[vc_row][vc_column][vc_column_text] 

İznik Ultra 2019 – 100mil  / 120K Cut-off Raporu Dilem Koçak

19-20 Nisan 2019

100mil yani 162K!! Start’tan Finish’e kadar geçen süreçten çok daha fazlası. Start çizgisi öncesinde yaşananlar ile yarış sonrasında bıraktığı izler ve hissiyatlarla gerçekten bir tutku mücadelesi.. Bütünüyle baktığımda (Kasım 2018-Nisan2019) ben bu mücadeleden çok şey kazandığımı düşünüyorum. Finisih’i göremedim, 21 saat koştuktan sonra 120K ‘de Müşküle’de cut-off’a kaldım, hem de sadece 1.5 dakika ile.. Üzüldüm gerçekten çok üzüldüm çünkü başarmak için yola çıkmıştım, aylardır da yoldaydım. Kimse bitiremeyeceğini hayal ederek o start çizgisine geçemez, o bitmek bilmeyen antremanları kolay kolay, emek emek yapamaz. Ben de hep kendimi Finish çizgisinde hayal ederek motivasyonumu yönettim. Fakat sonuca üzülmek bir yana öğrenilenler, yaşanan tecrübeler, kayıplar, kazanımlar her şeye değerdi.

“Başımıza geleceklerden habersiz MUTLU ÇOCUKLARDIK.”

 

 

Hikayem şöyle başlıyor; aslında her şey 140K üzerine gelişiyor.  Geçen sene koştuğum 90K’dan öyle keyif alıyorum ki 140K denemesi sanki beni çağırıyor 2019 yılı için.. İznik Ultra2019 ilk açıklandığında 13 Nisan’da koşulacak ve yine en uzun parkur 140K olacak deniyor.. Ben de diyorum ki madem doğumgünü tarihime bir yarış denk geliyor; 34 yaşımda Start alıp 35 yaşımda Finish’e ulaşmış olabileceğim, işte süper bir fırsat ve motive edici bir hikaye!! Olsun o zaman..  140K koşma fikrini  kafama iyice oturtuyorum, gizlice 🙂 Sebebimi ve motivasyonumu sağlıyorum ve ok! Karar net!  Sonra İznik Ultra 2019 tarihi 1 hafta öteleniyor ve bu sefer 100 mil parkuru ekleniyor. Soru işaretleri,  acabalar, belkiler, neden olmasınlar derken Kasım ayına kadar  düşünüp“tamam 100mil koşacağım” kararını alıyorum..

Hemen bir antreman planı çıkartıyorum; 22 haftalık sıkı bir plan; %100’ünü yapamayacağımı çok iyi biliyorum ama yapabildiğim kadarını yapacağım. (Planımı %78 gerçekleştirdim.)

 

Kazanımlar 1: Tekrar antreman yapmayı hatırladım ben bu yıl. En son 2014’te Rotterdam Maratonu için gerçekten sıkı bir antreman yapmıştım. Bugüne kadar koştuğum yarışlarda haftasonları dışında pek düzenli koşmuyordum. Bir yarış için nefis bir kazanım ve en büyük mücadeledir antreman yapmak ve yüksek disiplin ile süreçte kalmak. Antreman stresini yönetmeye çalışmak. İş ile beraberinde yürütebilmek. Uykundan, ailenden, arkadaşlarından, sevdiğin her şeyden fedakarlık yapıp zaman yaratmak. Öz disiplin ve motivasyonla kendini hava ve duygu koşullarından kurtarıp parkura atmak..

Antremanlar: BiKoşuAdana ekibimizden İznik’te 100 mili Ceyhun Esen (Ceyms) ve Mehmet Önelge(Memo) ile birlikte koşacaktık. Onlar BKA’nın en tecrübeli ultracıları. Defalarca İznik 140K finish’ini sağlıklı şekilde gördüler. Bu yıl “yoldaş” dedik birbirimize ve hep ileri gitme kararı aldık. Ne olursa olsun durmayacaktık. Onlar olmasa o kadar antremanı kesinlikle Adana’da yapamazdım. Gece gündüz tek başıma öyle heryerde koşamazdım bu şehirde. BKA ekibimizi de biraz gazladık ve 25 kişiyi İznik Ultra yarışlarına yazdırdık 🙂 haftada 5 ya da 6 defa antremana çıktık, kmler gittikçe arttı, koşularımız gittikçe çeşitlendi. Salı günleri BKA Salısı’nda ekiple koşuluyor, Çarşamba uzunlar Yaşar Kemal’de koşuluyor, Perşembe ekiple farklı parkurlar deneniyor ve beklenen haftasonları uzunları bitmek bilmiyordu. Her parkuru denedik, arada yarışlar koştuk, göl çevresinde asfalt uzunları yaptık, patikalarda, dağlarda 40K’leri, 60K’leri bulan orta mesafe ultra yarışları gibi antremanlara çıktık. Bazen de koşamadık; mesela ben 3-4 haftaya bir gittiğim seyahatlerimde plan dışı kaldım, koşabildiğim kadar koştum. En büyük antreman kayıplarım seyahatlerimde yaşandı. Olsun, onlar da birer dayanım antremanıydı benim için. Her seyahatimde başıma bir olay geliyor, saatlerce havaalanlarında, başka yerlerde bir sorunu halletmeye çalışıyordum. Bilenler bilir seyahat lanetlerimi.. Hikayelerim hiç bitmez 🙂 (en son yarıştan 10 gün önce Almanya’da yolun ortasında bozulan arabamı çektirebilmek için tam 3 saatimi harcadım; ich kann immer noch nicht Deutsch sprechen) Her sorun çıktığında karşıma; “harcadığım onca vakti koşmaya ayırabilirdim” vs diye içten içe “hep mi beni bulur aksilikler” diye sinirleniyor ama sabırla problemin üstesinden geliyordum. Belki de sabır ve mental dayanım antremanlarımı bu şekilde yapmış oluyordum. Sonuç olarak planladığım antremanların %78’ini gerçekleştirebildim. Bundan fazlasını bu iş, seyahat ve sosyal hayat temposunda yapabileceğimi düşünmüyorum. Zor oldu bazı şeylerin hayatımda önceliğini değiştirmek, insanlara anlatmak ve anlamalarını beklemek. Sosyal toplum biraz farklıdır. Başarıyı alkışlamayı, uzaktan alkışlamayı çok severler, sürecin-yolun nasıl gittiğine bakmazlar, destek olmak akıllarına gelmez ama başardın mı “iyisindir, herkesten daha iyi, like’ları toplarsın” maalesef kültürel bir problemimiz var. “Emeğe saygı” demeyeceğim ama “harcanan emeğin farkındalığı” maalesef çok çok az diyebilirim.

