[vc_row][vc_column][vc_column_text]Dilem Koçak – Bip No: 728

Ekim 2018, iş sebebiyle 1 aydır Amerika’dayım.  Salomon Kapadokya Ultra’yı kaçırmışım… Keyfim de kaçmış tabi.. 1 ay boyunca koşma fırsatım da çok olamadı. Kaldığım bölgedeki yarışları takip ediyorum, şansıma bir yarımaraton (Miami Halloween Half Marathon) buldum onu koşuyorum ve 5’i geçmez sayıda; birkaç defa da olsa koşabilmeyi başarıyorum. Sevgili ekibim BKA ‘nın whatsapp grup yazışmalarını 7 saatlik zaman farkı ile okuyorum.

Heyecanla 2019 yarışlarını konuşmaya başlamışlar bile…. Manavgat Ultra da konuşulan, “gidelim” listesine alınmış yarışlardan… Hiçbir bilgim yok daha önceden, bizim ekipten daha önce koşan da yok.. Bi baktım herkes birer birer yazılıyor. Tamam diyorum; bi döneyim memlekete planımı yapıp Manavgat’ı da listeme ekleyeceğim.  Böylece Manavgat Ultra Trail 70K parkuru gündemime giriyor.

Kasım ayının hemen başında veriyorum kararımı;  Kasım – Aralık aylarında birkaç yarış koşup 2019 hedeflerime ufak hazırlıklar yapacağım.. 2019 Haziran sonuna kadar yeni yıl planlarımı netleştirip Şubat ayı için de programıma Manavgat Ultra Trail Marathonu 70K’yı ekliyorum. Kayıt OK!!

Genelde yarışlardan önce parkur datasını oturur incelerim, raporları okumaya çalışırım ya da bilgi toplarım ama bu sefer kalacağımız yerin adını bile bilmeden yola çıkıyorum bizim ekip ile.

Manavgat Ultra’nın sitesine bile 2 ya da 3 defa girmişim. SIFIR bilgi.. (bu iyi bişey değil :) )

Çok seyahatim oluyor yine Aralık ve Ocak aylarında… Toparlanmaya çalışıyorum biyandan da, en azından düzenli antreman yapabiliyorum Adana’da olduğum zamanlarda… (olabildiği kadarım)

Aslında kafamda da hazırlanıp şöyle bir koşmam lazımdı parkuru, kendimi hazırlamam lazımdı..

Yapamadım, bu sebeple de biraz tedirgin gidiyorum Manavgat’a.

Neyse diyorum bu da sürpriz olsun bakalım. Süprizleri severiz :))

08.02.2019 Cuma sabahı BKA ekibimizle akın akın gidiyoruz Antalya’ya, oradan da servisle Manavgat’a aktarılıyoruz. Manavgat Ultra yarışlarında koşacak 24 kişilik bir aileyiz. Bu benim için çok gurur verici ve mutlu edici bir durum. Aramızda ilk trail koşusunu yapacak olandan, en uzun km’sini görecek olana kadar farklı farklı koşucularımız var. 

 

Cuma günü daha önceden planladığımız BKA, TeamRun.Bo ve Ankarunning ‘ten koşucu dostlar ile güzel bir Yoga seansı gerçekleştiriyoruz. Baya yoruldum bile ben :)) Çok iyi geliyor enerji topluyorum koşucu dostları, arkadaşlarımı gördükçe…. En sevdiğim şey!! 

 

 

Bip no alımı, trail koşucuları ile aylar sonra tekrar bir arada olma derken muhabbetler, teknik toplantı vs zaman su gibi akıp gidiyor otelde.. Otel adı gibi kocaman (La Grande) her şey dahil türden en sevmediğim konsepte bir otel… Tüm organizasyon burada gerçekleştiği için, tüm koşucular burada kalıyor.

Akşam hazırlığımızı Runmate’m ve Roommate’m Meltem ile yapıp erkenden uykuya geçme planlarındayız.  Ne zamandır görüşemiyorduk biz de Meltem ile, özleşmişiz..

