayanlar yavaşlamış, geç kalanlar yetişmişti. Bu turda güneşe, güneşin batışına ve havanın kararışına şahit oluyoruz, başlama saatinin seçilirken bunların da dikkate alınmış olabileceğini düşünüyorum, cp. ye geldiğimizde hızlı başladığımı düşünüp yavaşlamak istiyorum, birinci ve ikinci kontrol noktalarındaki renkli bileklikleri alma heyecanı sarıyor, nasıl şey bileklikler, nerede gibi, cp. tuz gölünün 3-5 km. içinde, bembeyaz bir çölün ortasında uzaktan görünebilir bir çadır fakat birinci ve ikinci kontrol yada bileklik alacağımız noktalar sadece flama ile belirlenmiş, uzaktan fark edilemeyen bir nokta. Cp. den sonra birinci kontrol noktası, bilekliği alacağım noktaya geldiğimde rahatlıyorum bilekliğimi alıyorum, bu nokta otoyola yakın bir yerde, yoldan geçen arabaları görebiliyor sesini duyabiliyoruz.  İkinci kontrol noktasına yani diğer bilekliği alabilmek için tuz gölünün içlerine doğru tekrar yöneliyoruz. İkinci kontrol noktasından da bilekliği alıp cp. ye doğru yöneliyorum, buradan cp. çadırı görünüyor gibi, ama ben koştukça o kaçıyor adeta. Sert tuz tabakasının üzerinde ayak seslerimi duyuyorum, yalnızım, toplam 20 adet kadar koşucu var, genelde yalnız olacağımı düşünüyorum, koşuyorum. Cp noktasına 6 adet giriş ve çıkış var, dolayısı ile cp. de görevi arkadaş yanlış yerden cp. ye giriş yapmayalım diye yardımcı oluyor, işaretler ile belirlen yerden giriyorum cp. ye. Bilekliklerimi teslim ediyorum hemen, mataralarımı su ile doldurup bir şeyler atıştırıyorum, çok kalmamaya dikkat ediyorum.

 

 

2. yaprağı dolaşmak üzere cp. den ayrılıyorum, 20. km. bitti 30. km. ye doğru yol alıyorum, görevli arkadaşım doğru yolu gösteriyor. Artık hava karardı, çevrede hiçbir şey görünmüyor. Kafa lambasının lümen derecesi önemli diye düşüyorum, benim kullandığım biraz düşük 40 lümen sanırım daha iyisi olabilirdi diyorum. İşaretlemeler çok iyi göz gez arpacık yapıyorum işaretlemeler ile. 10 km. olan bu parkurun üçüncü kontrol noktasının 3-4 km. içinde, dördüncü kontrol noktasının da 6-7 km. ileride olduğunu düşünüyorum. Üçüncü kontrol noktasına tahmin ettiğim mesafeden çok sonra ulaşabildim, biraz da panikledim bileklik noktasını kaçırdım mı acaba, karanlıkta atladım mı gibi düşünceler sardı. Koşmaya devam ediyordum, daha dikkatli olmaya başladım. Teknik toplantıda bir arkadaşım özellikle sormuştu benim aklıma gelmemişti bileklik bulunan kontrol noktalarının kaçıncı km. de oldukları, teknik toplantıyı sunan arkadaşım bunların sürpriz olduğunu söylemişti ve bizde gülmüştük. Hakikaten üçüncü kontrol noktasına gelip bilekliği almak sancılı oldu benim için, dördüncü kontrol noktası için devam ediyordum, sağ tarafımda yerleşim yerleri vardı, biraz daha iyi geldi sanırım bu yerleşim yerlerini görmek. Bu sefer de dördüncü kontrol noktasına ulaşmak sancılı oldu neredeyse cp. görünecekti, fakat hala ikinci bilekliği almamıştık. Daha dikkatli olduğum için biraz rahattım ama henüz bu noktaya gelmediğimizden birazdan alabileceğimden emindim. Nihayet kontrol noktası görünüyor, ikinci bilekliği de alıp cp. için devam ediyorum, bileklik alınan kontrol noktalarında hiç duraksamıyorum. Cp.nin 1-2 km. sonra olduğunu saatime bakınca anlıyorum. Her noktada işaretlemeler çok iyi, kolaylıkla yolumuzu buluyoruz, cp. noktasına gelip, ödevini yapan öğrenci edasıyla bilekliklerimizi teslim ediyoruz. Hemen harekete geçiyorum dropbage ulaşabilmek için, yenilenebilmek için. Planladığım gibi hatta daha da erken bitireceğimi görüyorum. Beş saat demiştim fakat 4.30 saatte birinci 40 km. yi, birinci turu bitirebileceğimi düşünüp kendime olan güvenim biraz daha yükseliyor. Bunun sevincimi telefon açıp Can ile paylaşıyorum, saat biraz geç ama uyumamıştır deyip arıyorum Can’ı. Şimdiye kadar hiçbir yarışta telefon konuşması yapmamıştım, bu sefer başka ama. Telefon konuşması konsantrasyonu bozuyor insanın, olduğun moddan çıkartıyor, motivasyonunu kaybediyorsun. Uzun konuştuk Can’la. 4.30 saatte tamamlamıştım birinci 40 km. yi ve dropbage ulaşmıştım, arkadaşlarım beni karşılamıştı, yine yolcu eden arkadaşlarımın tamamı buradaydı neredeyse. İlk aklıma kahve geldi. Kahve istedim. Planladığımdan başka, içliğimi değiştim. Çok iyi durumdaydım, koşmaya devam etmeliydim. Çok durmamalıydım.

