MARATON HAZIRLIĞI: “Meet your limits” slogan buydu, ama ne anlama geldiğini yola çıktığımızda anlayacaktık… Likya yolunu öteden beri bir şekilde görmek hayalimdi yıllarca arabayla asfalt zeminden Kemer, Çıralı, Olympos yolunu gittim, ama hep acaba bu yolda yürümek sahilden nasıl olurdu diye hayal edip durdum.. Sonra koşu hayatıma girdiğinden beri “Likya maratonu” adı altında bir organizasyonun varlığından haberdar olunca, bu organizasyonu takvimime almaya karar verdim. Hani şu hep gördüğümüz Olympos ve Çıralıdan dağlara doğru bakınca ne yüksek dağ dediğimiz yer! İşte tam oradan inecek gerisinden 37 kilometre koşup Çıralıya ulaşacaktık. Hemen yarış öncesi bu yarışın ne kadar zor olduğunu bana Tuğrul Peker hatırlattı teşekkürler. Bana; mücadelenin hiç de kolay olmadığını mutlaka ciddiye almam gerektiğini söylediğinde yaz başıydı. Ama Adana sıcağında uzun koşu antrenmanları sıcak nedeniyle zorlaşınca yarıştan biraz korkmaya başlamıştım. Kış yarışlarına nispeten daha hazırlıklı olma durumu maalesef yaz sebebiyle olmamıştı. İlk denemem yazın Kalkan bölgesinde olmasına rağmen, Likya yolunu tam olarak bulamamıştım. Neticede bu yarışa çok hazırlıksızdım ama bu yolu tecrübe etme isteği beni yola çıkardı….


ORGANİZASYON: Bu maratonu denemek isteyenlere deneyimlerimi aktarmaya başlayalım; Akşamüstü ulaştığım organizasyon alanına özel araba olmadan ulaşmak çok zor, bu sebeple mümkün olan en yakın oteli tutmaya çalışın, bilmeyenler için Çıralı da zaten öyle bildiğiniz anlamda büyük oteller yok bungalow tarzı odalar mevcut ve oda kahvaltı sistemi ile çalışıyorlar. Çıralının son bölümüne kurulan merkeze ulaştığınızda çadırlara dolu bir alan karşınıza çıkıyor. Organizasyon için kurulan içinde ana çadır ve yarış kitlerinin dağıtıldığı ayrı bir alan ve tam orta bölümde o müthiş anlara gebe finiş noktası… Yavaş yavaş da olsa çalan müziklerle havaya girmeye başlıyorum.

Arabadan inip şöyle bir alana göz atıp derin bir nefes aldıktan sonra akşamdan hazırladığım ve yarışta kullanacağım yarış çantamı çıkarıp kontrol noktasına ilerliyorum. Burada yarış çantasını mutlaka zorunlu malzemelerle beraber hemen çıkarıp yarışacakmış gibi hazırlayıp valizin ayrı bir köşesine koymak işinizi kolaylaştırıyor. Yarış kitlerini ve hatıra tişörtünü de aldıktan sonra dostları beklemeye başlıyorum. İlk olarak, tam bir kaptan edasıyla Dilem arıyor arkasından Emine alana geliyor.. BiKoşuAdana toplandı vee ilk resim…



Birazdan herkes toplanmaya başlıyor.. Tüm dostlar bir arada Adana ekibi Koşuperestte alana gelince ortam şenleniyor… Geleneksel makarna partisinden sonra. Kaptanın kulak çekmesiyle 🙂 brifingin yapılacağı çadırın hemen hemen ön tarafına çalışkan öğrenciler gibi dizilmeye başlıyoruz.. Her yarışta ama özellikle bu yarışta bilgilendirme çok önemli. Brifingden aklımda kalanlar.: İin çık, in çık insanı deli edercesine başlayacak olan inişler çıkışlar.. Ve susuzluk.. En önemli uyarı su sorunu! Coğrafyanın yapısı gereği araçla ulaşım noktaları sınırlı olduğundan su aralıkları ve cp noktaları biraz fazla uzun bırakılmış buna hava sıcaklığını da eklerseniz yanınıza mutlaka fazla su alabilecek şekilde çıkmak lazım.



MARATON: Yarış geceleri tantanaları hiç bitmez gerginliği atmak için bitmesini istemeyeceğiniz gece sohbetler başkadır; ama sabah yarış var erken yatmak lazım 🙂 uyumak ne mümkün.. ama dinleniyoruz birazda olsa… Gece 3 de alarm çalıyor akşamdan hazırladığımız eşyaları toparlayıp servis alanına ilerliyoruz. Kalkar kalkmaz akşamdan hazırladığımız yiyeceklerden birazda olsa atıştırıyoruz daha 3 saat var ne de olsa. Saat 4 de servislere biniyoruz yaklaşık 1. 5 saatlik yolculuktan sonra yarışın başlayacağı Karaöze ulaşıyoruz.


Etraf zifiri karanlık ufak ufak ısınma çabaları son ihtiyaçlar giderilip son geri sayım ve başladı yarış….



