LAVAREDO ULTRA TRAIL 2019 / Ultra Dolomites 87K D+4600m

Dilem Koçak

Bu yarış UTMB’den çok önce radarımda olan bir yarıştı. Ahhh ne de güzel koşulurdu be Dolomitlerde, Tre Cime’de!! İtalya’da olması zaten ayrı bir çekiyordu beni. Hem Unesco Dünya mirası kabul edilmiş bir bölge hem de Kuzeybatı İtalya Alplerinin eşsiz manzaraları, farklı yapılardaki kayalık zirveleri, yemyeşil vadileri arasındaki göller, mucizevi şekilde dağlardan fışkıran şelaleler ve bütün bunların içerisinde koşarak kendini kaybetme, bulma, keşfetme ve arınma fırsatı.. Var mıydı daha güzeli? (#mybucketlist)

2018’de UTMB OCC koştuktan hemen sonra dedim ki seneye Lavaredo Ultra Trail yarışını koşmalıyım.
2019 için D+ 4600m tırmanışa sahip UD 87K parkuru eklenmişti ve 2018 Kasım ayında istenen şartları sağlayan ve başvuran ilk 900 kişinin kayıtları kabul edilecekti. Durur muyum? Hemen kayıt ve işlem tamam, inanamayacağım hızda kaydolmuştum. Ertesi gün sanki koşacak gibi heyecanlıydım. (#roadtoLUT2019)

İznik 100mil sonrası koşacağım için biraz rahattım, çünkü oldukça hazır gidecektim Lavaredo’ya. (yaw he he!) (Bknz İznik 100mil yarış raporum: http://bikosuadana.com/index.php/2019/05/02/iznik-ultra-2019-100mil-dilem-kocak/ )

İznik 100mil darbesini yedikten sonra biraz sarsıldım, toparlanmak kolay olmadı ama yine de Mayıs – Haziran aylarını antreman bakımından en faydalı şekilde geçirdim. Tahtalı Run To Sky, Aladağlar, Adana Çakıt Kanyonu, Çukurova Üni. patikaları.. Bol bol koştuk, bol bol tırmandık, yeterli derecede antremanlı ve hazır hissediyordum kendimi.

Fiziksel olarak gerçekten hazırdım, ama bişey eksikti! Mental yorgunluğum fazlaydı. Konsantrasyonum dağınıktı. Benim için enerji çok önemli, heyecan, hissetme.. Bu sefer eksikler vardı. Bi keyifsizlik hali.. Bence işi kafaya çok fazla takıyordum. Yılın başından bu yana yaşadıklarım, huzursuzluk, belirsizlik ve istediğimi bir türlü bulamama, 35 yaşıma girmiş olup hala yaşadığım kararsızlıklar, acabalar büyük bir meseleydi bnm için. Bu da böyle bir dönem işte… Yaş 35 bir durup düşünmeli insan belki de… Yine de seçimlerimden hiçbir zaman pişman değilim.

Gelelim Lavaredo Maceramızı nasıl organize ettiğimize?

Ocak ayında Cortina Trail 48K koşacak ekibin de netleşmesi ile BKA ailemizden koşacak toplam 6 koşucu oluyoruz. Can’ın eşi Eda ve İstanbul’dan arkadaşım Başak da bizlerle olacak, olleyyy kafilemiz kalabalık, ailemiz geniş!

İlk iş hemen büyük ve önemli kalemleri halletmek oluyor. Cortina evimizi; tam 8 kişilik, 4 tuvalet 3 banyolu, geniş balkonlu, ferah oturma bölmeli dev evimizi; tutuyoruz. Uçak biletlerimizi de hemen Ocak ayında alıyoruz. Bir tek araba kiralama işlemlerimizi son aya bırakıyoruz. Siz siz olun ev ve uçak biletini erkenden halledin, cebinize atın.
BKA ekipten böylece; Cem ile ikimiz Ultra Dolomites 87K; Can, Bilge, Meltem, M.Ali Cortina Trail 48K koşacaklardı. (Hikayenin sonunu önden söyleyeyim; ben hariç herkes sağlıklı bir şekilde şahane finishledi!) (#mybucketlist DNF)

Ve son rotüşlar; arabamızı kiraladık, Milano – Cortina gidiş planını yaptık, zorunlu malzemelerden eksik olan ve oradan temin edeceğimiz ekipmanları kafamıza yazdık, artık uçma vakti…

 


THY ile Adana- İstanbul-Milano uçuşumuzu keyifli bir şekilde yaptık. Arabamızı “3- 5 ‘e bakmadık” mottosu ile kiralayarak, bir de üstüne SIXT upgrade aldıktan sonra değmeyin keyfimize…

 

Milano’ya ayak bastım ve dedim ki “işte ben geldim memlekete.” (kulaklara kadar gülen smiley modundayım) Ahhh! neden yaşamaya devam etmedim ki ben Milano’da…  Neyse..