 

 

İkinci 40 km. için çıkış yaptım, BikoşuAdana ekibi arkadaşlarımın yoğun ilgisiyle şımarmıştım, bu sefer yine yolcu etmişlerdi beni, her şey çok iyiydi, koşmaya başladım, bu seferki planım 6.00 saatte tamamlamak olduğu için daha rahat davranıyor, daha yavaş koşuyordum, yok denecek kadar yürüdüm. 20 dakika kadar vakit geçirdim dropbagde, az değil ama gerekli bir dinlenme oldu benim için yenilenmiştim, motive olmuştum yeniden. Böyle bir ekip arkadaşına sahip olup, başaramamak imkansız.

 

 

Cp. noktasına doğru ilerlerken, birden önümde kocaman bir çukur gördüm tuz tabakası çökmüş, keskin ve derin bir çukur oluşmuş, ani bir refleks ile sola doğru kaçtım içine düşmemek için, şaşırdım bu neydi böyle diye, reflektörlü işaretleri ararken çok ilerilere bakanken olmuştu bu, başını öne eğip tuzu, beyazlığı gördüğünde her şey düzelmişti. Beynimin bana bir oyun oynadığını anladım, çukur falan yoktu tabii ki, tek gerçek tuz ve beyazlığıydı.

Bu olay gecenin ilerleyen saatlerinde ve ertesi gece de oldu, genel de keskin, derin bir çukur gibi göründü, ileriki zamanlarda bazen heyelan olmuştu rotadaki yoluma, bir sürü büyük kaya parçaları dökülmüştü, kenarından geçmek gerekiyordu, bazen da yıkıntılar içindeki, terk edilmiş sokaklardan geçiyor hissi oluşuyordu. Sokak aralarından önce sola, sonra sağa dönersem rotaya girerim diyordum.

Bir ara çok engin bir köprünün altından geçiyormuş gibi oluyordum, eğildim.

Bir süre kibrit kutusunun içinde koştuğu hissettim.

Bir ara sürekli bir köprünün altında koşuyormuş gibi, köprü engin ama başımız değmiyor tavana, tedirgin ediyor, bir an önce çıkmak istiyordun buradan. 

Karanlık, zifiri karanlık, bütün ışıkları yutan tuzun beyazlığı, başını eğip tuzu gördüğünde her şey normale dönüyordu.

Bu halüsinasyonların hangisi, hangi noktada oldu hatırlamıyorum ama tüm gece boyunca ve ertesi gece boyunca hissettim.

Cp noktasına geldiğimde, bundan sonra parkuru bildiğim için daha rahattım, kahve içtim, mataralarımı doldurdum. Powerade içtim. Her 10 km. de bir bütün mataralarımı dolduruyorum, yani bir litre su alıyorum yanıma, cp. de de coca cola içiyorum, su içiyorum, kahve içiyorum. 10 km. boyunca bir litre su yeterli oluyor, yada buna göre ayarlıyoruz suyumuzu. Bununla ilgili bir hesaplama yaptığında, her cp. veya dropbage geldiğinde orada içtiklerin ve yanına aldığın sıvı miktarı (2 litre), toplamı ise 32 litre yapıyor. Yani 32 litre sıvı tüketmiş oluyorum yarış boyunca, neredeyse hiç tuvalete gitmeden.