Bu yıl gerçekten kış, tam kış gibi geçti. Her uzun koşumuz, çoğu haftaiçi antremanlarımız kötü hava koşullarında yapıldı. Fırtına, yağmur Adana’da bile hiç eksik olmadı, bu sebeple sağlam güçlendik.

Düğünler: Tam 3 düğüne gittim, o düğünlere gitmeden çok ağır antremanlar yapıyor, umarım amele yanıklarım olmaz, umarım bir yaram, ağrım sakatlığım olmaz diyerek koşuyordum. Düğün sonrasına antreman koymuyordum, ona göre planı modifiye ediyordum. Kuaföre gitme rutinlerimi bile azaltmıştım. Düğünler en büyük sosyal hayatım oluyordu zaman zaman; herkesi bir arada görebiliyor tek seferde vaktimi verimli kullanmış olabiliyordum 🙂  Beni düğünlerine çağırırken yarış takvimlerine göz atan sevgili arkadaşlarım bile var. Mesela bu yıl gittiğim düğünlerden biri Alanya Ultra Trail yarışına denk geldi. Ve ben halayı tercih ettim. 🙂

İş ve İş Seyahatleri: 3 defa Almanya, 2 defa Fransa, birkaç defa İstanbul’a seyahatlerim oldu. Onun haricinde işlerimi, müşteriler ile görüşmelerimi onları Adana’ya davet ederek, Skype ve telefon ile görüşerek, video-call’lar üzerinden görüntülü konuşmalarla ilerlettim. Herşey yolunda gitti, antremanlarımı ve yarışımı sürekli soran, arayıp şans dileyen güzel müşterilerim var. Ayrıca şirketimde güçlü ve güvendiğim bir ekibim var, onlara da kocaman teşekkür iletmek isterim.  Şirket olarak son 1.5 aydır çok huzursuz bir iş ortamında çalışıyorum ve kaygılanıyorum. Bu sebeple bu antremanlar kimi zaman kafamın rahat olmaması sebebiyle yapılamadı. Gün oldu sorumluluklarımın elimden alınıp başka birine verilmesi konuşuldu, savaşmadım sadece çalıştım.. sessizce.. Mücadele için gücümü harcamak istemiyordum. Ve yapamadılar, bilgi kazandı, güven kazandı…  Bu dönemlerde kafamı işteyken işe; antremandayken antremana vermek çok zordu.. Toplarlamaya çalışıyordum hep, beraber koştuğum ekibe de fark ettirmemeye uğraşıyordum… Yorucuydu kurumsal hayat..

Cenazeler: Bu yıl çok sarsıldım. Hep hiç beklenmedik olaylarla boğuştuk. Üzüldüm, kayıpların en yakınları kadar üzüldüm. En son yarışa 2 hafta kala gelen haberle adeta sarsıldım. Kalanlar için hayata kaldığı yerden devam etmek çok zor. Ama yapmak zorundayız. Son bir ay keyifsizlikler hep üzerimde ya da yakın çevremdeydi.

BKA: BiKoşuAdana ailemle çok keyifli işler yapıyoruz, çok emek var. Sadece gönülden geldiğince, olabildiğince, yapabildiğim kadar ama her seferinde severek, içten gelerek..
Bazen her şeyden çok fazla yorucu olabiliyor. Bu yıl birkaç konuda biraz hayal kırıklıklarım oldu. Kendime özel güzel dersler çıkardım, bazı kararlar aldım. Bu işe gönül verildi bir kere. Sorumluluk büyük; sevmeye, sahiplenmeye, ileriye taşımaya devam, ama ölçüsüyle.

Kazanımlar 2: Sakinliğe ve yalınlığa dönüşüm yaşadım. Azalttım, her şeyi azalttım, zamanı verimli kullanabilmek için. Kimi zaman da dinlenebilmek için.. En çok ihtiyacım olan şey uyku ve dinlenmeydi ama fazla beceremiyordum.

Kazanımlar 3: Odaklanmanın önemini fark ettim. Kafa önemliydi… Pratik olmak dağılmamayı sağlıyordu. Herşey hızlıca ve tek seferde halledilmeliydi, günlük zaman çok dardı. İnsan istediği şeye odaklanınca halledilemeyecek, üstesinden gelinemeyecek iş, konu, problem olamazdı.

Yarıştan önceki Pazartesi sevgili 100mil yoldaşlarım Memo ve Ceyms ile planlarımızı yapıyoruz; CP geçiş tahminlerimizi tablolarımıza yazıyoruz. Parkurun şöyle bir üzerinden geçip biralarımızı içiyoruz, evet diyoruz her şey tamam “artık Start verilebilir.”

Yarıştan 1 gün önce biranda çıkan İstanbul toplantım sebebiyle nasıl hazırladım çantayı, nasıl çıktım yola bilmiyorum? Hazırlanırken hiçbirşeyi unutmamam gerekiyordu? Uyumam da gerekiyordu? Çalışmam da lazımdı… İki ayak bir pabuç durumu ama her şey neyseki yolunda gitti…

18 Nisan Perşembe günü akşamüstü İznik’e ulaşıyorum. Hemen Zeytin Bahçesi Otel’e yerleşerek biraz uzanıyorum. Sonra parkurda gönüllü olacağını bildiğim ve İzmir’den İznik’e 1 gün önce gelmiş olan koşucu arkadaşım sevgili Melih’i arıyorum akşam yemeği için. Tabiki de Köfteci Yusuf’a gidiyoruz 🙂 Bu anı 1 yıl beklemişim artık vakit tamam. Özlem giderilmesin mi??

