[vc_row][vc_column][vc_column_text]
DOĞAYLA VE KENDİNLE YÜZLEŞMENİN BİR BAŞKA ADI İZNİK ULTRA 35K 
 
NURAN BAYKAL – 2019
Hayatın rutini çoğu zaman hepimiz için zorlayıcı ve monoton. Bunu renklendirmek ve daha yaşanır hale getirmek kendi elimizde daima. 40 yaşından sonra öğrendim ki insanın önceliği kendisi olmalı. Bencil bir düşünce diyenlerinizi duyar gibiyim. Sürekli başkalarını memnun etmek için koştururken ve zamanın su gibi akış hızına yetişemiyorken durup ben ne yapıyorum dediğim zamanlar olmadı desem yalan söylemiş olurum.
Nerede olmak istiyorum?
Bulunduğum yer beni mutlu ediyor mu?
Kimlerle zaman geçirmek daha da keyif veriyor?
Hayattan ne istiyorum?
Belki de zamanın ve kendi benliğimizin farkındalığına varmak bana bu soruları sorduruyor. Kendinle baş başa kalıp bulunduğun âna odaklanmaya başlayıp bir de bunun keyfine varınca gerisi kendiliğinden geliyor.
Yıllardır kendimle baş başa kaldığım anlar hep doğa yürüyüşü yaptığım zamanlar oldu. 
 
 
2016 yılında TAC Master grubuyla başladığım koşu serüvenime yeni parkurlarda imkanlar dahilinde devam etmeye çalışıyorum. Koştukça sevdim ve sevdikçe koşmaya devam ettim. Ve zamanla hayatımın keyifli bir parçası haline geldi.

Ekim ayında Kapadokya Ultra sonrası sırada neresi var diye baktığımızda karar verip Kasım 2018 de kaydımızı yaptırdığımız İznik Ultra için heyecan doruktaydı. Ben burada koşmalıyım dediğim bir parkurdu.  Kaydı yaptırınca antrenman planımı oluşturdum. Yalnız planı çoğu zaman istediğim gibi gerçekleştirme şansım olmadı. Antrenman yapamamanın gerginliği üzerine bir de bel ağrısı eklenince iyice modum düştü.  Bu nedenlerden dolayı İznik öncesi organizasyonu düzenleyen ekibe mail atarak 35 km için yeterli antrenman yapamadığımdan 20km ye geçmek istediğimi belirttim. Gelen yanıt olumsuzdu. Demek ki aklımdan geçen 35km den kaçış olmayacaktı. Ayrıca koşu günü meteoroloji sağnak yağmur gösteriyordu. Valizi kaç kez boşaltıp yeniden yerleştirdim sayısını bile hatırlamıyorum. Acaba bununla çok mu terlerim bununla cok mu üşürüm diye diye hazırlıkları tamamladım. O gece bu düşüncelerle yatakta döndüm durdum daha sonra yorgunluktan uyumuşum. Sabah uyandığımda içimde tarifi imkansız bir huzur var idi. İlginç bir şekilde ertesi günün güneşli olacağına inanıyordum. BiKoşuAdana grubundan 25 kişi farklı parkurlarda koşacaktık. Murat ve Serkan ile akşamdan sözleştik havaalanına birlikte gitme konusunda. Murat beni aldıktan sonra Ziyapaşa da Serkan’ı almaya uğradığımızda Nilgün o güzel enerjisini aktardı yine bizlere. Yapacaksın inanıyorum sana deyip sarılıp uğurladı bizleri. Havaalanında tüm BKAlılar bir araya geldik. Herkesin gözleri yeni bir maceraya atılacak olmanın ışıltısıyla parlıyordu. O sırada yıllardır görüşemediğim Yasemin ile karşılaşıp sohbete koyulduk derken Tülay ile karşılaştık. Gün üst üste sevdiğim insanlarla karşılaştırdı beni. Bu yolculuk sandığından keyifli geçecek diyordu içimden bir ses. Uçakta da ilginç bir şey oldu. Bizlere okumamız için bırakılan dergide Necdet Turan ile yapılan bir röportaj dikkatimi çekti. Necdet Turan 23 yaşında görme duyusunu kaybeden bir maratoncu ve ayni zamanda dağcı. Kendisi THY reklam filminde oynadı.  Yanlış duymadınız evet doğru duydunuz 23 yaşında görme duyusunu kaybedince azmederek maraton koşmaya başlamış ve daha sonra da tırmanışa merak salmış. Disiplinli ve yoğun çalışmalar sonucunda istediklerini tek tek başarmış. O kadar etkilendim ki içimden bir ses yine bu hikâye sizler için bir işaret diyordu. Uçakta birden bir hareketlenme başladı. Sevgili Ece yaziyi okudun mu dedi evet okumuştum ve tüm BKA lilara sordu herkes röportajı okumaya başladı. Necdet Turan bize mesaj veriyordu ” yeter ki kalpten isteyin her şeyi başarabilirsiniz.”

