Ne organizasyondu ama … 80 ülkeden koşucu Türkiye’nin vitrin yarışlarından olan bu yarışa katılacaktı. 119, 63  ve 38 k parkurları ile 2.500 ün üzerinde sporcu burada yarışacaktı. 38 k CST parkurunu koşmaya geçen yıl karar vermiş ve yaklaşık bir yıldır bugünü hayal etmiştim… Henüz LİKYA MAROTUNU yeni bitmiş ve 3 hafta sonra bir maraton daha koşmanın çok zor olacağı baştan belliydi.  Son 8  k da 3 hafta öncenin yorgunluğunu hissetsem de,  coğrafyanın büyüsü beni çektikçe çekti.  Koşamazsam da yürürüm diyerek, bildiğim sevdiğim ve her seferinde güzel anılar biriktirdiğim bu coğrafyada hep merak ettiğim o vadileri bu kez koşarak keşfettim ve anladım ki ben daha önce burayı hiç bilmiyormuşum. Öyle manzaraya bakmak değil ; bu kez ayağımla vadilerde  volkanik taşlara ve kumlara basa basa ilerledim. Vadilerden inip çıkarken, karanlık tünellerin sonunda ışığa ulaşmaya çalışırken bir baktım ki Cappadociaultratrail bitivermiş. BiKoşuAdana ile ülkemizi ve Adana’yı her 3 bölümde de güzel bir şekilde temsil ettik. Bunu BiKoşuAdana formasını gören dostlardan daha önce temas eden ve mutlaka bir noktada yardımcı olan arkadaşlarımızın katkılarıyla yaptık. Onların güzel dokunuşları olmasa Türkiye de bu kadar sevilen ve saygı duyulan bir grup olamazdık. Tekrar teşekkürler.

Yarış sabahı start noktasında bekleyen yerinde duramayan bizler, ortamın enerjisine kendimizi kaptırıverdik. Start noktasının ön tarafı oldukça kalabalık olduğundan bu noktaya yaklaşamadık bile.

 

 

İlk anlarda gerilerde olmamız sebebiyle önümüzde akan insan  selinin gidişini izledik aman Allah’ım o ne kalabalık starttan geçiş anı bile tam bir ağır çekim.

 

 

Ürgüp çıkışından arnavut kaldırımlı ana caddeden direk yokuşla başlayan yarış ufak ufak tırmanma hamleleriyle devam etti. Burada Bilge önümü kapatmasaydı güzel bir poz verecektim ama sağlık olsun  🙂  

 

 

Bir süre sonra sola doğru, patika ya verilen yolla taş zeminden kurtulup toz ve toprağa bulanmaya başlıyoruz volkanik oluşum sebebiyle burada neyle karşılaşacağımızı anlıyoruz. yavaş yavaş tırmanmaya başlıyoruz. Önde giden kalabalığın ucu bucağı yok.

 

 

Hiç böyle bir yarış görmemiştim sayı fazla olunca insan akan insan seline sadece hayranlıkla bakıyor.  Burada gücümüz yerinde olduğundan rahat rahat çıkıyoruz derken nabzımın yükseldiğini fark ediyorum; Bu durum sanırım irtifadan kaynaklanıyordu. Adana’nın yükseklik ve basınç farkıyla, bu bölge haliyle farklılık gösteriyordu. Nabzımı inişlerde ne kadar düşürmeye çalışsam da olmuyordu. Sanırım yarış boyunca bu nabız problemiyle Baş edecektim. İrtifa antrenmanı şart! 0 rakımla 1.100 rakım aynı olmuyor. Yokuş aşağı volkanik kayaların arasından kum gibi görünen ama sert olan beyaz kayalara basa basa inmeye devam ettik yol arada daralıyor insan seli sanki bir imbekten geçer gibi tek sıra halinde minik vadilerden geçiyordu.

 

 

Bu halde ilk CP olan İBRAHİMPAŞA’YA yaklaştığımız da tarihi köprüden geçerken muhteşem anlara tanıklık ediyoruz. Burayı daha önce hiç görmemiştim.

 

 

Yerleşim yeri olduğundan; alkışlar, fotoğraflar, insanı kendine getiriyor.

 

 

Bittim dediğin anda bu kalabalıklarda olmasa… 🙂  İniş sevinci kısa sürüyor. Hiç beklemeyin, daha bitmemiş yokuş…

 

 

İBRAHİMPAŞA’NIN içinden dar ve dik Arnavut kaldırımı sokaktan geçerken karşımızdaki çeşmede ben bacaklarıma soğuk suyla şok yaparken yanımda sonradan İspanyol olduğunu anladığım koşucu, su teknesinde kafasını sokmaz mı  🙂  güzel fikir.