O gece erken yatıyorum. Son iki gecedir 3’er saatlik uykuylayım. Ama uyumak ne mümkün heyecan doruklarda, nabız tırmanışlarda.

Sabah oluyor bir şekilde, yarış sabahı planım 10:00’a kadar yataktan çıkmamak ama imkanı var mı? 06:00’da ayaktayım; benim biyolojik saat geldi mi cin gibiyim… Hemen duşa giriyorum. Biraz oda da oyalanıp kahvaltıya geçiyorum. BKA ekipten haberler alıyorum yavaş yavaş yollara dökülmüşler. Öğlenden itibaren, iki gün boyunca İznik’i inletecek 25 BKA’lı akın akın toplanıyoruz İznik’te. 🙂  

 

Önce Bilge geliyor beraber kahvaltı ediyoruz. Biraz 55K parkurunu konuşuyoruz, enerji jeli, besin takviye planı yapıyoruz Bilge için.. Dikkatimi dağıtacak aktiviteler yapmak iyi geliyor. Hava bu arada Perşembe gününe göre daha iyi, biraz rahatlamış hissediyorum kendimi, sonuçta kaldı son 9 saat 🙂

Öğlen saat 12:30 gibi Dropbag çantamı hazırlamış, Start kıyafetlerime karar vermiş, yedek planı yapmış ve trail çantamın yerleşimini halletmiş bulunuyorum. Doğruca otelden çıkıp İznik Belediye binasının oraya.. Vakit malzeme kontrolüne girme ve Bip no alma vakti. Merkeze geldikçe her adımda tanıdık bir yüz ile karşılaşıyorum. Enerjim gittikçe artıyor, ağzım kulaklarımda mutlulukla yürüyorum. O sırada BKA ekibinin Cuma yolcuları İznik’e geldiklerini ve Köfteci Yusuf’ta olduklarını haber ediyorlar, direk onlarla buluşup öğle yemeğimi yiyorum. Sonra Bip no sırası, malzeme kontrolü, standlarda biraz gezinme, yarıştan yarışa görebildiğim sevgili koşucu dostlarımla muhabbet derken hemen otele gitmem gerektiğini düşünüyorum. Malum akşam 160K için start alacağım ve sadece 3-4 saatim kaldı.

Odama kapanıp bir saat kadar uyuyorum. Sonra ayaklarımı duvara dikip BKA ekipten odama gelenlerle sohbet muhabbet devam ediyor ve 17:30 alarmım çalıyor. Bu “Dilem artık giyinmeye başla” alarmı. Giyiniyorum, oldukça sakinim, ama yorgun gibiyim. Sanki uyusam 2 gün deliksiz uyurum gibi ama tam tersi 2 gün nerdeyse deliksiz koşacağım 🙂 o zaman başlasın hazırlıklar. Vücudumun her yerini önce vazelinliyorum. Vazelin özelliğinde “Gold Bond Friction Defense” adlı stick sürülebilir ürünü kullanıyorum. Üründen çok memnunum. Sadece 120K sonrası taytımın belimle temas ettiği yerlerde biraz tahrişlerim mevcut bu ilk defa başıma geliyor. Uzun yol işte her geçen zaman başına ne geleceği belli olmuyor.

İçlik üzerine uzun kollu ince polarlı üst ile başlayacağım yarışa. BKA tshirtüm ile start alamıyorum ilk defa. Çünkü biraz huzursuzum gece eksi değerlere düşecek hava deniyor. Başlangıç için ilk etapta kalın gelse de seçimlerimden gayet memnunum. Kalın uzun taytlarımdan biri ile çoraplarımı bileklerimi kapatacak şekilde giyiniyorum. Ayakkabım kesin pert olacak, Manavgatta yırttığım ayakkabımı giyiyorum. Finish’te gururla çöpe atma planlarım var. (Finish olmasa da,120K koştuktan sonra artık emekli oldu ve İznik’ten ayrılırken çöpe attım) Herşey tamam gibi. Sular sabah erkenden hazırladığım Isotonic ile kaynaşmış şekilde, çantamı takıp suluklarımı dolduruyorum ve işlem tamam. Evveettt hazırım ben !!!  

 

 

Hemen Dropbag’imi ve ekipmanlarımı alarak otelin lobisine çıkıyorum. Saat 18:00! Son 1 saat! İnanılır gibi değil!  Daha dün 22 hafta vardı? Nasıl geçti bunca zaman? Biraz heyecanlıyım, yerimde duramıyorum. Tüm BKA ekibi ile çıkıyoruz otelden Start alanına. Ve her şey şahane, tam koşma havası, tam başarı havası var etrafta. 83 kişi 100mili bitirebilmek için koşacak İznik Göl’ü etrafında. Start’ta yine trail koşan ne kadar çok tanıdığım, arkadaşım, yeni tanıştığım koşucu dostum var ise, herkesle kucaklaşıyor, selamlaşıyor ve başarılar dileklerini topluyorum.. Rekabet havası hiç yok, destek havası var.. Dostça bir atmosfer var o akşam İznik’te. Ve biz 83 kişi cesaret edip geçtiğimiz o Start çizgisinin arkasında; çıkacağımız yola, uzunluğa ve yaşanacak zorluklarına rağmen cesaretimizi kutluyoruz. Beklenen an sadece bir yarış başlangıcı değil farklı bir kutlama gibi..  