 

 
Bu gazla İznik’e varıp yarış kitlerimizi almak için heyecanla sırada yerimizi aldık. Akşam teknik toplantıda çamurlu bir yolculuk olacağının sinyalleri verilmişti. Ardından
160km koşacak arkadaşlarımızı yolcu etmek için starttaydık. Dilem, Ceyhun ve Mehmet Zorlu bir antrenman hazırlık sürecinden geçtiler. Aylardır bekledikleri an gelmişti ve startta üçü de yerlerini almışlardı. Yüzlerinde hem mutlu hem bizi neler bekliyor tarzında heyecanlı ifadeleri vardı. Onları 30 saat sürecek koşularına gönderdik ten sonra otele geçtik. Oda arkadaşım Kapodokya’daki gibi yine Esra idi. Uzun uzun sohbet ettik. Şubat ayından bu yana Bursa da yaşamaya başlayınca epey özlemiştim. Konudan konuya atlayıp saatte epey ilerleyince uyumaya karar verdik. Sabah erkenden uyandık ve hava gerçekten güneşliydi. Çocuklar gibi şendik. Kahvaltıya geçtik önce 55km koşacaklara destek olduk 90 km koşacaklar çok erken gidince onları görme şansımız olmadı.
 
 
Saat 10.30 koşunun başlayacağı Göllüce ye bizleri götürecek minibüsteydik. BKA ailesi olarak güle oynaya oradaydık. Arkadaşlar okey oynamak için köy kahvesine girdiler bile. Zaman yaklaştıkça esneme yapmaya başladık.  Derken birden hava kapandı o da ne suratıma yağmur mu geldi ne derken starta dakikalar kala sağmak yağmur başladı. Saatler sürecek değil ya birazdan biter nasılsa deyip geri sayıma başladık. 10-9-8-7-6-5-4-3-2-1 start
 
 
Asfaltta koşmaya başladık sonra bir patikadan tırmanışa geçmeye başladık hava mis gibiydi en azından çok sıcak değil işte ne güzel diyerek yoluma odaklandım. Tırmanış bayağı artmaya başladı her şey iyi gidiyor ama koşamıyorum yürüyorum belime yüklenmemeye çalışarak. Bir hafta önce iğne vuruldum çünkü. Mümkün olduğunca dik bir şekilde tırmanıştayım. Birden havada enteresan bir sis oldu. Ben turuncu işaretleri takip ederken birden yolumu kaybettiğimi anladım. Kimsecikler yok karşımda bir koşucu belirdi o da benim gibi kaybolmuştu. Hemen geri döndük turuncu işareti bulup yola devam ettik. O da ne kirazlı yayladayız. Yerlere birden beyazlıklar düşmeye başladı. Yok artık o kadar da olamaz canım sulusepken demeye kalmadan nerdeyse lapa lapa kıvamında kar yağmaya başladı. Ben şaşkın ama bir o kadarda keyifliyim tek kaygım karanlığa kalırsam ne yapacağım. Kar yağışı devam etti sonrasında suratıma resmen ince ince buz parçaları çarpmaya başladı. Buff im ile gözlerim açıkta kalacak şekilde yüzümü kapattım. Bu arada Suna hanımla tanıştık sohbet ederek gidiyoruz. Yolda gördüğümüz çoban kadın bize ne kadar geç kalmışsınız gelin işe yarayın hayvanları gezdirin diyerek moral verdi biz birbirimize bakıp bir şey demedik ona canımız epey sıkıldı ve yolumuza devam ettik. Hem cinslerimiz bu konuda neden destek yerine köstek olur diye düşünmeden edemedik. Suna hanım evde oturup börek yesek bir şey demez biz zor olanı yapmaya çalışıyoruz ama anlayış nerede deyip sitem etti haklı olarak. Derken çamurlu yollar başladı sanırım 14. Km de ayağım nasıl kayıyor düşmemek için müthiş bir efor sarf ediyorum. Nafile kendimi çamurun içine saplanmış bir şekilde buldum. Kalkması da zor bir hamlede etrafa çamurları sıçratarak kurtulmayı başardım
 