Doğru Lago Di Garda’ya (Garda Gölü’ne) hava inanılmaz sıcak, devamlı su içme, terleme modundayız. Garda Gölü kenarında çok şirin bir yerde molamızı veriyoruz. Nefis deniz ürünleri, avokadolu salatalar ve buz gibi Prosecco molası. Ohhhh! İtalya işte şimdi gerçekten başladı.

 


Çevrede herkes bisiklete biniyor, yamaç paraşütü yapıyor, Kite-surf, yelken, rüzgarsörfü yapıyor. Garda Gölü civarında bir fotoğraf karesine 4-5 spor birden sığdırılabiliyor. Kelimeler oldukça yetersiz şahit olduğumuz güzellikleri ve medeniyeti anlatmaya. Yıllar önce en güneyine Sirmione kasabası (Scaligero kalesi) tarafına gitmiştim şimdi ise bambaşka bir yüzünü görüyorum Garda gölünün. (#mutlakagidin)

Gölün en kuzey ucunda Cem ve Başak ile de buluşuyoruz ve iki araba Bolzano üzerinden Cortina’ya tam gaz ilerliyoruz. Alplere yaklaştıkça manzaralar değişiyor, heyecan artıyor, kalp atışlarım hızlanıyor, biryandan da karnıma ağrılar giriyor. Uzun zamandır sabit seviyelerde seyreden kalp ritimlerim Dolomit peak’leri gibi yükselti eğrileri sergiliyor

Biliyor muydunuz? Dolomit, aslında kimyasal içeriğinde Kalsiyum, Magnezyum ve çift Karbonat bulunan bir mineraldir, Magnezyumlu Kireçtaşı da denebilir. İlk kez Fransız Jeolog Deodat de Dolomieu tarafından bulunmuş ve 1791 yılında Count Dolomien tarafından isimlendirilmiş bir mineraldir. Dolomitler, 2009 yılında Unesco Dünya mirasları arasına girmiş 9 sıradağ kütlesini kapsayan bir bölge. Dolomitler 3000 metre üzerinde tam 18 zirveye sahip, kayalık zirveler açık gri tortul taşlardan oluşmuş. Özellikle Kireçtaşı, Dolomit taşlar ve Fosil Resif örneklerinden oluşuyor. Bu sebeple bölgenin ismi Dolomiti (Dolomites)’dir.  İtalya’nın kuzeybatısında, Güney Limestone(kireçtaşı) Alpleri olarak biliniyor.

Gelelim Cortina D’Ampezzo’ya… Organizasyona ev sahipliği yapan sevimli ve minimalist kasaba.

Biliyor muydunuz? Cortina 1956’da Olimpiyat Kış Oyunlarına ev sahipliği yapmış bir kasaba. Ice Stadyum o zamanlardan kalma. En önemli Dünya Kayak ve Kış Sporları Merkezleri arasında yer alan Cortina, hala pek çok turnuvalara, Dünya, Avrupa Şampiyonalarına ev sahipliği yapmakta. Üstelik biz oraya gitmeden 2 gün önce 2026 Kış Olimpiyatları ev sahipliğini yapmaya hak kazandı. Tam bir spor merkezi ve cenneti! (kendime not: Bir fırsat bul ve kışın da git)

Planladığımız gibi Çarşamba akşamı tüm ekip evimizde buluşuyoruz. Evi teslim alma işlerini hallediyoruz, o noktada büyük bir İtalyanca sınavı veriyorum ve hemen kendimizi Cortina sokaklarına atıyoruz. Çok açız yiyecek bir yerler bakınıyoruz, Lavaredo Ultra Trail Start – Finish tagında fotograflar çekiliyoruz ve ilk gece uykumuza heyecanla dalıyoruz.


Sabah ilk iş 3-4km’lik bir Shake-out Run ve ekiple birlikte güzelce bir kahvaltı yapmak oluyor. Enerjimiz yerinde.


Hava sıcaklığı çok yüksek ve organizasyondan gelen bilgilendirmelere göre soğuk iklim ekipmanlarını taşımamıza gerek olmayacak. En sevilen kısım “zorunlu malzemeler azaldı ollleeyy!”

Direk Ice-Stadium’a Fuar alanına gidiyoruz ekiple. Yolda Bilge ile La Cooperativa mağazasına girip eksik zorunlu malzemelerini tamamlaması için birkaç ürüne bakıyoruz. Beklediğimden büyük olan Cortina kasabası, beklediğimden az olan spor mağazaları ile biraz farklı çıktı.