Kafamızda tepe lambaları ilk anlarda herkes yakın olduğundan gayet aydınlık bir yol, daha sonra mesafeler açılmaya başladıkça yalnızca kendi ışığımızdan faydalanarak yola devam ediyoruz.



Adana ekibi olarak ilk 7 km si toprak yol olan bölümü birlikte tamamlıyoruz. Bu arada hava yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor ve manzarada kendini yavaş yavaş göstermeye başlıyor. Aman Allah’ım! Akdeniz’in bütün ihtişamı yanı başımızda.


İlk su molasında yedeklerle beraber tüm mataraları dolduruyoruz asıl Likya yolu şimdi başlıyor. Ufak ufak patika yola girmeye başladık yaklaşık 2 km sonra Gelidonya fenerini görüyoruz. İşte tüm ihtişamıyla karşımızda…. enfes manzaraya baka baka; bol bol resim çekiyor ve manzaranın tadını çıkara çıkara yükselmeye başlıyoruz.



O an keşke batonlarımı alsaydım diye içimden geçirdim, bu pişmanlığımı daha sonra hep yaşayacaktım.


Adrasan’a kadar in çıkların bitmediği yer yer jilet gibi kayaların olduğu uçurumlarla dolu en tehlikeli bölüm başlamıştı.

Ne çıkmalar bitti! Ne inmeler! insanı gerçekten deli eden bir yanı vardı bu coğrafyanın…. Tüm enerjim bitmek üzereyken kurtaran inişler başlıyordu.



Bu inişlerde yer yer koşarak, bazen uçarak, ama bolca kahkaha ile tamamlıyor sonra yine yokuş başlıyordu gerçekten hiç bitmeyecek derken. İkinci su ikmal noktasına kendimizi resmen attık susuzluk çok fena hava sıcak ve ne kadar su alsanız da yetmiyor.


İkmal noktasından sonra toprak yoldan kısmen köy içinden geçerek 21. Km de bulunan Adrasan’a ulaşıyoruz. İlk defa düz zeminde biraz koşarak ilerliyoruz ekip hala beraber ve kopmadan Adrasan’a ulaşmayı başardık. Bu yarışta ki en büyük sıkıntı coğrafyadan dolayı ki gerçekten araç yolu yoktu, CP ler arasının dengesiz dağılımı oldu. Su ikmal noktaları olmasa gerçekten zor durumda kalabilirdik. İlk CP de biten enerjimizi bol bol tuz ve limon takviyesi ile yeniliyoruz.


Bu noktada ayağımın su topladığını fark ediyor ve sağlık ekibinden yardım alıyorum. Bu yaptığım en büyük hata oldu; Yarıştan en az bir iki antrenmanda uzun süredir kullanmadığınız ayakkabıları yumuşatmak gerek. Ayakkabıları yarış sabahı çıkarır aylarca kullanılmayan ve sertleşen ayakkabıları yumuşatmaya çalışırsan bedeli; sertlik nedeniyle vuran ve su toplayan ayaklar oluyor. Biraz ağrı kesici ve pansumanla yola devam.. Çok oyalandık… Adrasan’dan Musa dağına tırmanacağız sonra Olympos antik kentine kesintisiz bir iniş başlayacak hedef bu ama gel de bunu uygula. 🙂 Adrasan’dan 1 km asfalttan ilerliyoruz. Tırmanışın başlayacağı patika yoldan önce 2 km yine toprak yolda bi süre gidiyoruz. Dilem ve ben arkada kalıyoruz kaptanın tecrübesine güvendiğimden tempomu ona göre ayarlamaya çalıyorum (ne haddime içimden inşallah hızlanmaz diyorum 🙂 ) önden her zamanki gibi Turan Akın mesafeyi açıyor sonra Emine en önde arayı açtıkça açtı. Ben artık maratonu bu bölümünü Dilem kaptanla inşallah finişe kadar götürürüm diye düşünürken telefonum çaldı arayan Emine? ben o sırada video çektiğimden telefonu açar açmaz tamam geride kaldık, geliyoruz dedim ve kapattım. 🙂 Telefon ısrarla çalınca yeniden açtım ve Emine kayboldum dedi.? Biz yer ve konum bildirme çabasına girerek Emine’yi beklemeye başladık. Emine yolu bulduğu söyleyince bizde ufak ufak yola devam ettik.
Emine tam ararken aşağıdaki fotoyu çekme çabasındaydım. 🙂



En önemli not: Arkadaşın arıyorsa aç acil durum olabilir. 🙂 Rotada da işaretlemeler kırmızı beyaz boya ile yapıldığından bazen eski rotaların karışabileceği uyarısı yapılmıştı ama özellikle köy çıkışı biraz karışıktı bu kayboluş +2 km olarak Emine’ye yazdı ama onu ne durdurabilir ki. 🙂
Yoldaki işaretlemeler ve daha önce dönemeçlere yapılan dizili taşlar işinizi oldukça kolaylaştırıyor. Kaptana da poz vermek düşüyor.



