BIB #3399


Raporumda hem parkurun teknik kısmı hem de gelecek yıllarda bu UTWT takvimindeki güzel yarışa katılmak isteyenler için tüm detayları yazmaya çalıştım. Kahvelerimizi alalım ve bu keyifli haftanın tadını bir kere daha çıkartalım.

 

Kayıt
Berlin maratonu kuraları açıklandıktan sonra kurasız bir yarış istiyordum. Aynı sene içinde ikinci bir kura stresi hiç bana göre değil. Lavaredo’nun 87K parkuru benim için harika bir hedef olacaktı. Hem geçen sene burada, 120K koşan Cihan Baki Kışın’ın güzel yorumları hem de minik bir İtalya seyahati harika olurdu diyerek bu fikri aklıma sokan Dilem Koçak’ı arayıp 87K’ya kayıt olduğumu söyledim. Böylece zincirleme reaksiyon başladı ve ekipten 6 kişi bu yarışın iki farklı parkurunda yerimizi almaya karar verdik. Hayırlı olsun!

Kayıtlı ilgili Dipnot:
● 87K parkuru Auronzo’dan start aldığı için kayıt esnasında +5€ ile shuttle a kayıt yaptırmayı unutmayın. Cortina’da konaklamak daha mantıklı.
● Ekstra tshirt tercih ederseniz(+25€) hediye verilen tshirt ün aynısını alıyorsunuz. Olmasa da olur. Yine de isterim derseniz Fuar alanında alma şansınız var.
● Sağlık raporunu siteden indirip, belirtilen süreden önce imzalı raporunuzu tekrar yüklemeli ve onaylandığını teyit etmelisiniz.

Antrenman Süreci
Düzenli antrenman yapabilen biri değilim. Bunu bildiğim için kendime hedefe giden yolda ara hedeflerle bu yarışa hazırlamayı planladım.
● Mart 2019 – Alanya Ultra 48K +2700m
● Nisan 2019 – İznik Ultra 90K +2800m (İZNİK YARIŞ RAPORU, YARIŞ VİDEOSU)
● Mayıs 2019 – Tahtalı Run to Sky 27K +2600m (YARIŞ VİDEOSU)
● Haziran 2019 – Aladağlar’da trail takım kampı. 3 gün 2000m’de çadır kampı ve 3 seans toplam 60K +5100m (KAMP VİDEOSU)

Bu dört etkinlikle hedefim antrenman eksiğimi azaltmak, irtifaya alışmak, yokuş çıkış ve iniş çalışmak ve kendimi ilk defa çıkacağım bu mesafelere alıştırmaktı. Neler öğrendim bu süreçte:
● Baton kullanmanın önemi ve gerektiğinde katlayıp kaldırabilmeyi öğrendim
● İznik’te 90K’yı koşarken saatlik bölümlerle ve tırmanış öncesi bir şeyler atıştırmanın önemini anladım.
● Sadece su olan istasyonlarda vücudumun ekstra katı besin de istediğini Müşküle’de acı olarak tecrübe ettim.
● Alanya ve Tahtalı’da sıkı tırmanışın ne demek olduğunu ve 1 kilometrenin 20 dakikada zor çıkılabildiğini öğrendim.
● İznik’te Solöz Deresini cıp cıp koşarak geçerken kazandığım vaktin önemini ve bunun iyi bir çorabınız ve ayakkabınız varsa size sorun çıkarmayacağını tecrübe ettim.
● İlk defa karanlığa kaldığım İznik’te gece kafa feneri kullanımını ve gece trail koşusunu denemiş oldum.
● Alanya’da zirveden inişlerde rüzgarın belimi üşütüp, kramp girmesine sebep olduğunu öğrendim.
● İznik’te bir yarıştaki en yüksek süreme ulaştım. 15 buçuk saat.