87K Bip no dağıtımı Cuma günü olacak, ama ben de Cortina Trail ekibi ile fuar alanına gidiyorum. İtalya’dan beklendiği gibi çok küçük ve az ürünlü bir Yarış Expo’su. Ama keyifli. Fiyatları sormayın o da tam beklendiği gibi; Chamonix’de de aynıydı. Bir hafta daha kalsak her şey %50’ye düşecek ama maalesef o kadar tatilimiz yok  Keyifli güzelce geziyoruz, Türkiye’den birkaç arkadaşımın siparişleri var onları hallediyorum ve batonlarımı alıyorum tüm işlemler tamam.

Tahminlerden çok daha fazla sıcak olması hepimizi etkiliyor. Ben biraz soğuk insanıyım koştuğum yarışlardan kendimi biliyorum. Bu sebeple biraz endişeliyim. Neyse keyifle geziyoruz, İtalyan dondurmalarımızı “Gelato” yiyoruz, market alışverişlerimizi hallediyoruz ve evde biraz dinlenmeye geçiyoruz. Akşama Pizza Party!

“Cinque Torri” (5 Kule) ismini dağlardan alan bir pizzacıya giriyoruz. Prosecco’lar, Aperol Spritz’ler ve leziz İtalyan pizzaları daha ne olsun. Carbo-loading ile keyif başlasın.

Güzelce karnımızı doyurduktan sonra; 20:30’da adımı daha önceden yazdırdığım La Sportiva’nın düzenlediği “Ultra Talk” a katılıyorum. Instagramdan takip ettiğim Anton Krupicka ve Michele Graglia konuklar. “Living Ultra Lives” konulu konuşma gerçekten etkileyici. La Sportiva koşucusu olan Michele’nin aslında Amerika’da yaşayan İtalyan bir top model olduğu ve 2011’de koşu ile tanıştığı daha sonra ultra koşmak istediği, ilk yarışının Milano-San Remo 100mil yarışı olduğu, bu yarışta neler yaşadığını dinledik. Death Valley’de geçen Badwater yarışında ve pek çok limitleri zorlayan yarışta 1.liği olduğunu ve hayata bakış açılarını, Ultra koşmanın sınırlarını nasıl zorladığını ve hayatını nasıl değiştirdiğini vs dinlemek gerçekten ilham vericiydi.  Anton Krupicka’yı takip ettiğim ve bloglarını okuduğum kadarıyla biliyordum ama günlük hayatında ve küçüklükten bu yana gerçekten koşuların içerisinde Ultra bir yaşam sürdüğünü bu kadar bilmiyordum. Üstsüz ve uzun sakalı ile Ultra dünyasının fenomeni olan;  2 defa Leadville 100K ve bir çok Ultra şampiyonluğu bulunan Amerikalı koşucu Anton’un bloguna bir göz atın isterim. ( www.antonkrupicka.com ) Lavaredo macerasının en güzel ve en eşi bulunmaz saatleriydi benim için.

Sonra biraz Cortina sokaklarında dolaşarak, biraz da evimizin geniş balkonundaki güzel manzara ve muhabbet ile günü bitiriyoruz.

Cuma sabah evde tatlı bir heyecan, güzel bir telaş… Cortina 48K koşucuları 09:00’da Start alacak. Hemen hazırlıklar tamamlanıyor ve yolcu etme vakti geliyor. Tüm Cortina ile birlikte çok hareketli bir sabaha uyanıyoruz. Meltem; Can, Bilge ve Mehmet Ali Start alacaklar. Ben de zorunlu malzemelerimi Bip no alımı için yanıma alarak, ekiple birlikte Start alanına gidiyorum.


Start alanı inanılmaz kalabalık, 48K’lık bir yolculuk başlayacak, yolcular ve yolcu yakınları, harika bir ortam. İşte şimdi gerçekten büyük bir heyecan hissediyorum. OCC öncesi ve İznik100mil Startında yaşadığım cinsten. Ekiple öpüşüp bol şanslaşıyoruz. Herkese “sağdan gitmelerini” tembihleyip 2km ileriye sağ tarafa BKA canlı yayını yapmak için kuruluyorum. Ve Start veriliyor. Efsane bir kalabalık koşmaya, akmaya başlıyor. Nerede bunlar yahu  Derken canım BKA’lılar görünüyor. Can, Mehmet Ali, Bilge ve Meltemim! Haydi sağlıkla bitirmeye olsun!

Çekimleri, postları tamamlıyoruz; Eda, Başak, Cem ile kahve molası veriyoruz sakinleşen Cortina’da.

Ve Bip no alımı ile zorunlu malzeme kontrolü sırası artık bizde. 120K Lavaredo Ultra Trail ile 87K Ultra Dolomites yarışları için sıradayız. Listede yazan tüm malzemeleri kontrol ediyorlar sırasıyla. Kontrol güzel ve disiplinli.