“Helal olsun bize beaa, yapacağız!!” diyorum Yoldaşlarıma bakarak; çok çalıştık şimdi bunu gösterme vakti.. Biz 100mil koşucuları hepimiz, başarmak için çıkıyoruz yola. Sonuçta yapılan her eylem başarma odaklı olmalıdır. Herhangi bir kontrol dışı etken olmadığı sürece başarmak için çıkılan yol mutlaka başarılır. Cesaret ile alınmış kararlarda, azimle motive olunmuş ve o hedef uğruna kararlılıkla hazırlanılmış ise zaten o iş bitmiştir, başarılmıştır. Tamamlanamasa bile süreçteki kazanımlar, öğrenilenler seni geliştirmiş, zaten kıymetli bir altın bilezik cebindedir.

BKA ekibimiz bizi şahane bir şekilde yolcu ediyor. 

 

 

Ve start anı, saniyeler, 10 – 9 – 8 …. 3 – 2 – 1.. START!!!

 

 

Gözlerim dolacak gibi oluyorum, bunu bir tek UTMB OCC startında yaşamıştım, çünkü orda da bir hayalimi gerçekleştiriyordum ve işte yine aynı hisler, aynı hayal kovalamacası, duygular çok paralel.. 100mil yolculuğuma saniyeler kaldı! 

 

 

İlk 9.4 km boyunca anlaştığımız gibi Memo, Ceyms, ben ilerliyoruz. Güzel gidiyor. İlk CP’miz sadece su istasyonu olan Dikilitaş’a kadar harika, sohbet ede ede bazen hızlanarak gidiyoruz. Hemen kontrol ediyoruz birbirimizi çünkü çok hızlanmamalıyız. Dikilitaş’ta durmuyoruz bile, sadece gönüllü olan ve bütün gece kocaman yüreği ile bizler için çalışan Melih’e selamımızı verip ilerliyoruz. Benim ayaklarım biraz uyuşur gibi oluyor. Sanırım ipleri fazla sıktım. Birkaç saniye durup bağcık gevşetme yapıyorum ve yola devam. 10K tamam! Geriye bişeycik kalmadı 🙂 Sadece 150K ahahahaha…

 

 

 

Gayet sakin ve dinç bir şekilde ilerliyoruz. Şeftali, Kivi ve tabiki Zeytin bahçeleri arasında gün batımına doğru koşuyoruz ip gibi sırayla.  Harika bir hava, derin bir sessizlik var gün batımında, çok konuşmuyoruz; “iyi misin? İyiyim” yeterli bu sözcükler, kuş sesleri ve köpek havlamaları dışında doğa uyumaya hazırlanıyor, geceye dönüş başlıyor. Herkes uyurken biz yola devam edeceğiz.. 24.6km de 2. CP’ye çok rahat geliyorum, biraz çizi atıştırıp kola içiyorum, suyumu tamamlayıp hızlıca hareket ediyorum. İznik Gölü kenarındaki Boyalıca köyü’nden ilerliyor parkur. Boyalıca köyü çocukları uzunca bir süre bizimle koşuyorlar. “Nerden geldiniz abla?” “Ne kadar koşacaksınız?” “Bütün yolumu koşacaksınız?”

 Ceyms ile beraber ilerliyoruz bu noktalarda. Köy çocukları koşmayı evlerine kadar sürdürüyor sonrasında yine başbaşayız kendimizle 100mil parkurunda. Önümüzde 440m’lik tırmanışlı bir etap var. Güzel gidiyor tırmanış, köyün bitimiyle başlıyor. O sırada dolunayda tüm parlaklığı ile bize yol gösteriyor. Uzunca bir süre kafa fenerlerimizi yakmıyoruz bile. Bazen sert esintiler oluyor hava 6-7derecelerde. Patika yön değiştirince hava rahatlıyor, rüzgar yönüne geçince kapşonlar kafaya, bufflar ağız ve burun bölgesine sıkıca örtülüyor. Ekipmanlarıma güveniyorum. Daha önceleri pek çok defa tecrübe ettim hepsini, son hafta ısı konusunda bir türlü yeterli olmayan eldivenlerimle olan sıkıntımı da çözebilmiştim. Bu sebeple ekipman bakımından içim oldukça rahat. Bu bölüm güzel ilerliyor. Keyifli bir şekilde 4-5 kişilik bir ekip halinde ilerliyoruz. Sohbet ede ede. Saat 23:44’te 36K’deki Ilıca CP’sine harika bir şekilde ulaşıyorum. Gerçekten harika çünküüüü Dilge, Burcu ve Alper karşımda, resmen finisih’teyim hissiyatı ve mutluluğu. Bu iş olacak gibi? “Ben bu 3’lüyü gördüğüm sürece gücüm bitmez” diye düşünüyorum. 

 

 

Çok mutluyum çünkü tarifsiz bir destek var ve bunu sadece koşan anlayabilir. Hemen muz, kraker, portakal atıştırıp sularımı tazeleyip yola devam ediyorum. Dilge, Burcu ve Alper de arabaya binip bir sonraki CP’de görüşürüz diyerek uzaklaşıyorlar. Yine bol çıkışlı ama inişte koşabileceğimizi düşündüğümüz ve koşmayı hesapladığımız bir etap başlıyor. Çıkış öncekinden biraz daha sert ve Orman yangın yolundan 650m tırmanışı olan etabın dimdik çıkışına başlıyoruz. Dolunay gerçekten nefis bir manzara sunuyor, ağaçlar, bulutlar ve dolunay şahane görünüyor. Gece İznik Gölü manzaraları bizleri ciddi anlamda büyülüyor. Gündüz mutlaka gelinmeli buralara diye kenara notlar düşüyorum. Bir gün antreman olsun diye gerçekten gidip yürüyüp koşacağım oralarda ve manzarayı gündüz gözüyle tecrübe edeceğim.  Derken çamur başlıyor, evet bitmek bilmeyen bir çamur.. Balçık bize ne koşturuyor, ne ilerletiyor, sıfır!! Nereye basabiliriz diye uğraşırken bastığımız yer ayaklarımızın altından kayıyor. Çok yoruyor bu etap bizi. Hem de hiç bu kadarını tahmin etmiyoruz. Mevsim normallerinde burası koşulabilecek bir etap olduğundan biraz canım sıkılıyor. Neden balçık burası ve neden koşamıyoruz? 🙁 sorular, sorgular..

