[vc_row][vc_column][vc_column_text]Tahtalı heyecanı her yıl bir başkadır ben de..
Deniz, kum, güneşten; bir nevi 1 günlük konfor hayatından kopup dağa, taşa, yokuşa, zirvelere yani limitleri zorlamaya kendimi vuracağım için mi? Ya da nefis Çıralı’da yılın deniz sezonunu açacağım için mi? Yoksa o Tahtalı çıkışları ve irtifasında bu sefer de dolu, yağmur ve kara teslim olacağım için mi? Bilmiyorum belki de hepsi… Ama heyecanı kesinlikle çok büyük!!

Ahhhh Tahtalı ahh! İçim içime sığamadı yarıştan önceki hafta. Geçen seneki raporumu okuyunca iyice bir yoruldum ve biraz da gerildim, daha gitmeden.. 2018 Tahtalı Run to Sky raporum: http://bikosuadana.com/index.php/2018/05/24/mammut-tahtali-run-to-sky-yaris-raporu-dilem-kocak/ 

İznik 100 mil (120K cut-off) etkileri tam geçmemiş hala üzerimde bir ağırlık olarak kendini hissettiriyordu. Henüz karar verememiştim. Tahtalı’da koşsam mı? Gönüllü mü olsam? Çıralı plajına mı müdavim olsam? Kafa baya karışıktı..
Dedim ki, “git önce ve içinden o gün ne geçiyorsa onu yap… “
Perşembe akşamı hazırlığımı tamamlayıp uyuyorum. Gece rüyamda son 500m’de patinaj çekiyorum çamurdan. Bitmiyor yol, geçmiyor metreler. Çamur sanırım hala İznik’ten kalma ve rüyalarımı süslüyor, ama hissettiğim zorluk, yorulduğum eğim ve ulaşamadığım zirve direk Tahtalı!! Kafam yine karışık 🙂
Derken Cuma sabah 5:00’te ayaktayım. Haydi yola çıkalım o zaman..
BKA için hazırladığım Tahtalı Run To Sky videomuzu izliyorum ve evet bence, ben de koşmaya gidiyorum. 14 BKA’lı Adanamızın eşsiz sıcağında havaalanında buluşup uçuşa geçiyoruz. Hedef Antalya Havaalanı, ordan da arabalara doluşup doooğru Çıralı’ya..

Geçen yıl kaldığımız gibi Start’a çok yakın olan Emin Pansiyon’dayız. Çıralı’nın nefis sularına kendimizi bırakmak için sabırsızız. Yüzmek ve yarış kitlerimizi almak için hazırlanıp pansiyondan çıkıyoruz.

 


Fuar alanındayız ve “olleeyyy herkesler burada” Çıralı denizi, güneşli bir Cuma günü, açlıktan bizi kurtaran pide, buz gibi bira ve bi dolu koşucu dost. Daha ne olsun, değmeyin keyfimize.
Bulunduğumuz her noktadan net bir şekilde gökyüzünde minicik görünen Tahtalı Zirve’ye gözler farkında olmadan sürekli kaygılı bakışlarla kayıyor. “Offf offf! Zor olacak, geçen sene ne sürünmüştüm bea.” Yüzerken bile sırtımı dönüyorum, görüş açımda bulunsun istemiyorum 🙂
Deniz keyfi sonrası biraz dinlenme, duş, akşam yemeği derken (akşam yemeğimizi de Emin Pansiyon’da yiyoruz.) teknik toplantı vakti geliyor. Geçen seneki acılar, yorgunluklar, patateslikler hepsi tekrar birer birer hafızamda film şeridi gibi dönüyor. Üstelik bu sene son 3km’de kar var ve hava durumu yağışlı gösteriyor. BKA hesabından canlı canlı yayın yapıyorum. Yine yağış, yine soğuk, bu sene hiç kuru koşmadık ki, nedir bu tepemizdeki kara bulutlar?
Ama çok eğlenecek gibiyiz! Umut var!
Akşam sahilde biraz daha oturup Euroleague Final Four Fenerbahçe -Anadolu Efes maçını izliyoruz. Dolunayda biralarımızla biraz deniz kenarı keyfi yapıyoruz.
Sonra hızlıca pansiyona gelip drop-bag’imi hazırlıyorum ve organizasyona akşamdan emanet ediyorum.
Önemli Not: Mevsim ne olursa olsun; Tahtalı Run to Sky’da Finish için vereceğiniz drop-bag’e kalın giysilerinizi koymaya özen gösterin. İçlik, mont, pantolon, yedek ayakkabı..
Odamda son hazırlıkları yapıp uykuya geçiyorum. Uyumak mı? Tabiki yine olmadı:)
Sabah 05:15’te kahvaltıya geçiyoruz. 1 adet sarısı alınmış yumurta, peynir, ekmek ve bal yiyorum kahvemi içiyorum.
Saat 06:00’yı heyecanla bekliyoruz çünkü Tahtalı Berg To Sky 60K koşusu 06:00’da start alıp bizim pansiyonun önünden geçecek. Cheer-zone‘da uyuyan Çıralı’yı biraz hareketlendireceğiz ve 60K startı alan tün dostları selamlayacağız. Herkesi alkışlıyoruz. Tam 1 saat sonra aynen onlar gibi, biz de buralardan koşa koşa geçeceğiz.
Gerçekten “Bravoooo” Berg To Sky koşan, start alan tüm koşuculara! Ayaklarına, yüreklerine sağlık. Büyük iş valla.
06:30’da Start alanında Çıralı Sahildeyiz.