Lavaredo Tshirtlerimizi de veriyorlar. Kayıt sırasında Tshirt için ayrıca para ödeyenlere bir tshirt daha veriyorlar. Bu kısımda 2 beklentileri kesinlikle karşılamayan durum var. Lavaredo Tshirtleri La Sportiva marka ama penye tshirt. Yani hiçbir koşuda, yarışta kullanabileceğimiz türden değil. Biraz hayal kırıklığı oluyor. 2. ise kayıtta ödeme yaptığımız için bir tshirt daha alıyoruz ama o da verilenle aynı renk aynı şekilde penye oldu mu iki tane aynı ve çok giyemeyeceğimiz tshirtten?? Çok anlamsız

Olsun diyip We RUN LUT! fotoğraflarımızı çekilip biraz daha fuarda oyalanıyoruz ve öğlen için marketten makarnalarımızı alıp eve geçiyoruz. Dinlenme başlasın, Cumartesi günü bizim için çok uzun bir gün olacak. 23 saat bitirme zamanı olan Ultra Dolomites yarışı için gece 04:00’te evden çıkacağız. 06:00’da da Start alacağız. 4600m tırmanıp 87K koşacağız ve 23 saatlik zaman içerisinde bitireceğiz. (#yapamadı)


Bir huzursuzum. Biraz uyumaya çalışıyorum, odama gidiyorum, oturma odasında yatıyorum, balkondan dağları izliyorum ama dinlenemiyorum. Biryandan bizim ekibi canlı takip ediyorum, neredeler, nasıllar, ne zaman bitirecekler. Sonra pesto soslu, yoğurtlu güzel bir makarna yapıyorum. Cem ile bir güzel yiyoruz. Carbo-loading devam..

Derken biraz daha dinleneyim diyorum ama olmuyor, kafam dinlenemiyor. Konsantrasyonum kayıplarda. Bu eksiklik nedir, nedendir bilemiyorum?

Derken Can Finish’e geliyor, tahminlerden çok çok önce, biz de evden çıkmak üzereyiz. Hemen hızlanıyoruz ve Finish’e geliyoruz. Can’ı görüyoruz. Süper koştu, çok mutlu! Harika bir finishle ilk mutlu haberimizi ondan alıyoruz. Etraf yine çok enerjik, finishler ardı arkasına geliyor. Sonra Bilge geliyor. O da harika finishliyor. Can ve Bilge ile beraber evin yolunu tutuyoruz. Harika bişey o Finish’i sağlıkla, nefis anılarla görmek, bütün gün boyunca hissettiklerini Finish çizgisinde “işte bunu hakettim” diyerek tekrar bir düşünmek.

Derken Mehmet Ali ve Meltem’den de haberleri alıyoruz. İkisi de süper bir şekilde Finish’e geliyor. Bizim evde bir şenlik havası başlıyor. Daha nice güzel finishlere beraberce olması dileklerimle.  

Ben erkenden eşyalarımı hazırlayıp odama çekiliyorum, modum yok. Neden yok? Biran “Koşmasam mı” diye düşünmedim değil. Neyse tabiî ki yola çıkacağım ve kendime geleceğim. Saat 03:00’te uyanıyorum. Hemen hızlıca vazelinlenip üzerimi giyiniyorum. Bişeyler atıştırmak için mutfakta mini bir sandviç yapıyorum ancak yarısını yiyebiliyorum. Boğazımdan geçmiyor.

04:00’te evden Cem ile hazır bir şekilde ayrılıyoruz. 04:15’te Auronzo’ya Start noktasına gidecek otobüslere biniyoruz. 05:15’te Start’tayız. Öylece oturuyorum. Kalan sandviçimin yarısını yiyebilir miyim diye bakıyorum, yok içimden gelmiyor. Çevreme bakıyorum. 05:40 gibi Start noktasına geçiyoruz. Biraz serin, hafif, tatlı bir esinti var, biraz üşüme geliyor. Ama ortam kalabalıklaştıkça ısınıyorum. Start’a kadar farklı farklı müzikler çalıyor. Başlıyor muyuz ne?

BKA instagram postu da tamam, görevi tamamladım. Telefonu uçak moduna alıp start için geri sayımı başlatıyoruz. Cinque, Quattro, Tre, Due, Uno… Vai!!

Kendime Not: O kadar önlerde hiçbir zaman başlama! Gerek yok!

İster istemez önlerde başladığımız için hızlı başlangıç oluyor, gereksiz. En sevmediğim şey. Nedense böyle bir hataya düştüm. Bir daha kesinlikle yapmayacağım. Sonradan hızımı azalttıkça bir enerjim azaldı çünkü planlamadığım ve kötü sayılacak bir başlangıç yaptım. 11K CP sonrası zaten parkurun en dik tırmanışı iyice belirdi. Yavaş yavaş çıkmaya başladım. Güçsüz başladım ama dedim ki nasılsa biyerlerde kendime gelirim. Yola devam, dura dura, dinlene dinlene, acele etmeden ama hep ilerleyerek. 