Ama uyumak ne mümkün? Otelin açık barının ve dans pistinin hemen üstündeki odadayız. Sanki müzik bizim odadan yayılıyor.. Resepsiyonu ve sevgili Etem’i arayıp müziği kapattırmaya çalışıyoruz uzun bir süre.. Müzik bitiyor bu sefer de konuşmalar odamızın içinde…

Durumdan pek memnun olmasak da; bayılıp uymuşuz gece geç saatlerde ve hemen sabah 04:45te uyanıyoruz.. Biraz mutsuzuzzzZZ :))

Hemen kahvaltıya.. Sarısı çıkarılmış haşlanmış yumurta, peynir, kuru incir ve ekmek atıştırdıktan sonra odaya çıkıp yarış kıyafetlerimi giyiniyorum. Biraz heyecanlı, biraz da gerginim. Tuvalet konusu önemli bir de regli olmamdan kaynaklı ekstra tedirginliğim var çünkü Perşembe öğleden sonra iş yerinde fenalaştım ve arabayı bile süremez haldeydim. Eve bir iş arkadaşım getirdi bıraktı.. Bu sebeple de huzursuz içim.. Hadi hayırlısı diyip aşağı iniyoruz.

06:30’da gelen servislerle Manavgat Şelalesi’ne; Start alanına; taşınıyoruz. Ohhh beaa! Enerjim geliyor, mutluyum… Macera başlıyoorr.

Hava karanlık, serin ama yağmur yok. Bu da günün en güzel haberi!!

Yarış 07:30’da start alıyor. Üzerimdeki yağmurluğu çantama koymaya çalışırken Start veriliyor.

“Hazır değiliimm ben bi saniyeeee!” Derken 3, 2, 1 START! koşmaya başladım bile.

Yavaş ilerliyorum. Gün hafiften aydınlanmaya, doğa uyanmaya, manzaralar şekillenmeye başlıyor. Tertemiz havayı derin derin içime çekiyorum. Yavaş tempo devam.. Bizim ekipten kimse yok etrafımda..

Derken önümde BKA’dan Uğur, Ece, Kursat, Elif ve Turan’ı görüyorum. Beraber sıralı devam ediyoruz koşmaya. Gökyüzü iyice aydınlanıyor, güneş ile beraber çamurlu patikalar da, dereler de kendilerini göstermeye hafiften başlıyor. 

 

 

 

Haydi o zaman şenlik başlasın..

Çok fazla detay yazmayacağım ama koşulan parkur gerçekten güzel planlanmış bir parkurdu.

Her türden zeminin olduğu güzel bir trail yarışıydı aslında. Birkaç gün önceden yağan yoğun yağışlar sebebi ile 4. Km’de başlayan çamur bitmek bilmedi. Ayakkabısını çamurda kaybedenler, kayıp düşenler, çamur banyosu yapanlar.. Herkes vardı.. 7. – 8. Km’lerde başlayan ve parkur boyunca karşımıza çıkan dere geçişleri ayakların kurumasına fırsat bile vermedi. Yarış bittiğinde bembeyaz ve buruş buruş olmuş her iki ayağım da neyseki sapasağlamdı. Çok şükür ki sadece yırtık bir ayakkabı ve bacaklarımdaki diken çizikleri ile yarışı atlattım. (yine mi ayakkabı alacağım yaa??)

Biraz yavaş başladım, zaten hiçbir zaman hızlı bir koşucu olmadım. Güle oynaya eğlenerek fotolar çekilerek geçiyordu kmler, ama sonra biraz panik yaptım, dedim ki bu yarış böyle bitmeyecek.. ve sevgili Ece ile Kürşat’a veda ederek biraz arayı açtım.

12K CP’de Seleukia (Lybre) Antik kentinde ilk molamı verdim. Bir baktım Muti gönüllü olmuş su dağıtıyor. Nilgün kenarda fotograflarımızı çekiyor. Sanki BKA ailesi olarak biz bizeyiz.. Gerçekten heryerdeyiz!

Parkurun beklenmedik noktalarında karşımıza çıkan tanıdık yüzler her zaman motive eder biz koşucuları..