 

Hava fazlasıyla sıcak. Dün yüzerken sırtımızı döndüğümüz Tahtalı Dağı zirvesine uzanacak olan “Denizden Zirveye” koşumuz başlamak üzere. Seviyorum bu organizasyonu. Koşulların ve zamanların uygun olması durumunda her yıl koşacağım bu yarışta.

 


Ve 3 – 2- 1 Start… Gerilerden Start alıyorum.. Chimera Run ve Tahtalı Run to Sky aynı anda Start alıyor. İlk 9.6K boyunca yolumuz aynı, bu etapta 4 km asfalt koşumuz var. Batonlarımı sabahtan ayarladım elimde tutuyorum çünkü geçen sene güneş kreminden ötürü batonu elimin kayganlığı sebebi ile açamamıştım, çok uğraşmıştım. Bu sefer hazırlıklıyım.
Zaten birazdan yokuş bir başlayacak ve bir daha hiç bitmeyecek. 

 


BKA’dan Bilge ile ilerliyoruz. Muhabbet ede ede güzel gidiyor. Ne çok yavaş, ne de çok hızlı ama durmadan devam. Likya Yolu’nu, Yanartaş’a (Chimera) çıkan merdivenleri görüyoruz ve elveda düz koşular diyip tırmanmaya başlıyoruz. Haydi şimdi batonlara kuvvet! (Fizan batonlar için yoldaşım Mehmet Önelge’ye sonsuz teşekkürler!)
Hızlıca çıkıveriyoruz Yanartaş’a. Hiç durmadan devam ediyoruz. Geçen seneden Yanartaş – Chimera selfielerimiz var diyerek tempoyu bozmuyoruz. Bilge ile çıkışta ve parkurun tek inişi olan Yanartaş sonrası patika inişlerinde güzel bir tempo yakalıyoruz. Arada dedikodu bile yapıyoruz 🙂 Sosyal koşuculuk önemli iştir. Geçen sene daha parkurun başında dağılmıştım. Bu sebeple odaklanmak önemliydi. Tşkler Bilge!
2017’de katıldığım son LikyaYolu Ultra Maratonu 6G’den bu yana ne zaman Likya Yolu işaretlerini görsem gözlerim parlıyor. Yolumuz nefis bir coğrafyada single track dediğimiz tek kişilik patika ile devam ediyor. Hızlı adımlarla koşamadığım yerlerde tempolu ilerlemeye devam ediyorum, durmak yok.