17.5K de çok güzel bir düzlüğe çıktık. Buraya kadar geçtiğim her yer bana Türkiye’de koştuğum bütün yarışlardan birer minik alıntı gibiydi. “Bu bölüm Tahtalı’da ormanın aynısı, şurası Kaçkar Ultra değil mi? Aaaa işte buranın aynısını Likya yolunda geçmiştim ben” diye diye yemyeşil, her yerde çiçeklerin olduğu bir düzlük karşıladı bizi. 19.5K ‘ya kadar çıkış devam edecekti. Burada biraz mola verdim. Suyum da bitmek üzereydi. Susuzluk sorun yaratacaktı çünkü 33K’ya kadar su yoktu. Yarım bıraktığım sabah kahvaltımı burada yaptım ve hemen bir jel kullandım. Yola devam, birazdan Tre Cime’ye varacaktım ve gece 23:00’da Start alan LUT 120K koşucuları ile yollarımız artık kesişecek Finish’e kadar yoldaş olacaktık.

19.5K Tre Cime’deyim. Vaooouuvv!!! Tre Cime Di Lavaredo!! Nasıl bir manzara o öyle? Nasıl etkileyici ve nasıl kendisine çekiyor insanı. Dimdik duran her biri en az 300m olan 3 tane kayadan oluşmuş duvar gibi duran zirve. Nasıl heybetli ve gururlu duruyorlar.

Buarada 800m Auronzo gölünde Start alıp direk Tre Cime’ye 2450m’ye tırmanmış olduk. Biter bu yarış evet! Şimdi keyifleniyorum. Hiç koşulabilir olmayan ilk kısım bitiyor. (Non e corribile!) Hemen fotoğraflarımı çekiyorum ve biten suyumun verdiği huzursuzlukla koşmaya başlıyorum.

Patikalar single-track biraz tıkanıyoruz en koşulabilecek noktalarda, önüme bir İtalyan geçiyor ve kenardan yardırıyor. Olley buldum tavşanımı, ben de onu takip ederek uzunca bir süre durmadan koşuyorum. İyi geliyor, kendime iyice geliyorum fakat su problemi var. Yol üzerinde akan her sudan içiyorum. Suluklarımı dolduruyorum. 33K’ye kadar ne kadar su varsa içiyorum. (bu noktada profesyonel ve çok tecrübeli koşuculara sorular sormam ve bilgilenmem gerekiyor. Bu yarışta maalesef kötü tecrübe ettiğim bir şey oldu ve doğru nedir hala bilmiyorum? su içmek ya da içmemek? Hangisi?)

29K’da biraz miğdem bulanır gibi oluyor ama diyorum ki geçer, tuz hapı ve izotoniklerimi içmeye devam ediyorum. Burada bir nehir geçişi var, direk ayakkabılarımla giriyorum ve Buff’ımı yıkıyorum. Herkes ayakkabılarını çıkartıp geçmeye çalışıyor. Bu yıl o kadar tecrübelendim ki ayakkabımı çıkartmayı bi an bile düşünmedim. Ensemi, yüzümü, kafamı serinletip yüksek debili akan sudan bolca içtikten sonra yola harika bir göl kenarından “Lago Di Landro” geçerek yola devam ediyorum. Hava öyle böyle sıcak değil!! Gölde yüzenlere acayip imreniyorum. 

33K’da duran ve hiç ulaşılamayan bir CP yapmışlar.

Cima Banche CP’de muz ve limon yiyebiliyorum sadece. Peyniri yiyemiyorum, ekmek kalmamış, bisküviler var hiç birini yiyemiyorum. Biraz güneşte oturup suluklarımın izotoniklerini yeniliyorum, bir tuz hapı daha atıp yola devam ediyorum. CP’de bitti dedikleri kola için çok üzülüyorum ve son anda gerilerden bir adamın Kola taşıdığını görüp “Signor! Signor! Posso prendere Cola per favore” bağırışımı asla unutmayacağım 🙂 Unutmaya başlamış olduğumu fark ettiğim İtalyancamın inanılmaz akıcı haykırışı!! Forza Dilem! Zor durum ve baskı yeniden doğuşun temelidir. Ahahahaha, Rinascita!

Ve 2. Çıkış başlıyor. Bu etapta Team Run.Bo’dan hayranlıkla raporlarını okuduğum Dr. Cem Ayhan ile karşılaşıyorum. Sohbet etmek iyi geliyor, ben biraz mola için kenara ayrılıyorum ayakkabımı, çorabımı biraz düzeltmem gerekiyor, biraz da toparlanmalıyım. Toparlandıktan sonra güzelce ilerliyorum, burada performansım iyice toparlanıyor. 42K CP Malga Ra Stua’ya güzel bir moral ve yerinde fiziksel gücümle ulaşıyorum, tek eksiğim beslenemiyorum. Ne yemek istediysem geri çıkarıyorum. Miğdem almıyor bir türlü. Su ve kola içiyorum, bir dilim elma ve limon yiyorum. 2 parça muz alıp yanıma yola devam ediyorum. Peyniri atmak zorunda kalıyorum CP çıkışındaki çöpe, bir türlü geçmiyor boğazımdan. 