Yolda ekibi yeniden toplamaya başladık, Adana ekibi birlikte yarış devam edecektik bunun moral ve motivasyonu çok büyüktü. İlk bölüm kadar iniş çıkış olmasa da bu bölümdeki kesintisiz çıkışlar gerçekten bizi bitirdi cp noktası serap gibi karşımıza çıkana kadar gerçekten çıkış antrenmanı Eksikliğini hissettik.



Yine aynı duygu; “baton şart!” Mehmet kaptanı saygıyla anıyorum 🙂 ya ne gerek var demesine aldırmadan alacaktım, batonları. 🙂


Son Cp de zirvede kendimize geldikten sonra, sonunda Musa dağı zirveden iniş başlıyor aman Allah’ım o ne eğlence… Bıraktık kendimizi ağaçların altından üstünden yanından hızımızı alabildiğine koştuk belki de koşu boyunca yaşadığımız en güzel anlardı…



O yol nasıl bitti anlamadım 🙂 karşıdan gelen turist gruplarını yavaş yavaş görmeye başlıyoruz başka gruplar yol boyu selam veriyor bizlere Olympos’a yaklaştığımızı anlıyoruz ve antik kentin dağdan iniş noktasında jandarma karşılıyor bizi antik kentin içinden unutulmaz manzaralara baka baka tam ortadan geçen soğuk suya kendimizi atsak mı diye diye 🙂 denize ulaşıyoruz.

Nihayet koca sahil önümüzde son 3 km Çıralı uzaktan bizi bekliyor. Alabildiğine uzun plajdan kumlarda mümkün olduğunca kaçınarak sert zemin araya araya son gücümüzle koşmaya başlıyoruz Emine’yle.



Sahilden nasıl olsa kimse gelmez diye ağır ağır giden diğer koşucular ansızın arkalarından biten bizi görünce “nerden çıktınız siz diye tepki vermeleri” üzerine sahilde kahkahalar atarak ilerliyoruz. O ne yarışıyor muyuz? 🙂 Duran herkesi koşturduk sahili karıştırdık ya helal olsun bize!! 🙂 Ne güzel eğlene eğlene gidiyordu herkes. 🙂 bu son 3 km de Emine beni ne kadar gaza getirmeye çalışsa da sen git diyorum artık gücüm tükendiğinden sen koşabildiğin kadar koş dedim ve yavaşladım. Bu kısım aslında en kolay yer olması gerekirken organizasyon tarafından yol bir sahile bir asfalta zik zak yaparak ilerletmeye çalışmışlar ben asfalta çıkınca oradan devam ettim; meğer sahilden gitmek lazımmış 🙂 benim gibi birçok kişi aynı yanılgıya kapıldığını anlayınca vicdanım rahatladı. Ama sahilden gitmek gerçekten çok zor kum bütün gücünüzü sanki emiyor.
Yavaş yavaş sesleri duymaya başlıyorum son 100 metre kala finiş anının o eşsiz büyüsü başlıyor. Finiş de beni yine Emine karşılıyor. Hiç bırakmadı sağ olsun, mükemmel bir yol arkadaşısın dostlar başına diyelim 🙂 Yarışı bitirmesine rağmen beni beklemesi finiş de tanıdık bir sesin olması sizi nasıl mutlu ediyor anlatamam.



Hiçbir turistik gezide Göremeyeceğiniz anlar ve enfes manzaralar.. Ve en güzeli de Gelidonya Feneri… Güneş doğarken oradan geçmek unutulmayacak bir andı… Asfalt yolda arabayla geçtiğim coğrafyadan bu kez koşarak geçtim ve unutamayacağım daha nice anlara şahit oldum….Ne yarıştı… Sabır ve irade gerektiren, insanın gerçekten bittim dediği anlara zemin hazırlayan jilet gibi kayalar, yer yer kaygan zemin ve enfes manzarasına rağmen uçurumlarla dolu bir parkur… 37 k ama limitleri zorlayan bir 37 k.. teknik ve insanı deli eden tam bitti dediğin anda yeniden başlayan çıkışlar… Ne yoktu ki bu yarışta… Sabah 3 te başlayan yolculuk 6 da gece karanlığında başlayan yarış, yakıcı güneşte bitti. Oyun parkuru gibi olan inişlerden hoplaya zıplaya indik, bedeli su toplayan ayaklar oldu, ama bu eğlenceyi kaçıramazdık.


Beni ters psikoloji ile tahrik eden ve yolda kalmamı sağlayan TURAN AKIN’A 🙂 Oda ve yol arkadaşlığı için KADİR ALBAYRAK hocama, Tecrübesini ve tavsiyelerini sürekli aktaran ve ekibi ayakta tutan kaptanımız DİLEM’E ve yol arkadaşlığı için EMİNE’YE ne kadar teşekkür etsem azdır. Onlar olmasa bu yarış bitmezdi… Unutulmaz bir iniş ve son 3 k oldu… Bu parkuru bizlere sunan ve limitlerimizi görmemizi sağlayan @uzunetap @lycianwayultramarathon son teşekkür de sizlere… #bikoşuadana #likyaultra #bkaheryerde #lycianway #lycianwayultramarathon