CP1: 9.6 K ‘de bulunan Ulupınar’a 1s27dk sonra ulaşıyorum. CP şahane, tüm alkışlar bize! Sevgili Hayrettin Şeker abimiz fotoğraflarımızı çekiyor, CP gönüllüleri ve Mustafa Kızıltaş abim tüm güler yüzleri ile bizimleler. Herşey dahil 5 yıldızlı CP böyle olur. Tek eksik bence bardaktı. Trail koşularında zorunlu malzeme olarak koşucu kendi bardağını taşır genelde. Bu sefer zorunluluk olmadığından yanıma bardak almamıştım. CP’de bardak kalmaması işleri zorlaştırmıştı. CP masasının yanında gürül gürül akan sulardan suyumu direk çeşmeden içtim, ama kolamı bitmiş bir soda şişesine koyarak içmek zorunda kadım. Olsun CP gönüllülerinin ellerinden ne olsa içilir. Bir muz dilimini elime aldım, iki çizi yedim ve iki dilim limonu yuttum. Yola devam. Muz ilerde jel öncesi yenecek. Mustafa Kızıltaş abime de desteklerinden dolayı çok çok teşekkür etmek isterim. Buraya kadar beraber koştuğum Bilge ile yolları ayırdık. Serdar ile Bilge Chimera Run parkuruna tatlı tatlı(!) devam ettiler.(not: tatlı tatlı ikilemesi bir sitemdir) Ben de ayaklarım diğer yöne gitse de, dikey olan Tahtalı parkuruna doğru yöneldim.
CP Beslenmesi: CP’lerde olmazsa olmazım kola, çizi ve limon limon yine limon.
Nefis bir patikada devam ediyorum. Yemyeşil, misler gibi. 2. CP’ye geçen sene çok zorlanarak ve son dakikalarda girmiştim. Bu yıl oldukça iyiyim. Hem yorgunluğum az hem de süre olarak geçen seneki Dilem’e kıyasla ilerde gidiyorum. Yükseldikçe kekik kokuları alıyorum etraftan, nasıl da rahatlatıcı bir koku? Kekik demek biraz da irtifa almışız demek.

 


Patikaları seviyorum, işaretleri takip etmeyi, önüme çıkan engellerden atlamalı-zıplamalı kurtulmayı, devrilmiş ağaç gövdesini aşmayı, köprülerden geçmeyi, sulardan atlamayı, patikaya dört elle sarılmayı.. Parkuru da geçen seneden adım adım hatırlıyorum. (Bütün buralar benim mekanlar ya:D )
Otomatik pilota bağlayıp sabit hızda çıkmaya devam ediyorum. Otomatik pliot demişken Koşanpilot’lar bile görüyorum:)) İbrahim seni de tebrik ederim, ayaklarına sağlık. Yolda karşılaştıklarımla mutlaka konuşarak ilerliyorum. En azından bi “kolay gelsin ya da haayydiii” diyorum diğer koşuculara.

Sürülerine çobanlık eden kadınlar vardı bu sene parkurda. “kolay gelsin teyzecim” “sana da kolay gelsin kızım” ne güzel şey şu iletişim. Minicik, kısacık bir selam ve gülümsemeyle aldığın karşılık…
2.etapta biraz daha asılıyorum parkura. Tek hedefim 2.CP’ye güçlü şekilde en kısa zamanda (kendime göre) ulaşabilmek. Hava genelde bozuk, bulutlu, ara ara güneş kendini gösteriyor, ama geçen sene her patikadan kafamı yukarı kaldırdığım heranda görünen Tahtalı Zirve bulutlar arasında kalıyor. Bu beni “yukarda başıma neler gelecek?” soruları ile biraz ürkütse de; zirveyi görmüyor olmak aslında üstümdeki baskıyı azaltmış oluyor. Parkurun bu kısmı hafif eğimli yerlerde de koşulabilen, değişen zemin şartları ile en sevdiğim kısmı oldu. Neredesin Beycik??

CP2: 3s16dk ile 18.8 km’deki Beycik’teyim. (Geçen seneye göre neredeyse 1 saat daha öndeyim) 2018’de o kadar sıcaktı ki, süre kısıtı olduğundan bacaklarımı gürül gürül akan suya sokamamıştım. Bu sefer de zaman var ama hava soğumaya başlıyor. Benim keyif planı seneye kalıyor. Dilem diyorum “çok oyalanma haydi topukla.”
Sularımı dolduruyorum, biraz çizi, biraz muz yiyip kolamı içiyorum.