Yarış haftası

Çarşamba, 26 Haziran
Ulaşım için birkaç alternatifimiz vardı.
● İstanbul’dan Venediğe inip otobüsle 2 saatlik ulaşım(veya araç kiralamayla)
● İstanbul’dan Bergamo iniş ve araba kiralama
● İstanbul’dan Malpensa’ya iniş ve araba kiralama

 



Biz 3.yolu tercih ettik. Malpensa Havalimanı Milano’nun kuzeyinde yaklaşık 50-60 dakikalık mesafededir. Sakin bir havaalanı. Hızlıca valiz alıp pasaport işlemlerimizi hallettik. Araba kiralama için çok seçeneğiniz var. Biz internetten ayırttığımız firmadan arabamızı aldık ki bize sıfır bir araç vermelerine teşekkür ederiz. Otobana çıktıktan sonra yol üzerinde vaktiniz varsa gezebileceğiniz yerler sırasıyla Monza, Bergamo, Brescia, Garda Gölü ve birkaç minik kasaba bulunmakta. Biz Garda Gölünde vakit geçirdik. Havaların güzelliğinin tadını çıkaran İtalyanlar gölde rüzgar sörfü, yelken ve kite surf yapıyorlardı. Gölün batısı boyunca giden yol bize keyifli görüntüler sundu. Gölün kuzeyindeki Riva del Garda’da bir kahve ve cannoli molası da günün çileği oldu.



Son olarak da birkaç eksik malzememizi tamamlamak üzere Bolzana Decathlon’a uğrayıp gece 10 gibi airbnb’den kiraladığımız Cortina’daki evimize ulaştık. 4 yatak odası, 3 banyosu, koca bir salonu ve tüm kasabayı izleyebileceğiniz keyifli bir terası olan evimize yerleştik. Ardından da ilk makarna ve pizzalarımızı yemek için kendimizi sokaklara attık.


Ekipten Meltem, Mehmet Ali, Bilge ve Can’ın yarışı(Cortina Trail) Cuma sabahı, Dilem ve benim yarışım(Ultra Dolomites) da cumartesi sabah başlayacağı için çarşamba gece Cortina’ya ulaştık. Yarışın açıklanmasıyla kasabadaki airbnb ve otel seçenekleri hızla azalıyor. Bu yüzden kalabalık bir grupla hareket ediyorsanız elinizi çabuk tutmakta fayda var. Bunun dışında haziranın son günleri olduğunu düşünüp çadır kampı veya karavan seçenekleri için de iklim oldukça uygun. Akşamları hafif dağ havası serinliği bizim gibi sıcaklardan gelenler için tek kelimeyle mükemmel.

Perşembe, 27 Haziran

 


Sabah, kahvaltı öncesi minik bir shake out run ile şehri keşfe çıktık. Dönüş yolunda hem start takının altında formalarımızla fotomuzu çekildik hem de kahvaltı yapacak bir yer bulduk.



Öğleden sonra 48K ekibi için buz hokeyi salonunda kurulmuş yarış fuarına gittik. Fuarın zengin çeşitlilikte olduğunu ama çok dar bir alana sıkıştırıldırıldığından dolayı bunaltıcı olduğunu eklemeliyim. Katılan markalar: La Sportiva, Altra Running, Brooks Running, Buff, BV Sport, Camelbak, Garmin, Gipron, Hoka One One, Mud Sweat Trails Store, Petzl, Rudy Project, Scarpa, Vibram ve pek çok bölgesel ve uluslararası trail yarışları(ikramlarıyla doyduk ve öğle yemeğine gerek kalmadı. Teşekkür ederiz). Alışverişler yapıldı ve belediye binası önünde de dondurmalarımızı yedikten sonra eve dinlenmeye geldik.

 


Akşam hem Vertical 20K finishine bir göz atmak hem de ertesi günkü yarışa gidecekler için bir karbonhidrat gecesi yapmamız lazımdı ki tercihimizi pizzadan yana kullandık.

Cuma, 28 Haziran
İlk defa bir yarış sabahı ama benim yarışım yok. Enteresan bir rahatlık içindeyim. Meğer yarış sabahları ne kadar gergin ve bir miktar da stresli oluyormuşum. Ben bu haldeyken evde de hummalı bir hazırlık söz konusu. Günün olumlu taraflarından biri de yarışın 09:00’da Cortina’dan başlayacak olması. Yarın sabah 6’da 1 saatlik mesafedeki Auronzo’dan başlayacak yarışıma 3’te uyanmak zorunda kalacağımı şimdi düşünmek istemiyorum. 48K’cıların yüzleri gülüyor ve ben de onları gönderip güzel bir kruvasan ve espressonun hayalini kuruyorum.