Bu arada ellerim bileklerime kadar çamurlara bulanınca ben ne su içebiliyorum ne de bir şey yiyebiliyorum. Suna hanım bana hurma ve ceviz ikram ediyor. Az ilerde çamurluda olsa bir su birikintisi buluyorum ellerim ve saatimi temizliyorum. Neyseki yokuş aşağı bir yol görüyorum Derbent e az kaldı sanırım diye diye ilerler iken daracık bir patikaya geliyorum ayaklarım kayıp yuvarlanacağım korkusundan beklemeye başlıyorum bu arada yardımıma Arzu yetişiyor elimden tutup geçmeme yardım ediyor. Hep birlikte yürümeye devam ediyoruz. Ben yokuş aşağılarda genelde kendimi boşluğa salmayi seviyorum. Başlıyorum koşmaya derken Derbent e varıyorum. Hemen yarım bardak ayran içip bir iki dilim portakal ve  bir çizi kraker alıp Suna hanim ile orada vedalaşıp yola devam ediyorum. Çünkü Derbent için tahmini süremden çok daha geç geliyorum. Aradaki farkı kapatmam gerek diye düşünüp koşuyorum. Gayet iyi gitti yollar taki 28 km ye kadar orada yeniden karşıma çıkan yokuşta kendimi bir kez daha sorguladım. Beni bu durumlarda genelde anda tutan etraftaki doğa güzellikleri oluyor. Etraftaki hepsi farklı ve rengarenk dağ çiçekleri, çiçekler ile süslenmiş meyve ağaçları, aaaa o da ne kayalıkta gördüğüm mor çiçekler ve en sevdiğim zeytin ağaçları hepsi birbirinden harikalar diye diye yola devam etmek beni çok motive ediyor. Amacım aklıma saçma sapan beni geri çekecek düşünceler getirmemek bu güzellikleri seyrederek mutlu kalabilmek. Çok yorulup çaresiz hissedince genelde “Allah’ım sen mucizeni göster deyip her koşulda şükür edip bu güzellikleri görmemi sağladığı için minnet duyduğumu deyip koşmaya güç bulamasam da durmadan yürümeye devam ettim. Genelde böyle durumlarda aklıma 160 km koşanlar geliyor bir gün önceden beri koşuyorlar mızmızlanmayı kes diyorum kendime.  Kendi sınırlarını keşfedip daha ne kadar zorlayabilirim demek bu olsa gerek.  Bu hayatta aslında tek mücadeleyi insan kendiyle yapabilmeli.   Unutma ki zaman bizim için akıyor dünya bizim için dönüyor. Benim son yıllarda kendime söylediğim bir nasihat var koşabiliyorken koş, gezebiliyorken gez, çalışabiliyorken çalış. Yiyebiliyorken ye çünkü hayat ne zaman ne şekilde bizlere neler yaşatacak bilemiyoruz. Hedeflerini hayallerini asla erteleme. Onlar için mücadele et. Kendini geliştir yeniliklere açık ol. Değişimden korkma. Değişmek ve gelişmenin tadına vardıkça hayatın güzelliklerinin daha çok farkına varıyorsun. O an kendime söylediğim şey; şu an buradasın aylar öncesinde karar verip olmak istediğin yerdesin.  Bu senin yolun bu yolda karşına engellerde çıksa yolundan asla dönme yürümeye devam et. Hedefine varmak için pes etme.
 
 
Vakit geçmek bilmiyordu. Yanımdan geçen koşucular kolay gelsin diyerek uzaklaşıyorlardı. Kendimi enerjik tutmak için kendi kendime bir oyun keşfettim turuncu işaretlere dokunarak koşmaya başladım.  Bir sağda bir solda bulunan işaret bantlarına dokunmaya başladım. Artık yokuşlar bitti derken o da ne bu son yokuş epey zorlayıcı gibi geldi aaaa o da ne rampa aşağı haydi sal kendini aşağıya koşmaya devam ettim.  Çamdibi’ne yaklaşmış olmalıyım diye kendi kendimle konuşuyorum birden yanımda biri belirdi. Göğüs numarası 3 olan Ali Düzdaş 160km koşuyor. Bana iyimisin dedi hayır bittim ben dedim. Sonra ben siz yanlış gelmişsiniz burası 35 ve 55 km parkuru dedim o da hayır ben bitirdim finishe gidiyorum dedi. Ben anlamıyorum nasıl yani diyorum. Sizin daha zamanınız var 24.00da bitecek diyorum. Benim kafanın gidik olduğunu anlayınca benimle koşup yürümeye devam etti. Beni o kadar motive ettiki anlatamam onun sayesinde yarış öncesinde toplamda 7 saatte bitiririm dediğim parkuru 6 saat 53 dkda tamamladım.
Finishe geldiğimde Nadya ve Serkan’ın tezahüratları eşliğinde gaza gelip depar attım.  Finishte o madalyayı taktığımda sevinç gözyaşlarımı tutamadım. Koşu sayesinde tanıdığım insanların ortak özelliği acayip yardımsever, sevecen ve istikrarlı olmaları. Bu insanlarla aynı atmosferde olmaktan dolayı kendimi çok şanslı ve mutlu hissediyorum.
 
 
Bir macera daha biterken liseden beri içimde uhde kalan koşuya başlamama vesile olan TAC Master Ekibine, her an yanımda olduğunu hissettiğim BKA ailemin güzel insanlarına, güler yüzleri ve sevecen yaklaşımlarından dolayı organizasyon ekibi ve gönüllülerine,  bu zorlu bir o kadar da keyifli ve gelişimime katkı sağlayan parkurda tanışıp yardımlarını esirgemeyen Suna Altan, Arzu Altındal ve Ali Düzdaş’a , desteklerini esirgemeyen TAC Mezunlar Derneğine , Tarsus Amerikan Koleji idaresine çok teşekkür ederim. Bir başka Ultra macera da yeniden görüşmek dileğiyle 
[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]