Neyse Adını “Çamur Etabı” koyduğum bu bölüm, yine de güzel manzaralar ve birkaç yol şaşırma ile keyifle geride kalıyor. Dolunay sağolsun, balçıklar hiç olmasın!

İznik İşaretlemeleri: Geçen sene İznik Ultra 90K ‘da işaretlemeler o kadar iyiydi ki bu sene yapılan işaretlemeler hayal kırıklığı yaşatıyor. İşaretleyen kişilerin gündüz yaptığı işaretlerin gece görünmüyor olması gerçekten çok üzücüydü. Fosfor kısımlarının çok küçük olması, işaretlerin seyrekliği ve işareti bağlamak için yapılan seçimler bizleri sürekli tedirgin etti. Defalarca durdurup “doğru yerde miyiz?” sorgusu yapmaya itti. Üstelik işaretleme yapan arkadaşın birkaç noktaya 15-20 adet işareti topluca bırakması gerçekten bu işi hakkıyla yapmadığını gösteriyor! Organizasyona geribildirimimdir; gece koşulacak noktalarda gece işaretleme yapın ve parkuru bilmeyen kişileri gece koşturup geribildirim toplayın. Biz BKA olarak gelir koşarız seve seve! Biliyorum çok zor bu işler ama geçen sene o kadar iyiyken işaretlemeler bu sene ne değişti? 

 

 

Ve 45.6Km’de Mahmudiye köyündeyiz. Çamurlar içerisinde köy kahvesine giriş yapıyoruz. “O ne çamurdu arkadaş” dediğimde benden önce gelen herkesin tepkisinin aynı olduğunu söylüyorlar. Soğuk kendini iyice hissettirmeye başlıyor, ayrıca bunu CP’den ayrılınca daha net hissedecektik. Team Run.BO’dan Savaş ile ilerliyoruz. Mahmudiye CP sadece mini bir CP olduğu için destek ekipleri bizlere dokunamıyor bile. Yasak. Herşeyi biz yapmak zorundayız. Bir sıcak çorba ve çay içiyorum portakal yiyorum ve çizimi ağzıma tıkıştırıp yola devam ediyorum. Melih burada gönüllü masasında; onunla ve bizim destek ekibi Dilge, Burcu ve Alper ile sohbet etmek iyi geliyor. Yine tam motive, bomba gibi ayrılıyorum CP’den, haydi tüm çamurlarımı alır kaçarım ama son bi sıcak çayımı da içerim!! 🙂

 

 

Köyün ışıkları olduğu sürece kafa fenerimizi çalıştırmıyoruz, ekonomi yapıyoruz çünkü ertesi gece de koşu devam edecek.(not:edemedi) Köyün arnavut kaldırımları ve ışıkları bittiği noktada çamur tekrar önümüze çıkıyor. İmkanı yok!! Kesinlikle koşamıyoruz. O kadar yavaş ilerliyoruz ki bitmez bu yarış!! Gelecek hedefimiz Yeniköy’e yine 500m bir tırmanış ve 18K yolumuz var. Uzun sürecek net! Bu etapta kaybolduk biz. Bu etap yuttu bizi. Ne koşabildik, ne bitirebildik, ne yolu tam kestirebildik. Biraz zorlandık. Gecenin en zor saatleri 02:00 ile 05:30 arasında gerçekten çamurla boğuşmaktan, inişler ve çıkışlardan ve işaretlemelerin verdiği huzursuzluktan biraz fazlaca oyalandık. Bir noktada 2km boyunca kaybolduk. Burası biraz canımı sıktı. 4 kişiydik ve en klişe patika koşucusu hatasını yapıp öndekini takip ettik. Yolu tekrar bulup koşmaya başladık ama Yeniköy bir türlü gelmiyordu. Ulaşamıyorduk. Kaybolunca saatlerdeki km’de sapmıştı. 63.5Km’deki Yeniköy CP’si; 65.5km olmasına rağmen hala ufukta görünmüyordu. Derken Yeniköy’ün sokaklarından işaretleri takip ederek CP’ye ulaştık. Biraz hedef süreden sapmıştım ama yine de iyi gidiyordum. Sabahın ilk ışıkları kendini gösterirken o sessizlikteki kuş seslerini ve en doğalından köy kokusunu hiç unutamam. Hava iyice soğumuştu. En düşük sıcaklık bu saatlerde olacaktı hava durumundan hatırlıyorum. CP görevlisi biraz canımızı sıktı. Bir sonraki istasyona çok az vaktiniz kaldı Cut-off olabilir dedi. Biz de hemen bir telaş çıktık CP’den ve yola düştük. Biraz ilerledikten sonra Savaş’ın batonlarını unuttuğunu farkettik.. Ahh murphy ahh!! Hep böyle olur ya.. Tam biraz toparlandık koşalım derken; soğuk yanında dolu ve yağmurla bizi sarıverdi.. İş biraz ciddileşiyordu. Koş-yürü şekilde 11Km mesafe alıp parkurun en sevdiğim CP’si Örnekköy’e ulaştık. 

 

 

 

Güneş yüzünü göstermiş, ılık ılık uzaktan bize dokunuyordu. Nefis bir manzara ile Örnekköy 74.km’de bizi bekliyordu.

 

 

Önce Alper’i sonra Burcu ve Dilge’yi görmek yine tarifsiz bir enerji ve keyif verdi.. Hemen kahve istedim ama berbat tadı içilir gibi değildi, ahhhh güzel bir kahve için ne kmler koşabilirdim.  Biraz sıcak çorba içmek miğdeme çok iyi geldi. (çorba diyince yanlış anlaşılmasın; bir tabak değil, minik karton bardakta veriliyor çorbalar,  3 yudum:) ) Dinlenmeyi fazla uzatmadan yollara döküldük. Bizim destek ekiple Sölöz’de tekrar görüşürüz diye sözleştik 🙂 CP’de durunca esnemeye başladım, artık biraz uykum gelmişti.. Artık esnemek gibi yapılan her şey çok normaldi.