Start alanında öpüp koklaştıktan sonra Eda ve Başak startın 50m ilerisinde, ben ve Dilem de 200m ileride bekledik startı ve onlara son bir moral verip, videolarını çektik.



Sosyal medya paylaşımlarımızı yaptıktan sonra Eda ve Başak’la da buluştuk ve hayalimdeki kahvaltıyı yaptım.



Sırada bizim fuara gidip bib numaramızı almaya sıra geldi. Giderken yol üzerinde Çocuklar Yarışına denk gelip, miniklerin heyecanına ortak olduk.

Ben aksi olur diye düşünürken Fuar dünden daha kalabalıktı. Bu yüzden dün alırım diye düşündüğüm birkaç şey bugün kalmamıştı. Yarış kitimizi aldık, birkaç foto ve vınnn diyip eve kendimizi attık.


Bizimkiler ne yapıyor diye takibe başlamak üzereyken Can’dan sesli mesaj geldi. Başlayalı 4 saat civarı olmuş ve sesi iyi geliyordu. Takip uygulamasından herkesin sorunsuz ilerlediğini görmek sevindirici. Biraz uyku, biraz karb yüklemesi falan derken akşamı ediyoruz. Bu arada Can’dan bitirdim mesajı aldık. Son mesajını telefonunun çekmediği ormanda yollamış ve bize ulaşmamıştı. Neyse ki gittiğimizde Eda yanındaydı. Finisher yeleğini almış ve birasını içiyordu. Keyfi yerindeydi. Biz finish alanında takılırken Bilge de geldi. Onu da alıp eve döndük. Bu arada Eda ve Başak hem günün kahramanlarına ve bizim için bir sofra hazırlamaya giriştiler. Derken Mehmet Ali ve ardından da Meltem geldi. Günün sonunda tüm takım zamanında ve güçlü bir şekilde ve güzel anılarla finishe ulaştılar. Bunun için prosecco patlatılmaz da ne için patlatılır! (YARIŞ VİDEOSU BİRİNCİ BÖLÜM)


Bu keyifli sofradan erken kalkmak üzücü olsa da malzemelerimi kontrol etmeli ve erken yatmalıydım. Öğleden sonra hazırladığım çantamı salondaki masaya getirdim ve giyip çıkmaya hazır şekilde odama çekildim.

 

Cumartesi, 29 Haziran


Saat 03:00’te uyandığımda Dilem de kahvesini içiyordu. Sabah sessizlik hakimdi. Dünkü neşe yerini hafif strese bırakmıştı. Sandviçlerimi hazırlayıp yemeye ve üstümü giyinmeye başladım. 03:45 gibi evden çıkıp otobüs garajına yürümeye başladık. Serin bir sabahtı. Servis araçları için sıraya girdik.



Yol üzerinde dağda sıra halde ilerleyen kafa fenerlerini gördük. Dün gece 23:00’te başlayan 120K’cılar 6 saat bitmiş, Tre Cime’ye doğru tırmanıyorlardı. 1 saat yolculuk sonunda Auronzo’ya ulaştık. Daha starta 45 dakika var. İnsan bu noktada vaktin nasıl geçtiğini hiç anlamıyor. Biraz fotoğraf çekmeler, biraz bu güzel kasaba, göl ve ormanlara bakarak gözlere bayram yapmalar ve böylece başlayacak uzun yolculuğumuza kendimizi hazırlıyoruz.

Auronzo-Cimabanche arası (33K, +1850m)
Kalabalık starta ve dar sayılabilecek bir yola rağmen sorunsuz bir başlangıç yaptık. Yaklaşık 8K dere kenarında taşlı toprak yolda başladı. Az bir yükseklik kazanımıyla asfalt yola çıktık ve ormanın içine girdik. Bu kısımda batonlarımı açtım. Sert bir tırmanışla asfalttan ilk CP’ye ulaştık(12K).