42K’dan çok iyi ayrılıyorum. Hedefim 21-21.5 saatte bitirmek ve CP ayrılışlarıma göre yarım saat sapmalarım var. Tamam diyorum son çıkış haydi bunu bitir bu iş biter. Finish seni bekler. (yaw he he!)

Biraz manzaralardan ve yoldaki anlardan bahsedeyim; fotoğraflara bile sığamayacak kadar güzel. Sıra sıra kaya kütleleri, ormanlar, her yerden akan sular, dev boyutlarda otlayan inekler, parkurun 120K ve 87K koşucuları ile sürekli halde dolu olması, koşucularla Türkiye ve UTMB ya da Lavaredo yarış muhabbeti yapmak. Paha biçilemez anlar bunlar. Dr. Cem Ayhan ile 3-4 defa karşılaşmamız, biraz da olsa moral depolamam. Birbirimize destek olmamız. İtalyan koşucular olan baba-oğul ile tanışmam ve UTMB’yi de beraber koştuklarını anlatmaları. Instagramdan birbirimizi tanıdığımız ama ilk defa Dilek ile 15K’de denk gelerek tanışmamız. Yükseklik grafiği gibi parkur boyunca yaşadığım inişler-çıkışlar. Ahhh! her bir güzel an, yaşamaya o kadar değer ki! Ayrıca parkur oldukça sert, teknik bir parkur, bugüne kadar katıldığım en zorlu yarıştı. Oldukça hazırdım ama Finish başka bir seneye kaldı, sağlık olsun, koşa koşa yine giderim ben

46K – 47K civarında bir chip okuma noktasından geçiyorum. Bu demek önümde yaklaşık 10Km’lik bir çıkış var ve 1400mlerden 2300mlere çıkacağım. Tamam dedim bu işi yapacağım. 49K’da Rescue Team’in alkışları eşliğinde geçiyorum hemen yanlarında nefir bir nehir var. Burada da suları içip serinleyip yoluma devam ediyorum. Güzel bir orman patikası, hatta zemin antreman parkurumuz olan Çakıt Vadisi koşularımızdaki taş durmaz zeminini andırıyor. Oldukça sakin ilerleyebildiğim bir bölüm. 51K’da seyir terası var. Burada yorgun hissediyorum ve duruyorum, tuz hapı, muz ve jel içiyorum. Biraz telefona bakıyorum, fotoğraf çekiyorum ve dinleniyorum. Haydi diyorum 8K çıkış beni zorlamaz, bugüne kadar nereleri çıktım ben!

53K’deki Şelaleyi görünce dün Bilge’den dinlediğim yerde olduğumu anlıyorum. Ne kadar huzurlu ne kadar görkemli bir yer. Kayalardan fışkıran şelaleler, arkadaki heybetli dağlar ve derin bir vadi manzarası. Şelale önünde durup bir video çekiyorum.

Orda durmalı mıydım? Durmamalı mıydım bilmiyorum. Su içmek isterken, miğde bulantım başlıyor. Korkunç bir şekilde dengem dağılıveriyor. Diyorum ki “devam edeyim, dikkatimi dağıtayım.” Ama her su sesinde miğdem daha da kötü oluyor. 100m hareket edip dağılıveriyordum. Gitmiyor vücudum. Fiziksel yorgunluktan değil, “miğdem ve başım korkunç”. İlk oturduğum yerde “Bırakıyorum ben bu yarışı” diyorum ve elime acil durum ekibini aramak için telefonu alıyorum. Telefon çekmiyor. Sonra “acaba bu devam etmem için bir işaret mi” diye düşünerek ayağa kalkıyorum. 200m ilerleyip tekrar yere oturuyorum. Aynı şeyler baştan, telefon hala çekmiyor, ben kararsızım, miğdem altüst..

Bu sırada bulunduğum yer Single Track ve her geçen koşucu nasıl olduğumu soruyor. Haydi diyenler, Tuz hapı al diyenler, dinlen diyenler, yapabileceğim bişey var mı diye soranlar. Onlarca memleketten halden anlayan koşucular. Uzun bir süre öylece kalıyorum. Üşüme geliyor. Sonra ilerlemeye devam ediyorum. Biraz toparladım mı nedir? Derken ilk kusma geliyor. Yediğim ne varsa çıkarıyorum. Miğdem hiç sindirmemiş. Herşey olduğu gibi dışarı. Biraz ilerliyorum tekrar aynı şey… Böylece kusarak ve az az ilerleyerek 55K’de 2 Lavaredo gönüllüsüne ulaşıyorum. İptalim, maalesef bitti burada benim için yarış.