CP sonrası ilk 10K dümdüzdü yol hemen İznik gölü’nün kıyısından gidiyordu. Çarşaf gibi göl sakince duruyor sanki bizi izliyordu. Hava net olunca gölün direk karşı yakasındaki tepelere baktım şöyle.. Gece boyunca o tepelerden ilerlemiştim. Kendimle gurur duydum yalan yok. “Bravo sana Dilem! Geceyi atlattın, taaa nerelerden geldin.” Bir tebessüm vardı suratımda. Ya kafayı sıyırmıştım artık arınma, trans modundaydım ya da gerçekten bu iş bana gittikçe daha da fazla mutluluk veriyordu…

 

 

Ayrıca bu noktaları geçen seneki 90K parkurundan dolayı çok iyi biliyor ve kendimi mahalleme gelmiş gibi hissediyordum. 2018 90K Yarış raporuma linkten ulaşabilirsiniz. (http://bikosuadana.com/index.php/2018/05/03/iznik-ultra-2018-90k-yaris-raporu-dilem-kocak/ Ama havayı ve çamurları hesaplayamıyordum 🙂  kol saatlerimiz kaybolmamızdan dolayı 2km fazla gösteriyordu. Ona göre hesap kitap yapa yapa ilerliyorduk. O kadar saat koşup en azından hala 4 işlem yapabiliyor olmak iyi bişeydi bence 🙂

Koş – yürü şeklinde ilerlemeye, daha çok yürümeye devam ettik. Yol göl kenarındaki patikadan asfalta geçince tatsızlaştı. Koşmak gelmiyordu içimden. Sonra Zeytin bahçelerine tekrar girdiğimizde gün iyice aydınlanmış, bol güneşle bir aradaydık. Yeşili, maviyi, çamurun kahverengisini; hepsini o kadar canlı o kadar doğasında görüyorduk ki, misssler gibiydi, tabi yine çamurda koşmak tam bir meseleydi. İzin vermiyordu seri ilerlemeye. Patikaya paralel çamursuz yollar bulmaya çalışıyorduk… ve o canım canımmm Sölöz burnu dere geçişi yine nefisti. Geçen seneden daha debili akan dere gürül gürüldü, biz de buz gibi suyu yara yara karşıya geçtik. Yağmurlu olsaydı o anda baya üşüyebilirdik. Zeytinlikler arasında koşmaya devam edip Sölöz’e yenilenme istasyonumuza Dilge ve Burcu’nun karşılamasıyla ulaştık.

 

Bitmişti 90Km. olleeyyy!!! Alper ile Ceyms de oradaydı. Bakiye ablam o pırıl pırıl gözleriyle bize bakıyordu. Sölöz CP’ye varışımız çok havalıydı 🙂 Destek büyüktü.  

 

Hemen üst kata çıktım ve üzerimi değiştirdim. Çantamı yeniledim, en fazla bu CP’de zaman harcadım. O kadar saat boyunca ilk defa tuvalete gittim. 14.5 saat sonra!!! İnsan vücudu nasıl bir organizma? Metabolizmalarımız nelere dayanabiliyor? Gerçekten çok farklı tecrübeler bunlar. Üzerimi değiştirirken fark ettim ki taytımın dikişleri biraz bel bölgesinde tahribat yaratmış ama yapacak hiç bir şey yok.. Yola devam etmeli; evet acılı da olsa yola devam etmeli. Korktuğumdan iyi durumdayım 😀 90K bitmiş mutlu ve keyifliyim daha ne olsun. Bu sırada saatimi şarja takıp yedek Garmin’i çalıştırıyorum. Saatim Garmin 925 XT ve 15.5 – 16 saat şarjı dayanıyor. Şarj ederken de ölçmeye devam etme özelliği maalesef yok. Model biraz eskidi ama bence Garmin’in en iyi modellerinden. Beni bir triatlet yapamadı ama trail koşularımda yaklaşık 3.5 yıldır hiç yolda bırakmadı.   

Bu sırada İznik Ultra 90K ‘nın ilk koşucuları Sölöz’e gelmeye başlıyor. Cemil Gökçe’yi görüp hemen selfielerimizi çekliyoruz. Alper, Dilge, Burcu destek ekibimizle de fotoğrafımızı çekilip yola çıkıyoruz Savaş’la.

 

 

Enerjim oldukça yüksek; şimdi karşımda parkurun 835mlik en büyük çıkışı olan etap var. Hazır mıyım? HAZIRIMMM 🙂

Çıkış tatlış tatlış başlıyor. O sırada BKA ekibimizden İznik Ultra 90K koşucularından Ha.RUN geliyor!! İnanılmaz seviniyorum. Harbi iyi koşuyor bu adam, çok iyi görünüyor. Yolu açıyoruz “buyrun mösyö” diyip yolumuzu veriyoruz. Tırmanış güzel başlıyor ne de olsa bildiğim yer. Geçen sene bu noktada yaşadıklarımı hatırlıyorum. O sırada Murat geliyor, BKA’nın 90K master’ı olur kendisi.  Geçen sene şahane bir dereceyle koşmuştu, yine çok iyi gidiyor. (Harun ve Murat çok iyi koştular, finishlerine bizzat şahit oldum. Tekrar kocaman tebrikler, koşmak size yakışıyor dostlar.)

18K sonra Narlıca’ya ulaşmış olacağız. Etabın yokuşlarını tırmandıkça yükseliyoruz, biz yükseldikçe aşağıda 14 derece güneşli olan hava hafif yağmura ve süpriizzzzz; kar yağışına dönüşüyor. Ben ilk defa bu yıl yağan kar görüyorum. Adanalıyım ben yaaa? Kar nedir arkadaş? Hem de Nisan ayının sonunda?? Şaka olmalı.. ama değil.. Dün geceden beri koştuğumuz için kar yağdığını herkese onaylatma isteği duyuyorum.  Ne bilim seraplar falan görme ihtimal sınırlarında dolaşıyor ve 100.km devirmek üzereyim.