Yukarıda yağış başlamış mı? soruma gelen cevap hoş değil; “evet şuan olmasa da kesin yağacak, büyük ihtimalle de dolu yağacak”
Bende ki şans, o irtifa ile birleşince; zaten yağsa yağsa tepemize sert sert dolular ya da lapa lapa kar yağar. Bu yıl bütün yarışlarda olduğu gibi; bu yarış da zorlu koşullarla geçecek net anlaşıldı.
CP’den yine güle oynaya ayrılıyorum. Bu etap en zorlu etap, bacaklara, batonlara, kafaya kuvvet lazım. Kaldı 8.5 km ama o son kmleri bi de bize sorun 🙂
CP’den çıktıktan yaklaşık 1km sonra Erkan Zorlu ile tanışıyorum ve beraber ilerliyoruz patikalarda. Fotoğraflar için çok teşekkür ederim.

 


Parkur nefis ama o son 3km hiç gelsin istemiyorum, ormanda ilerlemek, eğimi artan nefis parkurda çıkışlara devam etmek çok güzel geliyor. Kemal’in yerinde bu sefer tel örgülerin üzerine yapılmış merdivenlerden geçmiyoruz. Parkurun bu noktası biraz değişmiş. Buz gibi akan Emzikli Çeşme’de suyumu içiyorum, yüzümü yıkıyorum ve jelimi içip yola devam ediyorum. Kaldı 6K ve gelsin %50’lere varan eğimler, 2000m üzeri irtifalar.

1km ilerde BKA’dan Cem ve Uğur’u görüyorum. “Ollleeyyy! BiKoşuAdanaaaa” diye sesleniyorum. Ekibi yakalıyorum.
Son ağaca kadar moral motivasyonum çok yerinde ilerliyorum. Çıkışları bu sene sevdim. Biraz daha antremanlı olmanın farkını hem bitirme süremde hem de fiziksel durumumda fark edebiliyordum. Bu yüzden çok motive ilerliyordum. Ayrıca daha bir ay önce yaşadığım İznik 100mil cut-off’undan sonra; geçen sene hayatımda ilk defa cut-off’a kaldığım Tahtalı Parkuru beni acayip strese sokmuştu. Psikolojik olarak sanki bişeyleri kendi çabamla başarmaya ihtiyacım vardı. Saçma gelebilir ama İznik beni çok etkilediği için bu şekilde hissediyordum. Bakalım 7 saat içerisinde bitirebilecek miydim?

Çıkışlar sakince devam etti. İrtifa arttıkça orman iyice seyrelmiş ve sert Tahtalı çıkışı görünmeye başlamıştı. Tam son ağacı geçtiğimiz ve aynı şekilde de ilk karı gördüğümüz yerde güneş açtı. Şahane bir ortam vardı; aşağıda orman, yukarıda karlı Tahtalı Zirve, ayrıca güneyden üzerimize doğru hızla ilerleyen sis. İşin rengi iyice değişiyordu. Yeşiller, maviler, toprak renkleri bitmiş artık kar beyazı ve sis beyazı bu etabın rengini oluşturmuştu.

 


Bizden 1 saat önce start alan 60K koşucuları zirveden inerken biz de zirveye tırmanmaya çalışıyorduk. Herkesle bravoolaşıp, selamlaşıyor, karşılaşma anında mutlaka iki kelime konuşuyorduk.(İzmir’den 60K koşan Aykut ile irtifa selfiemizi bile çekildik) Kar ile ilk temasta biraz kaymaya falan başladım, dedim noluyoruz? Bir Adanalı’nın kar ile imtihanı 🙂 Sonra peşpeşe yoldaş ekip Cem, Ben, Uğur ve Erkan sakin sakin devam ediyoruz.