Cp yi geçip bileklik noktasına doğru koşmaya başlıyorum, yürü koş ile bileklik noktalarını da tek tek geçip yeniden cp. ye geliyorum, ikinci bileklik noktalarına devam ediyorum, kimse ile birlikte koşmayı düşünmüyorum, parkurda geçtiğim kimse olmadı, beni de geçen olmadı, az sayıda koşucu parkura yayılmıştır diye düşünüyorum, sonraki bileklik noktalarının da yerini öğrendim ve gecenin karanlığında çevredeki birimleri de iyice gözlemliyordum. Bilekliklerimi toplayıp cp. noktasına tekrar gelmiştim. Bir an önce dropbage ulaşmak istiyordum. Cp den ayrıldım, dropbaga doğru gidiyordum. Dropbage yaklaşırken hava aydınlanmaya başlamıştı, finiş görünüyordu, durmaksızın koştum. Kapıda bekleyenleri seçebiliyordum, neredeyse bütün BikoşuAdana ekibi orada idi, 80 km. bitmiş, dropbage ulaşmıştım. Gücüm yerinde moral ve motivasyonum tamdı, destek arkadaşları da görünce hiç koşmamış gibi hissettim.

Dropbagte, bir yandan kıyafetlerimi değiştirmeye çalışırken diğer yandan kahve içiyorum, bu arada hiçbir şey yemediğimi düşünüyorum, kaptanımın bir şeyler yememi ısrar etmesi sebebi ile nuddle yiyorum, iyi de oluyor aslında ama hiçbir şey yemek gelmiyor içimden. Yanımda taşıdığım hiçbir ilave yiyeceği yememiş hiçbir jeli kullanmamıştım, yemeyecek, kullanmayacaktım da.  İç çamaşırı dahil bütün kıyafetlerimi planladığım kıyafetler ile değiştiriyorum, memoşum 20 dakika olduğunu hatırlatıyor, bir an önce çıkmalıyım, ayrıca arkadaşlarımın da 1-2 saat içinde koşuya başlayacak olmaları gerekiyor diye düşündüm. Çıkmalıyım.

 

 

Garmin Fenix 3 HR saat kullanıyordum, starttan önce Garmin standına gittim, saatimin şarzının biraz daha fazla dayanabilmesi için birkaç küçük ayar yapmışlardı. 80. km. de saatimin azalan şarzını tamamlamak için powerbanka taktığımda şarz olmuyordu, birkaç kez sök tak, sil kurula tekrar şarza tak işe yaramamıştı, saatin şarzı dolmuyordu. Saatimi powerbanka takıp çantaya koyarım diye düşünmüştüm fakat saat bir türlü şarz olmuyor, ne yapacağımızı düşünürken, kaptanım kendi saatini vermek istiyor, hayır sana da lazım, sen de koşacaksın diyorum ama vermek istiyor. Kabul ediyorum, kaptanımın saatini takıyorum. Birkaç gün sonra saatin başka powerbank ile şarz olabildiğini görüyorum. O an Yanımda bulundurduğum powerbankın versiyonu düşük sanırım.

Üçüncü 40 km. yine üçüncü kez vedalaşıyoruz, yolcu ediyorlar beni. Onlarda koşuya başlayacak bir süre sonra. Yanımda koşmaya devam eden Sultan’ın kısa bir süre bana işlek edeceğini düşünürken, beşinci km. de dön ısrarıma rağmen devam ediyor. 80. km. ile 90. km. arasında, 40 km. ve 80 km. yarışçıları hızla geçiyor beni, birçoğu 100 Mil koşucusu olduğumu görüp tebrik ve takdir sözleri ediyorlar, hepsiyle vedalaşıyorum beni geçerlerken. Bu arada Sultan cp. noktasına kadar geliyor, burada Sultan’ın kayıt olmadan koşmasına laf edildiği için ben de müdahale ediyorum ve kısa bir süre tatsızlık yaşıyoruz. 

Sultan 10. km. den geri dönüyor, cp. de münakaşa etmiş olmanın verdiği moral bozukluğu ile 100. km. ye doğru yola çıkıyorum, kızcağız su bile içmedi dönüşte, daha 10 km. yolu var diye düşünüyorum. Uzun bir süre yürüdüm,

Güneşi ve sıcağı her noktanda hissediyorum, ellerim dahil her yerim kapalı fakat, yerden yansıyan ısı ve ışığın yüzümü yakacağı, ışığın gözümün içine dolacağını, bu kadar rahatsız edeceğini düşünmemiştim, bunun için bir önlem de almamıştım. Gözlerimi kapatarak elimle yüzüme siper yaparak koşmaya başladım. Müthiş bir sıcak vardı, yakıyordu. İşaretleri gez göz arpacık yaparak gözlerimi kapatıp koşmaya devam ediyordum. Bu arada gözlerim kapalı koşarken göz kırpma anı kadar bir sürede, ayaklarımla bastığım yerin kaydığını hissettim, dengemi kaybederek düşeceğimi sandım, irkildim, hemen dengemi sağladım, su üzerinde kırılmış bir buz parçasına bastığımı sandım, dönüp kaydığımı sandığım yere baktım, durdum, yine baktım, kaymama sebep olacak bir şey göremedim. Bir süre yürüdüm, sonra devam ettim koşmaya. Bu olay birçok kez olmaya devam etti, alıştım tabii artık dönüp bakmıyorum, beynim oyun oynuyor sanki.