 

 

Bir süre konuştuktan sonra tırmanmaya devam ederek küçük yerleşim biriminden ilk cp ye ulaşıyorum limon tuz ve su takviyesini alıp ekip halinde hep beraber yola çıkıyoruz bu ilk cp de ekip kısmen de olsa toplu olarak çıkış yapabiliyoruz.

 

 

Gücüm hala yerinde UÇHİSAR’a kadar vadilerden yola devam ediyoruz. Derken sırtımda bir ıslaklık hissettim, önce ter diye önemsemezken arkamdan gelen koşucuların uyarıları ile de çantamdaki suluğun patladığını anladım sırtımdan ayaklarıma kadar su akıyordu ve susuz kalma düşüncesi beni endişeye düşürmeye başlamıştı. Ama yardımlaşma had safhada.. Adana’dan Av. Arkadaşım Eylem Eser yetişiyor ve suyunu teklif ediyor çok teşekkür ederim. Ama dayanabilirim düşüncesiyle yola devam ettim.

 

 

Ama bu aksilik beni biraz da olsa endişeden dolayı yavaşlattı moralim bozulmuştu ama yola devam edecektim mecburen. Ağaçların oluşturduğu gölgelerden, kısmen toprak zeminden, elma bahçeleri ve antik yollardan geçerek ilerlerken karşımıza ansızın çıkan tüneller sizi şaşkına çeviriyor.

 

 

Buralardan geçerken kafanızı korumanız ve acele etmemeniz gerekiyor kafasını çarpan çok fazla koşucu oldu. Aydınlıktan aniden karanlığa girince geçici bir körlük hissi yaşayabiliyorsunuz.

 

 

Vadiler küçük sular ve serin bir hava eşliğinde uç hisara ulaştık. Ama burada durmuyoruz cp yi burada umarken daha yolumuz var. Bir gün önce brifingi kaçırmanın bedelini bu yarışta her şeyin sürpriz olarak algılamama sebep oldu mutlaka derse iyi çalışmak lazım .  🙂  

GÖREMEYE  doğru in çık yaparak yola devam ediyoruz at çiftliklerinden ve bahçelerden geçerken hava ısınmaya güneş etkisini göstermeye başlıyor. Susamaya başladığımı hissettim,

 

 

 

Hortumda kalan son su kırıntılarını çekerek ilerlerken kesintisiz bir çıkıştan sonra, GÖREME’NİN en üst noktasına ulaşıyorum.

 

 

 

Enfes manzaraya bakarak fotoğraflar çekerek bu noktadan aşağıya doğru kesintisiz bir inişe geçiyoruz. Gerek yerleşim yeri oluşu gerekse de cp ye ulaşma azmi ile cp ye ulaşıyorum, bu arada İBRAHİMPAŞA inişinde aksilik yaşadığım için oldukça geride olduğumu düşünüp moralim bozuk olarak girdiğim cp de dostları görünce moralim yerine geliyor. Tuğba tüm cp’yi bitirme telaşında, Dilem ona takılıyor ve o anın fotosu;

 

 

Vakit öğlen olduğundan ve son cp olduğundan biraz da fazla kaçırarak tuzlu yiyecek ve soda tüketiyorum. Bu noktaya kadar, suluğumun patlaması sebebiyle, susuz gelmek gerçekten çok zor oldu.  Göreme cp den yine toplu olarak çıkış yaparken, dondurmacıdan küçük su alıyorum, mecburen geri kalan yola bu suyla devam edeceğim. Göreme milli parkına girmeden alt yoldan sağa doğru verilen yol sebebiyle inişli çıkışlı daha önce hiç buraya benzemeyen bir vadiye giriyoruz.

Kendimi, İznik veya buna benzer bir bölgede hissettim. İnanılmaz bir bitki örtüsü, keskin inişler ve çıkışlar var. Bu nokta az sonra bir öğrenci grubu çıkıyor karşımıza;  “abi sizden kaç tane var ya? Az önce gene geçmedin mi sen?”  diye sormasından yol boyu birçok BiKoşuAdana’ lının olmasından gurur duydum. Arkadan daha çok gelen var aynı benden  🙂  diyerek yanlarından geçtim. Burada çok güzel geçiş ve yürüyüş alanları yapmışlar. Bir kısmı yapay olsa da doğayla zamanla bütünleşmişler. Ağaçların ve çalıların arasından geçe geçe ilerlerken az sonra bir çöle ulaşacağımızı bilmiyordum.