Suyumuzu doldurup biraz da meyve yiyip yola çıktık. Tre Cime’ye kadar sürecek 6,5K ve 1200m tırmanış başlıyor burada. Bir süre sonra Dilem’le irtibatım kesildi ve bir daha denk gelemedik.



Yaklaşık 3-4K single track kısa boylu ağaç ve çalılar arasından tırmandık. Bu kısım yarışımızın en uzun süreli ve dik tırmanışıydı. Zirve öncesi düzlüğe ulaşınca kahvaltımın devamı olan sandviçimi kaynaktan aldığım buz gibi suyla yedim. Bu düzlük sonrası yol bir araba genişliğinde zirveye kadar devam etti.


Bu organizasyonun da logosunda bulunan 3lü kaya kütlesinin doğu cephesinde 120K parkuruyla birleştik. Onlar yaklaşık 50K geçmişler ve finishe kadar bizimle aynı rotada olacaklar. Geçtiğimiz aylarda organizasyon resmi instagram hesabında da sürekli bu kayanın önünde koşan insanların epik fotolarını paylaşıp duruyordu. Şimdi ben bu kütlenin önündeydim. Tre Cime di Lavaredo yani Lavaredo’nun 3 zirvesi bölgenin en turistik noktalarından ve arabayla da ulaşım imkanı olduğu için oldukça kalabalıktı. Zirvede hava serin ve iniş de hızlı olacağı için rüzgarlığımı giyiyorum. Batonları katlayıp kaldırıyorum.. Birkaç fotoğraf çektim ama bu açıdan 3lü kaya grubu net belli olmuyordu. O yüzden daha fazla oyalanmadan inişe geçiyorum. İlerledikçe istediğim açıya geliyor ve bolca kare ve video çekiyorum.



Landro’ya kadar sert bir iniş var ve bu kısmı oldukça hızlı inebildim. Vadi tabanına vardık ve dere yatağında ilerliyoruz. Güneş artık ben de buradayım diyor ve yakmaya başlıyor. İstasyona giderken bir nehre geldik. Suyu görünce seviniyorum. Bileklerime ve dizlerime iyi gelecek. Suya girince ilk başta iyi hissettiriyor ama 5 sn sonra ayakları hissetmemeye başladım. Sonuçta buz gibi su iyi geldi. Rüzgarlığımı çıkarıp yola devam ettim. Landro gölü kıyısından bir araba genişliğindeki toprak yoldan gidiyoruz. Az da olsa ağaç gölgeleri altında koşmaya çalıştım. İstasyona 100m kala kalabalık da artmıştı. Cimabanche istasyonu 120K’cılar için dropbag yeriydi ve koşucuların destekçileri burayı karnaval yerine çevirmişlerdi. Sularımı doldurdum. Çorbamı içtim. Hava kararıncaya kadar ihtiyacım olan malzemelerim için çantamda birkaç ayarlama yaptım ve yola çıktım.

Cimabanche-Malga Ra Stua arası (9K, +600m)
İstasyondan çıktıktan sonra bir süre yolun kıyısından düz bir patikadan ilerledik. Ardından bir alt geçitle yolun karşısına geçip ormanın içine daldık. Bir sonraki CP’ye kadar geniş bir patikadan tırmanıp indik. Bu yol hikingçiler tarafından yoğun kullanılan bir rota. Haftasonunu geçirmek için ne güzel bir yer. Benimse aklımda hala az önce geçtiğim istasyonun kalabalığı vardı. İnsanlar arkadaşları, eşleri veya anne/babalarını desteklemeye gelmiş olmaları ve bunu bir haftasonu aktivitesine çevirmiş olmaları çok güzel değil mi? Bu düşünceler arasında inişe geçiyor ve harika bir çimenlik alana geliyorum. İnekler arasında istasyona giriyorum.

Malga Ra Stua-Rif.Col Gallina arası (20K, +1250m)
Bir sonraki CP’ye 20K var. Arada 13. kilometrede su istasyonu var. Single track, dar kayalık bir patikayla başlayan bu yol hızlı iniş rüyamı unutmamı sağlıyor. İnişimiz dere kıyısına kadar devam ediyor. Dereyi köprüyle geçip tırmanışa geçiyoruz. Yol güzel, taşlı toprak ama tırmanış oldukça sıkı. Yarışın yol kitapçığında da dikkat çekilen bu tırmanış kısa süreli olduğu için büyük problem yaratmıyor.