Ayakta duramayacak haldeyim, ellerim buz gibi oluyor ve titremeye başlıyorum. Bıraktığımı ve acil yardıma ihtiyacım olduğunu söylüyorum.  O sırada yukardan iki kişi daha geliyor, onlar da 87K koşucuları ve bırakmışlar. Gönüllülerden biri, Rescue Team ile telsizden konuşuyor ve aşağı ya da yukarı gitmemiz gerektiğini söylüyor. Yukarı 3K ya da aşağı 3K!! Aşağı inme kararı alıyoruz. Yolda 120K’dan iki kişiyi daha topluyoruz. Yukarıdan gelen Rescue Team ekibinden biri benim numaramı söylüyor. Önden giden koşucular numaramı vermiş ona. Sonra aşağıdan 5 kişilik kurtarma ekibi ile karşılaşıyoruz. Hemen aracı arıyorlar ve gelmesini istiyorlar. Fakat gerçekten 3K inmemiz gerekiyor. Bulunduğumuz yer sadece çarşak zeminli bir patika. Zar-zor yarı üşüyerek, yarı toparlayarak inebiliyorum. Aracı beklerken titremeye başlıyorum, tshirtümü değiştirip yağmurluğumu giyiyorum ve acil durum battaniyeme sarınıyorum. Çok fazla kramp girmeye başlıyor. Hayatımda ilk defa bacaklarımda kramp yaşıyorum. Araç geliyor gerisi sadece titreme

Cortina’ya gittiğimizde adımı söyleyemeyecek kadar çenem titriyor. Bip numaramı gösteriyorum adıma baksınlar diye. Tansiyonum çok düşük çıkıyor, hemen serum bağlanıyor, ilki bitiyor, ikincisi bağlanıyor o sırada Can ile konuşuyorum ve sağolsun yanıma geliyor. 2. Serum biterken iyileşmeye başlıyorum. Can ile konuşmak da iyi geliyor. Yanında tanıdık biri olması gerçekten çok önemli. Bunu kötü bir tecrübeyle de olsa çok iyi anlıyorum. Tekrar çok teşekkürler Can. 

Ve yılın 2. büyük hedefini de gerçekleştiremeden sezonu kapattım. Kötü bir sene geçiyorum zaten en başından beri. Bu yılın geri kalanını daha sakin geçirme kararı aldım. BKA ekibime de yazdığım gibi biraz koşudan, koşu organizasyonlarından ve BKA sorumluluklarımdan yıllık izine ayrılmaya ihtiyacım var.

Çok şey öğrendim, yaşadığım gerçekten büyük bir tecrübeydi benim için. KM’ler arttıkça, parkurda kalma süresi uzadıkça, ilk defa yaşayabileceğin bir olay çıkıveriyor karşına. Fiziksel ne kadar iyi olsan da, son sözü söyleyecek mutlaka başka bir etken doğuyor. Bu noktada ne devam edebiliyorsun, ne de durabiliyorsun artık kontrol elinden kaçıyor. Bazen dışarıdaki doğal sistemler, bazen içindeki sistemler.. Sonsuz bir bilinmezlikle sonsuz bir değişkenlik arasında bir yerdesin, sana ne çıkacak piyangodan hiç hesaplayamıyorsun. 

Yarış bu şekilde son buldu ve ertesi gün öğleden sonraya kadar ne yiyecek, ne içecek hiçbirşey görmek istemedim. Vücut su dengem 2 gün sonra hala yerine gelememişti. O kadar çok su içip (bir gölü içmişimdir) o kadar susuz kalmam? O kadar limon, izotonik, tuz hapı kullanıp hatta Dolomit minerallerinin içerisindeki parkurda koşup mineral ve elektrolit dengemi bozmam gerçekten soru işareti? Ve de ironik Bu gerçekten beni fazla etkiledi? Neydi yanlış? Neydi doğru? Çok araştırmam gerekecek.

Ertesi gün sabah tek başıma Cortina sokaklarında son turlarımı attım, sokakları sevdim, derin derin temiz havayı Lavaredo Ultra Trail havasını içime çektim. Lavaredo Ultra ve Ultra Dolomites Ödül törenini yine gözlerim dola dola izledim. Ne kadar hayranlık verici, gurur verici bişey bu. Ne kadar şanslıyım ufacık da olsa bir parçası olabildiğim için. Kenarından da olsa bütün bunları yaşayabildiğim için. Kendime özel o anlar çok kıymetliydi benim için.

Sonra çevrede, yakında ne kadar göl varsa hepsine Cem ile gittik, hepsinin kenarında piknik yaptık ve şahane manzaraların, huzurlu ortamın ve harika havanın keyfini çıkardık. Lago di Misurina, Lago di Landro, Tre Cime view, Lago di Braies… Akşam da Venedik’te olan ekip ile tekrar buluşup güzel bir akşam yemeği yiyerek evimize geldik.  