 

İlk gün brifing çok önemli brifingi kaçırınca yol benim için gerçekten sürprizlerle dolu oldu. Bu arada çölden önce son bir su ikmal noktası koymaları gerçekten çok iyi fikir olmuş.  Yarışın en zor bölümü olan son 8 k başlıyordu bu bölüm; öğleden sonra olması,  yakıcı güneşin etkisi ve zeminin bölgeye özgü volkanik zemin olması sebebiyle sayısız in çıkların olduğu en sert bölümdü.

 

 

Bu noktaya kadar gücünüzü fazla harcamadan gelmeniz çok önemli ama ben 3 hafta önce LİKYA’da maraton dan çıktığımdan güçsüz olduğumu anlıyorum. Burada mental olarak zorlanan çok insan gördüm; hatta ağlayan birkaç koşucuya moral vermek için bir süre sohbet dahi ettim. Güneş ve sayısız in çık sebebiyle bir ara midem bulandı ama kendimi toparlamayı başardım… ama bağırsak problemini yarışın sonuna kadar. Bu noktadan sonra yaşayacaktım burada tüm haftaların yorgunluğu çıkmaya başlıyordu üst üste iki maraton yapmayın sakın gerçekten zor oluyor.

 

 

Çölden çıktıktan sonra yavaş yavaş ÜRGÜP’E yaklaşıyoruz.  Daha önce gördüğüm turistlerin fotoğraf çekmek için durduğu 3 lü peri bacalarının arasından geçerek ilerliyoruz burada sürekli iniş olacağını düşünürken ara ara çıkışlar sizi şaşırtabilir. Sürpriz… Birde kesintisiz bir çıkış var ki size sanki daha yarışın bitmediğini tokat gibi hatırlatıyor. Bu arada 63 k koşan koşucularla beraber koşmaya başlıyoruz. Yanımdan Uğur geçiyor maşallah! 60 k koş hala güçlü kal;  “içimden muz ağacı çıktı” diyerek yola devam ediyor  🙂   

 

 

Nihayet yokuşlar bitip ÜRGÜP ana caddeye ulaştığımızda, direk aşağı inmeyi beklerken, sağa sokak aralarına uzatılan yol ve Arnavut kaldırımı bir hayli zorluyor. Son 200 metre sesler alkışlar ve motivasyon naraları eşliğinde dar sokaklardan ilerliyoruz.

 

 

Birkaç koşucu burada sendeledi yorgunluktan ve son bölümden dolayı dikkat dağılması, bu bölüme mutlaka dikkat edin.. bir koşucu da çok kötü düştü. Arnavut kaldırımı hiç sevmiyorum. Takılmak ve düşmek her an olması dikkat dağılıyor.

 

 

Son 100 metre… Düşen koşucuya bir şeyin var mı diye sorup ilerliyoruz. Çok şükür ayağa kalkıyor. Ve finish noktasında o muhteşem anının büyüsü ile nerden geldiği bilinmez o enerjisi ile uçarak finish noktasına ulaşmak muhteşem an…

 

 

 

 

Finişte bekleyen herkese sonsuz teşekkürler. Ve en büyük destekçim sevgili eşimde bu kez finişte beni bekliyor. Madalyayı asıl sahibine iade ediyorum  🙂  Onun desteği olmasa bu yarışlara katılmam çok zor…

 

 

Uça uça finish den geçip saat öğleden sonra 4 civarı yarışı tamamlamayı başarıyorum. Hava soğuk, yedek kıyafet mutlaka almak lazımmış, ben düşünemedim. Bu halde yemek alıp herkes gibi taş zemine oturarak yemeğimi yiyorum. Başarmış olmanın mutluluğu ile, bir süre gelenleri izliyorum, ve gelecek seneyi hayal ediyorum.

 

 

 

ORGANİZASYONA DAİR,  Her şey mükemmeldi gerçekten Türkiye’nin vitrin yarışlarından biri.. ortam mükemmeldi havaya dikkat! bir gece önce dışarıda oturmayın. Sanırım biraz üşüttük, yarış boyu ben dâhil birkaç kişi bu hava değişiminden kötü etkilendi ortam güzel, ama mevsimden dolayı gündüze aldanmadan mutlaka polar türü bir giysi almak gerekiyor.

Seneye daha tecrübeli olarak 63 k parkurunda görüşmek ümidiyle…