 


Yükseldikçe sert bir esinti başlıyor, sis iyice bizi içerisine alıyor. Hemen yağmurlukları çıkarıp giyiyoruz, üşümeye geçmeden hemen bir beslenme molası veriyoruz. Uğur’un çantadan çıkan “Fıstıklı-Ballı cezerye” efsane oluyor. Favorim olan ve her gittiğim seyahatte müşterilerime aldığım şeyi görmek; hem de o irtifada(!); paha biçilemez bir mutluluk sebebi. (Teşekkürler Uğur, yaşasın “Yeni Uğur”)
Ve beklenen an; karlı zemin geçişleri gittikçe artarken dolu yağmaya başlıyor. Dolular küçücük ama temas ettiğinde acıtan cinsten.. Yer yer sis öyle bir bastırıyor ki 5m-10m önümde giden Cem’i bazen göremiyorum.

 


Ve tekrar ediyorum Tahtalı zirveyi göremiyor olmak bu yıl gerçekten pozitif yönde etki etti. Motivasyonumuzu hiç düşürmedik. Son kmlerde hatta metreler kala, siste nereye gittiğimizi göremeden tırmandık durduk.

Ve Bitti
Karların, sislerin içerisinden koptuk geldik, Tahtalı Zirve’de 2350m irtifada toplam 2600m tırmanış ile 27K sonunda Tahtalı Teleferikteyiz. Efsane an bu finish anı!!

 


6s34dk ile Finish’e ulaşıyorum.

“Ahhh Tahtalı, bu sene zirveye kadar tırmanabileceğimi hiç düşünmüyordum. Bu sene sevdin beni. Bu sene kabul ettirdim, sevdirdim kendimi sana.”

 


Şahane organizasyon için teşekkürler Polat Dede ve Rossist Event ekibi, Teşekkürler Argeus, çok sevgili gönüllüler ile Mustafa Kızıltaş abim yüreğinize sağlık.
Unutulmaz fotoğraflar için teşekkürler Goshots.net ekibi, tşkler Hayrettin Şeker.
Çok çok teşekkürler ve büyük tebrikler de her biri birbirinden cesurca mücadele eden BiKoşuAdana aileme, yarışlardan yarışlara görebildiğim tüm koşucu arkadaşlarıma, Tahtalı’da mücadele eden dostlarıma, her zaman merak edip hep destek olan ailem Koçaklar’a ve canım arkadaşlarıma gelsin.

Sonrası ne mi oldu? Çıralı’da denizden çıkmadık, birasız kalmadık, sahilden ayrılmadık. Pazar sabahı BKA’dan Alper ile recovery koşacağız diye bi 8K koştuk ve ben arabaya binene kadar sudaydım 😀 Tam da planladığım gibi “recovery” işini tamamlamadan dönmedim 🙂

 


Neler Giydim/Ekipman: Kolsuz Nike koşu tshirt’ü, SB Trail Eteği, Salomon Kompresyon çorabı, Compressport Trail Çorabı, Saucony Peregrine ISO Trail ayakkabısı, Mac in Sac yağmurluk, Salomon S-Lab ADVSkin Vest 8L Çanta, Fizan Baton, Compressport SunVisor, Buff, Garmin 920 XT saat (parkur rotasını indirip koştum)

Neler Yedim/İçtim: Suluklarda Isotonic su, 3 x Powergel(Kola, Lime, Limon), Uğur’un ballı-fıstıklı cezeryesi, 2 x Hurma, CP’lerde çizi, kola, su, muz.

Neler Öneririm:

Organizasyona: Zorunlu malzeme olarak Bardak eklenmesi. Dönüş için Kemer Teleferik – Çıralı arası daha sık servis. Teleferik kafesinde min%50 indirim alınabilirse kral olur; 1 kahve 30-35TL idi.

Katılımcılara: Baton almadan ve çıkış antremanları yapmadan gelmeyin derim, Finish için Drop-bag’lere soğuktan koruyan giysi, yedek ayakkabı mutlaka koyun, aşağıda yüzerken yukarıda fırtınalar kopabiliyor, fena soğuktu. 

Herkese: Zor mu zor ama kesinlikle bu yarışa her yıl gelinir.

Sevgiler…
Dilem Koçak – Tahtalı Run to Sky – 27K D+2600m – Bip No: 133[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]