BKA Cem ile kar yağışı başladığında denk geliyoruz. Videomuzu çekiyor, ben de videoya “İznik Gölü çok büyükmüş yahu” gibi çok çok önemli açıklamalarda bulunuyorum 🙂 Zeka sıfır!! Kalmamış, tükenmiş 🙂 Biraz beraber ilerledikten sonra Cem’e biraz baton ayarlama tekniklerini gösterip yollarımızı ayırıyoruz. 115-120cm iyidir, iyi 🙂  (Cem de 90K finishine gayet güçlü ve mutlu geldi, büyük mücadele ve büyük tebrikler gerçekten!)

Yağış gittikçe artıyor.. Kar, yağmur sürekli değişiyor. Bir ara üzerim bembeyaz oluyor.  Yaklaşık 7.5 – 8km çıkıştan sonra iniş başlıyor. Biz de koşmaya başlıyoruz. Çamur olmayan inişleri bu yarışta özler olduk. Bu sefer koşulabiliyor. Sonunda balçık yok, zemin sert. Bu noktada biraz Savaş’a sinirleniyorum bile 🙂  Tam koşmamız gereken yerde o oyalanıyor!! Dakikalar saniyeler önemli, hadi diyorum “toparlan dostum” ve yardıra yardıra Narlıca’ya kadar koşuyoruz. Koşturdum Savaş’ı da 🙂  

Narlıca’ya iyi şekilde giriyoruz. Burası da ayrı bir tanıdık. 55K Start noktası. Ne güzeldi diyorum kendi kendime 55K koşmak 🙂 2017 50K yarış raporuma linkten ulaşabilirsiniz.  (http://bikosuadana.com/index.php/2017/05/01/iznik-ultra-50k-raporu-dilem-kocak/ )

Çorba, kola, çizi ve muz.. evet muz çok iyi geliyor. Sularımı doldurup kaçacağım. Gönüllülerden daha çok koşuculara gönül vermiş Alper Talı ve Alperen Çetin oradalar. Onları görmenin anlamı gerçekten çok büyük..

 

 

8-9 kişi peş peşe ayrılıyoruz Narlıca’dan.  Yoldaşım Ceyms de bizimle, beraber ilerliyoruz. Ayağı biraz ağrıyor gibi. Basışlarından belli oluyor, gözlemliyorum biraz, yine de çok güçlü ilerliyor, özellikle çıkışlarda. Narlıca’dan Müşküle’ye olan etabı bilen bilir. Parkur bizi yükseklere çıkarır ve dar-dik –iplerle ancak inilen patikalardan tekrar zeytin bahçelerine indirir. 3 tane dik iniş-çıkışımız var. Oldukça yorucu olacak. Bi de nereden bilecektim bunun son etabım olup cut-off yiyeceğimi ?

Normalde seviyordum bu etabı, her sene zevkle geçerdim buradan oyun gibi gelirdi. Fakat zorlanıyorum, artık yorgunluk çanları çalıyor. Sesim çıkmıyor, çabalıyorum. Ekip de yorgun, bi enerjimiz yok gibi… Sanki zeytinlikler bize iyi gelmedi, orada bişeyler oldu bize ve motivasyonu kaybettik 🙁

Fiziki olarak patikadan kaybolmak değil de; biz kafa olarak biraz kaybolduk, sanki ilerleme durdu. Ve maalesef yetişemedik biz Müşküle’ye. Olmadı. Müşküle’deki CP sorumlusu ile gözgöze geliyorum ve maalesef diyor. “Tebrik et bari buraya kadar geldik” diyorum. Çak yapıyoruz. Organizasyondan iki – üç kişi alkışlıyor. Birbirimize bakıyoruz. Birbirimizi tebrik edip bitti diyoruz. Şoktayız.. Yarış hiç beklemediğimiz şekilde burada, Müşküle’de bitti. 120K 21saat 1 dakika 35 saniye. Yani 1.5 dakika ile cut-off’tayım. Toplamda 10-12 kişiyiz Müşküle kahvesinde cut-off’a kalıp sobanın kenarında ısınmaya çalışıyoruz ve cut-off’a kaldığımızı kabul etmeye… Hava buz gibi…  Sohbet ediyoruz, cut-off’lar, parkur, yarışlar… Konuşuyoruz ama herkesin gözlerinde yorgun ve üzgün birer bakış.  

 

 

Alperen parkura kadar gelmişti Müşküle’ye 1km kala. Cut-off’a az kalmıştı. Keşke koşsaymışım diyorum. Keşke ilerleseydim o son inişlerde daha hızlı. Çok keşkelerim var bu yıl. Çok dersim ve ev ödevim var bu yarıştan kalan.  Sanki yapabilirdim gibi geliyor. Bazen “çok istemedim mi acaba” diye düşünüp duruyorum? Ya da o, bu, şu…. Bir çok sebep, birçok etken… Organizasyona iletilecek notlar, doğaya edilecek bikaç çift söz ve kendimle yapacağım hesaplaşma… 

Neyse.. Çok düşündüm, kendimle baş başa kaldım ama daha hesaplaşmam bitmedi ve hala kendimi tam toparlayabilmiş değilim.. Yarış sonunda sapasağlam ağrısız sızısız bedenim, yorulmuş bacaklarım, dağılmış bir ruh halim ve paramparça olan ayakkabılarımlayım. Ayakkabıları çöpe atınca biraz hafifledim:D   

 

Sonuç: 83 kişi Start aldı ve 21 kişi Finish’e ulaşabildi. Sadece 3’ü kadın! Çok büyük tebrikler bu koşullarda 100mili başarana, o yola çıkana ve son ana kadar mücadeleyi bırakmayana!! Yüreklere, yüreklerinize, yüreklerimize, yüreğime sağlık!  