Alpine Rescue Team’in yanından geçerken buz gibi nehirden birkaç bardak su içip dağın yamacından tırmanmaya ufak ufak devam ettik. Biraz daha ileride karşılaştığımız yer belki de Tre Cime’den sonra parkurun en ilginç yeriydi. Kayaların arasından çıkan bir şelale düşünün ve bu tepenin zirvesi dahil hiçbir yerinde kar olmadığını da ekleyelim. Yani su bu kütlenin içine tüm kış ve bahar boyunca hapsolmuş ve bize bu enfes doğa harikası görüntüleri vermeyi beklemiş. Foto ve video çekip devam ettim.


Bembeyaz taşlarla dolu vadi tabanına geldiğimizde artık koşmak mümkün değildi. Su bu kısımda dar bir yataktan ama yüksek debiyle akıyordu. Nehirde bir o tarafa bir bu tarafa geçe geçe devam ettik. Sanırım 7-8 defa bunu tekrarladık. Başlangıçta keyifli ve rahatlatıcı geliyorken sonlara doğru bu su geçişleri kötü bir deneyime dönüşmeye başladı. Suyu hızlı geçmeye çalışıyordum çünkü 5 saniyeden fazla kalınca ayaklarım sızlamaya başlıyordu. Güneşi artık vadi tabanında göremediğimiz için ayaklarımı tekrardan hissetmeye başlamanın da süresi artıyordu. Neyseki bu kısmı atlattıktan sonra yol dere yatağından tekrar yükselişe geçti ve hafif ıslak toprakta tırmanmaya başladık.



Birazdan su istasyonuna geleceğimiz için tırmanışta ufak bir mola verip ikinci ve son sandviçimi yedim. Vadide yukarı tırmananları izledim. Ardından toparlanıp tırmanışa devam ettim ve su istasyonuna geldim. Buradan sonrası CP’ye 7K vardı. Col dei Bos sırtlarına tırmanıştaki psikolojik üstünlük kesinlikle doğanın elinde. Geçtiğimiz 3 saatte bu duvarı uzaktan görerek ve ona yaklaşarak ilerledik. Sonunda Rescue Team’in çadırının yanında tırmanış sona eriyor ve iniş başlıyor. CP öncesi son tırmanışa dağın gölgesinde hızla indim ve kısa bir tırmanışla CP’ye giden dik inişe geldim.

Bu son dik iniş bir single track.Batonlarımı topladım. Zaman kaybetmeden inmeye çalıştım. Col Gallina CP’nin yine çok keyifli bir kalabalığı var. Burada şu batan güneşin son ışıklarında koşan arkadaşlarımı karşılamak da çok keyifli olurdu. Yine önce sularımı doldurdum. Kendime bir çorba aldım. Şimdi önümde hafif bir iniş ve ardından 400 metrelik bir tırmanış var. Kafa lambamı ve üşüme ihtimaline karşı yağmurluğumu da hazırladım ve istasyondan çıktım.

Rif.Col Gallina-Passo Giau arası (7K, +600m)
Batonsuz başlayıp eğimin yukarı doğru değişmesiyle batonları çıkartıyorum. Rif.Averau telesiyejine tırmanırken yol orman içinden single track olarak zorlayıcı bir çıkış. Orman bitip kayalıklar başladığında da koşu patikası hala toprak. Telesiyejin kulübesini geçtikten sonra bir miktar daha kar ve taşlık patikadan devam ederek zirveye ulaştık. Burada Alpine Rescue Team’in kulübesi vardı. İstasyon olmamasına rağmen çay ve su ikram ediyorlardı. Bir bardak çay alıp durmadan devam ettim. Kulübenin arkasındaki toprak yolumuz dik bir inişle devam etti. Patikaya girdiğimiz anda tırmanışa başladık. Hava da artık kararmaya başlamıştı. Taşlar ve kayalar beyaz olduğu için saat 21’e kadar lambamı açma ihtiyacı hissetmedim. Saat 22’ye doğru Passo Giau CP’ye ulaştım. Burada gecenin bu vakti bana/bize göre çok ilginç ama evsahiplerimiz için oldukça normal bir sunumla karşılaştım. Ekmek, peynir ve pastırma. Anormal olan ne derseniz, fotoğrafa göz atmanızı rica edeceğim. Bir şarap eksikti bu karede. Şaşkınlığımı orada da saklayamamış görevli İtalyana siz ne güzel insanlarsınız demiştim. 16 saatin sonunda böyle düşünceli ve özenle hazırlanmış yiyecekleri bulmak keyfimi tavan yaptırdı. Şimdi son istasyon için yola çıkma vakti. Batonla devam ediyorum.