Artık bileklik noktalarının yerini biliyorum, gün ışığında tekrar başka gözle görüyorum, birinci ve ikinci kontrol noktalarından bilekliklerimi alıyorum, görevlinin gösterdiği yerden cp. ye giriş yapıyor ve bilekliklerimi teslim ediyorum. Sultan’a yapılan aklımdan çıkmamıştı ve aynı kişi ile aynı konuda yine tartışmak istiyordum, hala söylenecek sözüm vardı fakat tartıştığım kişinin cp. de koşucu olmayan misafirleri vardı ve cp. çadırının arka taraflarında oturuyorlardı. Bir şey demedim.

110 km. için yola çıkıyorum, artık öğrendim yönümü ve işaretleri görevliyi beklemiyorum. Üçüncü ve dördüncü kontrol noktalarından da bilekliklerimi alıyorum, daha önce okuduğum yarış raporlarında bileklik almayı unuttuğu için geri dönen olduğunu okumuştum, en çok korktuğumda buydu sanırım. Onun için pür dikkat bileklik noktalarını takip ediyordum. Yılın mevsimin ayın haftanın hatta günün en sıcak saatleri sanırım, güneş tam tepede ve gölgem olmadığı kadar küçüldü, zeminin ayaklarımın altından kayması olayını birkaç kez daha yaşıyorum, kendimden geçiyorum diye düşünüp, devam ediyorum, artık olağan geliyor bu durum, asma köprüde koşmak gibi, uyukluyorum sanki koşarken. Bıkkınlık, yorgunluk, uykusuzluk belirtilerini hissediyorum artık, cp. ye giriyorum, bilekliklerimi teslim ediyorum, bir an önce dropbage gitmek, dinlenmek yenilenmek arkadaşlarımı görmek istiyorum. Her cp de su mataralarımı dolduruyorum, ayrıca powerade ve su içiyorum, sıcak kahve içiyorum, coca cola’nın iyi geldiğini düşünüp içiyorum. Atıştırmalıklardan bir tuzlu kraker ve tatlı kek gibi bir şeyler atıştırıyorum birer parça, fakat zorla yiyorum hiçbir şey yemek istemiyor.  120. km. için yola çıkıyorum.

Sıcağın yüzümü yaktığını hissediyorum, kapalı bölgelerim sıcağı hissetmiyordu fakat yüzüm, gözüm, dudaklarım rüzgarında etkisiyle güneşten yanıyordu, bazen elimle yüzümü kapatmaya çalışıyor, yerden yansıyan sıcak ve ışıktan perdelemeye çalışıyordum.

Üçüncü 40 km. yi nasıl tamamladım bilmiyorum, bir sonraki 40 km. yi düşünüyordum, 20 saat olmuştu, planladığımdan bir saat gecikmiştim. Ama artık ne planın önemi yoktu.  Cut-off olasılığı da neredeyse yoktu, durumum da iyiydi.

Dropbage geldiğimde arkadaşlarım yine beni bekliyordu, bu sefer sıcak olduğu için çadıra girmedim, ayrıca yardımcı olmaya çalışan arkadaşın sayısı fazlaydı, dışarıda gölgede durmak daha makul geldi. Teknik toplantıda çadırında her yarışmacıya bir kişinin yardımcı olmasına müsaade ediyoruz demişlerdi, yardım etmeye çalışan kişi sayısı artınca kargaşa oluyormuş. Kahve içtim muz yedim, kana kana su içtim mataralarımı doldurdum ve arkadaşlarım ile vedalaşarak son tur için yola koyuldum.

Koşarak başladım son tura, koşmaya başlayınca hala koşabildiğimi düşündüm ve sevinerek koşmaya devam ettim.  Bitirme zamanını hesaplamaya başladım, hava kararmadan bitirebilir miydim acaba henüz saat 14.00 idi ve havanın kararmasına 7-8 saat vardı. Bir süre sonra yürü koş yapmaya başladım bu şekilde cp. ye geldim. Birinci ve ikinci kontrol noktalarından bilekliklerimi aldım cp. ye teslim ettim, üçüncü ve dördüncü kontrol noktaları için yola çıktım, bir müddet koşmaya devam ettim, hava kararmaya başlamıştı. 140-150 km. arasında, üçüncü ve dördüncü kontrol noktalarının olduğu yerde yaptığım uzun telefon konuşması iyice bozdu motivasyonumu, bu yüzden bırakın koşmayı yürüyüşüm bile çok yavaşlamıştı. Havanın da kararmasıyla soğuyan havada üşümeye başlamıştım, hafif titremeler gelmeye başlamıştı.  Cp ye gelip bilekliklerimi teslim ettim, üşümeme iyi geleceğini düşündüğüm için sıcak çorba ve kahve içtim.