Müşküle köy kahvesinde biraz oturduktan sonra Dilge ve Burcu’yu arayabiliyorum. Beni gelip Müşküle’den alır mısınız diye.. Boğazım düğüm. Onlar da Süleymaniye’ye gitme hazırlıklarında beni karşılamak için. Hatta pacer’lık yapıp benimle koşma planlarındalar. Herşey iptal “ben cut-off’a kaldım.”
Ancak 20 dk sonra önce aileme, sonra BKA grubuna mesajı atabiliyorum. “Cut-off’a kaldım Müşküle’de, yarış bitmiştir.” Bu kısım planlanmayan kısım. Olasılığı hep var ama hiç planlanmaz.. Bu işte yolunda gitmeyen durumlar her zaman ihtimal dahilinde.. Ama diyorum ya; başarma odaklı yapılır tüm çalışmalar her zaman. Cut-off’lar, balçıklar, yağışlar planlanamaz. Akla gelir ama başa geldiğinde durum farklı olur..

Otele gidiyorum direk; önce duş, sonra hüngür hüngür ağlıyorum. Olmadı diyorum yapamadım. Geçen aylarımı düşünüyorum. En yoğun geçen Mart ayını, çok yorulduğum son 15 günümü ya da kafamı devamlı kurcalayan işimi, her şeyi… Hızlıca anlamsızca… Sonra toparlanıyorum. Kalkıp  Finish’e gitmeliyim tüm ekibi karşılamalı, alkışlamalıyım… BKA ekibim var benim, kimisi ilk defa en uzun koşusunu yapıyor, kimisi ilk defa trail koşuyor, kimisi ilk defa gece koşacak, kimisi de ilk defa İznik’te kürsüye çıkacak… “Çok hikaye var hala parkurda yaşanan, git ve tanık ol!” diyorum. Kendimi Finish çizgisine atıyorum. Sırayla finish alan BKA’dan 55K ve 90K koşucularımız Emine, Bilge, Can, Meltem, Ece, Fulya, Harun, Murat ve Cem’i teker teker karşılıyorum ve gönülden kutluyorum. Tüm dostlarımı görüyorum, muhabbet ediyorum.

 

 

Ve 83 kişide 21 bitirme oranı ile 160k parkurunda şahaneler yaratan yoldaş Memo geliyor Finish’e!! Bitiriyor. Kendim bitirmişim gibi mutluyum. Kendim başarmış gibi seviniyorum. O havada, o parkurda, son yılların en zorlu İznik’in de harika bir iş başardın Memo, tekrar tekrar tebrikler dostum ve her şey için teşekkürler sevgili Ceyms ve Memo! 

 

 

 

 

 

Kazanımlar 4: BKA ailemizi iyice trail koşucusu yaptık. O kadar güzel etkisi var ki koşmanın, patikaların hatta çamurların bile.. Herkesi finishte o pırıl pırıl bakan gözleriyle görünce büyük bir gurur duydum. “Güzel bir aileyiz biz”

Kazanımlar 5: Recovery! fiziken ve ruhen… Fiziki hazırlık süreci ayrı, mental hazırlık süreci ayrıydı bu yarış için. Bu sefer de farklı bir iş çıkardım kendime. Recovery! Fiziki recovery tamam ama kafamı nasıl recover edeceğim hala bulamıyorum. Bu da bana ev ödevlerinden bir tanesi olacak. Okumaya, araştırmaya devam edeceğim. Hedeflerime tekrar odaklanmalıyım.

100mil: Evet benim hayatım boyunca bir 100mil koşma hedefim var. Bu bir gün elbet gerçekleşecek. İnanıyor ve kendimde bu gücü görüyorum. Ama ne zaman, nerede olur bilinmez? Hep birlikte göreceğiz 🙂

İznik Konaklama: Zeytin Bahçesi Otel

İznik Ulaşım: Adana- İstanbul Sabiha Gökçen uçak + araç kiralama

Yeme / İçme: Köfteci Yusuf yine özleyeceğiz.

Yarış Organizasyon & İşaretlemeler:   İznik’i seviyoruz. Organizayona tşk ederim. Fakat 100mil ilk gece kısımda işaretlemeler ve parkur koşullarında cut-off süreleri sınıfta kaldı.

Yarış Parkuru: 100mil parkuru tek kelime ile şahane! Zemin ise hem sınıfta kaldı hem bizi sınıfta bıraktı. Balçık koşturmadı, hava şovunu yaptı ve bizlere 4 mevsimi gösterdi, doğa kurallarını koydu.

Ekipman& Beslenme: Salomon Ultra Pro trail koşu ayakkabısı, Salomon SLab vest çanta, Compressport Trail çorabı, Nike uzun tayt, Columbia OmniHeat içlik, Salomon yağmurluk, Mac in Sac yedek yağmurluk, Northface eldiven, LaSportiva yedek eldiven, Buff, Polar bandana, Ledlenser Fener, Raidlight bükülen bardak,Acil durum battaniyesi,Reflektif Şerit Yelek, Garmin 925XT, Isotonic, Clifbar, Powergel Kola, Limon, Lime ve Orman Meyveleri enerji jeli, İçi cevizli Hurma, Ağrı Kesici..

Sıradaki Hedefler: Tahtalı Run to Sky 27K Vertical ve Lavaredo Ultra Dolomites 90K yarışlarım sırada. Sonrasına bakacağım şimdilik Haziran sonrasına hiçbir plan yapmıyorum.

Teşekkürler: Bu yarış öncesi inanılmaz fazla kişinin samimi desteklerini yanımda hissettim. Organizasyona, gönüllülere, gönlümü fethedenlere, destek olan, enerji yollayan, şans dileyen, akıl veren, bilgi-tecrübe paylaşan, antremanlarda yoldaşlık eden, yarış boyu heyecanımı paylaşan, ilham veren herkese çok çok teşekkür ederim.

İyi ki varsınız…

 

 

Dilem Koçak , İznik Ultra 2019 – 100 mil (120K cut-off) Bip no: 71[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]