Passo Giau-Rif.Croda da Lago-Cortina finish (18K, +300m)
Havanın zifiri karanlık olmasıyla verebileceğim detaylar azaliyor. Single track patikamızda, yer yer kar geçişleri ve toprak zeminin genel olarak koşmaya imkan verdiği bir yolda gidiyoruz. Yol kitapçığında ünlemle belirtilmiş tırmanış oldukça dik ama kısa sürdüğü için iyi bir ritimle çıkılabilirdi. 2 defa soluklanmak için durup yol verdiğimi eklemeliyim. Bu soluklanma molalarında aşağıya ve geldiğim istikamete baktığımda parkurdaki koşucuları tek tek görebiliyorum. Kafa lambalarıyla oluşan bu keyifli görüntü için bile durmaya değermiş. İstasyona inen son yokuş hızlı koşma imkanı veren bir patika. Rif.Croda da Lago istasyonu artık son misafirlerini karşılıyor. Batonlarımı kaldırıp, eksiklerimi tamamlayıp yola koyuluyorum.

İstasyondan çıktıktan sonra ormana giriyoruz ve bu ağaçlık alanın bitiminde Cortina’ya kavuşacağız. Zemin genel olarak hızlı koşmamı engelliyor. Taşlar ve ağaç kökleri karanlıkla birleşince kontrollü bir şekilde planımdan daha yavaş iniyorum.

Finish
Patika çıkışı, kasabanın ilk evinin yanından geçtikten sonra 2K daha yolumuz var. Cortina kasabası etrafındaki yüksek tepelerinden ortasında kalmış bir çanakta. Tam ortasında da kilise ve çan kulesi. İşte orada bitecek. Asfalttan düz ve hafif inişlerle ilerlerken son 1 kilometre yazısı bütün günün yorgunluğunu unutturuyor. Hala çan kulesine doğru ilerliyoruz. Col Gallina CP de hazırladığım bayrağı çıkartıyorum. Henüz erken olduğunu fark edip matara cebime geri sıkıştırıyorum. Zaman ve yol geçmek bilmiyor. Adım adım ilerlerken artık bildiğim sokakları görmek nasıl güzel geliyor anlatamam. 21 saat bitiyor bu arada. Son dönemeci aldıktan sonra yaklaşık 200 metre daha var. Evlerin arasından ilerlerken bitirmiş, yelek ve biralarını alanları görüyorum. Destek olmak için bana bağırıyorlar. Yorgunluk falan kalmıyor. Start takını görmeye başlayınca bayrağımı çıkarıyorum. Nasıl tutsam acaba? Yukarı mı kaldırsam, göğüs hizamda mı tutsam? Gerçekten çok heyecanlıyım. Ve gözüm yerde finish çizgisine takılıyor. O son adımı da atıp kafamı kaldırıyorum ve fotoğrafçıya gülümsüyorum.