150km. den finişe doğru yola çıktım, üşümem geçmemişti, artmaya başlamıştı titremelerim. Bir süre bu şekilde ilerledikten sonra, sağa doğru yani finişe doğru yönümü döndüm. Devam eden titremelerden paniklemeye başladım, çantamda ne kadar giysi varsa, reflektörlü yelek dahil hepsini giydim. Koşarsam titrememin geçebileceği aklıma geldi, koşmaya çalıştım koşamıyordum, neredeyse yürüyemeyecek kadar bitkindim. Acil durum battaniyesi aklıma geldi, durdum, sırtımdan çantamı indiriyorum, çantamı açıp acil durum battaniyesini çıkarıyor ve açıyorum, bir türlü battaniyeye sarılamıyorum, bir türlü battaniyeye hakim olamıyorum, uçuşuyor battaniye. Birazcık sarılabiliyorum, sarındığım kadarı yeter diyorum ama içime soğuk havanın dolduğunu hissediyorum. Tekrar çıkarıp tekrar sarınmaya çalışıyorum ama tam korunacak kadar bir türlü sarınamıyorum, rüzgarı önüme alıp arkaya doğru savrulan battaniyeye bir türlü sarınamıyorum o kadar çok dönüyorum ki kendi etrafımda başım dönüyor neredeyse. Durup devam etmek istiyorum, birden etrafımda hiçbir işaret olmadığını görüyorum. Hiç işaret yok, battaniyeye sarınmaya çalışırken rotadan çıkmış, işaretleri takip etmeyi bırakmışım, tuz gölünün kenarında otoyola yakın noktada olan, hatta mavi kırmızı ışıkları olan tesis yada bina yada fabrikaya doğru yürüyorum, bunun arkamda kalması gerekiyordu diye düşünüyorum, saate bakıyorum, kaptanımın da saatinin şarzı bitmiş, cep telefonumu çıkarıp pusula ile yönümü bulmayı deniyorum, emin olamıyorum pusulayı nasıl kullanacağımı bilmiyorum. Arkadaşı arayıp konum atmasını isteyeceğim aklıma bu geliyor, arıyorum cevap vermiyor, uyuyakalmış. İşaretleri bulabilmek için durup daha uzaklara ışık tutuyorum, tuz gölünün içlerine doğru mu yoksa otoyola doğrumu gitmeliyim bilmiyorum. Bir müddet daha işaretleri aradım, üşüdüğümü unuttum kaybolduğum için korkmaya başladım. Bir süre sonra hala mavi ve kırmızı ışıkları olan tesise doğru yürüdüğümü gördüm, bu sırada daha içeride ama karşımdan 3 kişi geliyordu, bana sesleniyorlardı, nereye gidiyorsun diye. 140. km. başında yanından koşarak geçtiğim arkadaşımdı bu, daha arkadan gelenlerle birleşip yürümüşler tüm parkuru. Şaka yaptım, bir tur daha atacağım dedim. Dönüp onlarla beraber finişe doğru yola koyuldum.

Yürüyordum, hiç konuşmadan, dönüp arkama baktığımda kırmızı mavi ışıkları olan tesisi hala görebiliyordum, ben yürüdükçe arkamdan geliyordu, ileride kamp alanının ışıkları görünüyordu, ben yürüdükçe kaçıyordu.  

Planlanan zaman alt üst olmuştu, son 15 km. yi 6 saatte geçebilmiştim.

 

 

Bitiş çizgisine gelmiştim, son bir kez koşup, koşarak bitirmek istiyordum, bu güne kadar yakalayamadığım her şey için, çıplak elle balık tutmaya çalışmak gibi, ellerimin arasından kayıp gitmiş her şeyin peşinden. Ağzımdan nefes alıyordum. Lokomotif gibi atan kalbim ağzımdan düşecek gibiydi. Koşuyordum bütün vücudumla, kafamı geriye atmış, gözlerimi kısmıştım. Bağırdım.

AAAAAAH!

Hiçbir şeye yetişememiş, hiçbir şeyi yakalayamamıştım.