Sabah erkenden yollara düşüp Verona’yı gezdik ve Milano’ya ulaştık. Keyfim yerine gelmişti. Yıllar önce birkaç defa gittiğim, Romeo ve Juliet’in şehri, aşk şehri Verona sokaklarında yürümek ve keyifli bir öğle yemeği yemek şahane oldu.  

Ama en güzeli de 2006- 2007’de yaşadığım hatta ilk yarımaratonumu koştuğum ve 2015’ten bu yana da gidemediğim, kısacası özlediğim şehir Milano oldu. Tekrar o sokaklarda olmak, tekrar yaşadıklarımı anlatmak, paylaşmak ya da sadece bende kalmasını istediklerimi hatırlamak.. Güzelsin be Milano (kalp)

Ristorante Da Giacomo’da yaptığımız yine aksiyonu eksik olmayan son akşam yemeğimiz de aslında çok güzel bir anı oldu hepimiz için. BKA Last Supper ya da BKA Ultima Cena’da lezzetli bir akşam yemeğini yedik ve Lavaredo Maceramıza kadehlerimizi kaldırdık.

Restaurant’ın Milano’da yaşadığım yere 300m uzakta olması ayrı bir heyecan oldu tabi, hemen gittim bir dışından turladım eski evim Daniel’s Palace’ı .

Sabah erkenden koşmayı planlamıştık ama geceyi geç ve yorgun kapatınca sadece hazırlanıp kahvaltı sonrası otelimizden ayrıldık, uçak öncesi eski okulumu da göreceğim diye Politecnico Di Milano önüne arabayı Bilge’ye biraz südürüp yolculuğumuza zaman kısıtı heyecanı katsam da, sağsalim uçaklarımıza binip memlekete döndük.  Heyecan iyidir!! Dinamik tutar

Daha farklı geçirmeyi hayal ettiğim ama yine de güzel geçirilen bir yarış gezisini daha bitirdim böylece. Başıma gelenler ve edindiğim tecrübeler çok çok kıymetli. İyikiler fazlasıyla toplandı Lavaredo maceramda.. ve yeni hedefler yapım aşamasında :)) hain planlar geliyooor!

Teşekkürlerim: Grazie mille!

Parkur yoldaşım Cem’e, her zaman 1 numaralı Runmate’m Meltemime, çocukluktan bu yana beraber ne çok yolu beraber aştığımız arkadaşım Bilge’ye ve heyecanına, ekibin enerjisine enerji katan Can’a, kendine has duruşu ve bir oturuşta bir muz ağacını yiyebilen sevgili Mehmet Ali’ye, bizi yalnız bırakmayan ve grubumuza hemen uyum sağlayan, koşuların bizlere armağanı olan dostlukların en güzel örneği Başak’a ve tatlı destekleri ile ekibimize sabırla dayanan ve bizler kadar heyecanlanan sevgili Eda’ya çok tşk ederim. 2. Ailem tüm BKA’lılara..

Ve tabiî ki merakla, uykusuzca her zaman takipte ve sonsuz destekte olan ailem. (Famiglia mia Koçaks)

Süreç boyunca desteğini hep hissettiğim ve mesajları ile hiçbir zaman beni yalnız bırakmayan dostlarıma. Sadece kazanınca, bitirince alkışlamayı değil; yolda kalınca da güvenini gösteren, desteklemeye devam eden sevgili dostlarıma.

Yarışta ne giydim? Ne taşıdım?


Saucony Peregrine ISO Trail ayakkabısı, Compressport Trail çorabı, Salomon kalf çorabı, SB London Koşu eteği, Nike Koşu Tshirtü, BUFF, Güneş Gözlüğü, Compressport SunVisor, S-LAB Adv Skin 8L Vest Çanta, Naked Baton ve Bip taşıyıcı bel kemeri, Gipron katlanır batonlar, Salomon 10K/10K yağmurluk, BKA tshirt(finish içindi ama ancak serum yerken giyebildim), La Sportiva Eldiven, Power Gel Lime,GreenApple, RedFruit Jel, SaltStick Tuz hapı, Isotonic İzotonik, Garmin 920XT, InspiredbyRun takıları J, LedLenser H7.2 250 lümen kafa feneri, Raidlight bükülen bardak, Türk Bayrağı (finish içindi olmadı)

Lavaredo Ultra Trail Yarış İstatistikleri:

LUT 120 KM: Starting: 1816 / Finisher:1304  / Finisher % :71,81

UD 90 KM: (benim yarış) Starting: 809  / Finisher:673  / Finisher % : 83

CT 48 KM: Starting: 1671  / Finisher:1500  / Finisher % :89,7

CS 20 KM: Starting: 311  / Finisher:278  / Finisher % :89,3

Sevgiler,

Bip No:3452 (DNF)