Bugüne kadarki en uzun süre ayakta kalışım. 21 saat 5 dakika. Her anı çok keyifli ve her anı çok zorlayıcı bu koca günün sonunda bu birayı hak ettiğimi düşünüyorum. Finisher yeleğimi alıp birşeyler atıştırmaya oturuyorum ama sadece bira ve su içebiliyorum. Bir iki dilim limon yiyip hafif titremelerle eve dönüyorum. (YARIŞ VİDEOSU İKİNCİ BÖLÜM)

Pazar, 30 Haziran
Gece 03:05’te bitirip 3 buçukta evdeydim. Ertesi sabah 10 gibi uyandım. Espresso ve kruvasanla güne başlangıç yapıp Dilemle soluğu çevredeki güzel coğrafyada görmediğimiz yerlere attık. Gitmek istediğimiz yerlerin listesini yapsak bu bölgeyi pek de üst sıralara yazmayız ama hem yarışta hem de bu pazar gezisinde ne kadar yanılırmışız görmüş olduk.



Önce Misurina Gölünde pazar pikniği ve ardından Tre Cime View Point’te fotoğraf çektik sanki dün sabah dibinde az çekmişiz gibi.


Sonra Venedik ekibiyle buluşacağımız Braies Gölüne gidip buz gibi suyla bileklerimize ve dizlerimize bayram yaptırdık.


İtalya’da olduğumuzu bilmesek buradaki menülere bakıp bir Germen kasabasında olduğumuzu sanabiliriz. Avusturya sınırına 26km uzaklıktaydık. Recovery günü için harika bir son.

Yarış ekipmanı ve beslenme
● Kalenji Kiprun MT arazi koşu ayakkabısı
● Kalenji Kiprun strap kalın çorap
● Kalenji Kiprun Performans Tshirt
● Kalenji baggy arazi koşu şortu
● Kalenji trail rüzgarlık
● Kalenji su geçirmez yağmurluk (10000 schmerber)
● Kalenji arazi koşu çantası 15 litre
● Kalenji arazi koşu matarası 500ml (soft flask 2 adet)
● Geonaute Omnight 410 (120 lümen)
● Amazfit Stratos Saat
● Pioneer z-pole batonlar
● Btwin 100 yol bisiketi eldiveni
● Buff run cap
● Geye900 aksiyon kamera
● Dekstroz tablet
● Gu gel
● Sis izotonik jel

Kendime Notlar
● Her yarışa koşmak için gidilmez düşüncesini bu yarışta çoğu istasyonda gördüm, bütün gün düşündüm ve en yakın zamanda tecrübe etmek istiyorum.
● Bu yarış için 15lt çanta gereksizdi. Hava durumu kötü olacağı için bunu seçmiştim. Ama aksine çok sıcak oldu. 10lt yeterli olurdu fazlasıyla.
● Gün içinde inişler çıkışlar ve 7-8 defa sudan geçmemize rağmen ayakkabı ve çorap kombinasyonumu çok beğendim.
● Tüm gün güneşe maruz kaldık. Buff şapka kullandım. Her çeşme başında su içerken şapkamı da ıslatıp kendimi sıcaktan korumaya çalıştım. Güneş kremi terlemeyle birlikte rahatsız ettiği için sürmedim. Acaba kulaklarım ve ensem nasıl olur diye düşündüm gün boyu. Diz arkalarımın hafif yandığını hissettim ama günün sonunda korktuğum olmadı.
● İstasyonlar benim için tatmin ediciydi diyebilirim ama yanımdaki 2 sandviç hayat kurtarıcıydı.
● Saatim 20. saatte ruhunu teslim etti. Koşarken şarj etme seçeneği olup olmadığı kontrol etmeliyim.
● Sis izotonik Double Espresso’dan birden fazla taşımalıyım.



Son Olarak
Bu yarışa gelme fikri için Dilem’e,
Ev organizasyonu için Can’a,
Yarıştan önceki lezzetli akşam yemeği için Eda ve Başak’a,
Biz 87K koşarken Venediklerde Aperol Spritz yuvarlayan Meltem, Mehmet Ali ve Bilge’ye,
Tüm gün telefonla destekleyen sevgili Özgoşuma,
Bu harika parkuru hazırlayan Lavaredo Ultra ekibine,
Passo Giau CP’deki ekmeklere zeytinyağı döken gönüllü kardeşim sana ve tüm gönüllülere,
Unutamayacağımız kareler için fotoğraf ekibine,
Güzel ev sahipliği için Cortina kasabasına teşekkür ederim.

120K parkuru raporunda görüşmek üzere…

Cem Gül