 


 

CP sonrası biraz tek başıma ilerledim.. Konsantre olmalıydım yarışa, parkura ve ilerlemeliydim. Nefisti hava, nefisti kmlerin geçtiği parkur. 15.km de parkurun sağında tül gibi akan şelaleye baktım, suyun berraklığını gözlemledim ve sesli sesli “çok güzel yaaa, çok çok teşekkürler” dedim. Evet kendi kendime konuşuyordum :)) Hayat buydu, duymalıydı beni doğa, sesim ulaşmalıydı ağaçlara, nehirlere..

Adana ekibinden eski bir Koşuperest olup BKA’ya transfer olan Turan abi ile devam ettik 28.kmlere kadar. Sonra biraz açıldı aramız..

30’lu kmlere geldiğimde çamurlardan sıyrılıp Manavgat gölü çevresindeki harika dağlarla bir selfie çekildim..

Nereden bilebilirdim o dağlara 45. Kmde çıkacağımı ve aynı manzarayı tepeden fotoğraflayacağımı:D ahahahaha! İşte bu işin güzelliği de buydu… 

 

 

32.km deki tarihi su kemerleri ve ovada otlayan koyunlar… bir sağ – bir sol tam bir masalın ortasından geçiyordum.

Burada Oymapınar yerleşkesinin içerisinden geçtik. Zemin parke taşı olduğundan biraz sıkıldım ve konsantrasyonu biraz yitirdim.  Caminin çeşmesinden kana kana suyumu içtim, çevreye gökyüzüne bakındım, birkaç derin nefes alıp yola devam ettim.

Birşeyler oldu ve 37K CP noktasında yarışı bitirme düşünceleri ile birer birer mücadelem başladı..

35.km de artık dik çıkış başlıyordu Oymapınar Barajına doğru… “taaa tepedeki” o Oymapınar barajı daha sonra “taaaa aşağıda” kalacaktı! Bunu da henüz bilmiyor ve o kadarını tahmin etmiyordum. Yarışı bırakmak sürekli düşünce olarak karşıma çıkıyordu, bedenen iyiydim, yorgun da değildim ama düşüncelerimi yönetemiyordum.

Oymapınar Barajı çıkışı gerçekten güzel geçti, 2km dik çıkışın hemen sonunda 37K koşucularının finish noktası ve bizim yarıyol CP’miz belirdi… Baya vakit geçirdim bu CP’de, tanıdık tanımadık herkes buradaydı. (37K koşan akıllı koşucular) Onlarla konuşurken kararımı verdim. Yola devam edecektim, en azından deneyecektim!! 70K yarışındaydım ve pes etmek olmazdı, daha gücüm vardı ve kafam yeni yeni yerine geliyordu.

BKA’dan Elif ile beraber “haydi deneyelim” diyerek yolumuza devam ettik. Aslında yarışın burada başladığını yeni yeni fark ediyorduk ve aslında biraz da ürkmüştüm.

Yükselme ve tırmanış devam etti… işte o sırada; hani o yükseklerdeki Oymapınar Barajı; o kadar küçülmüş aşağılarda kalmıştı ki.. yine bana bir gülme geldi!

Zirveye tırmandığımızda on numero bir manzara vardı önümüzde.. Bütün Manavgat, Manavgat Nehrinin Ovası, Side ve Akdeniz ayaklarımızın altındaydı. Şahane! Selamlamak geliyordu içimden! Selamlar Manavgat!! Sofrayı kur, bi büyük rakıyı aç ve demlen! Bu manzara, bunu gerektirir 🙂

 

 

Ama naptık, fotograflarımızı çekilip ilerlemeye devam ettik.. Bitki örtüsü bitip kayalara ulaştığımızda artık diken kayaların sertliği, havanın geceye hazırlanıyor oluşu ve gökyüzündeki yağmur bulutları bizi tekrar bi tedirgin etti. Hiç beklemediğimiz teknikte sert bir parkurla baş başa kalıyoruz. Tepeden aşağıya güzel bir inişle hemen parkurun 2. büyük tırmanışına geçtim. Bu kısımda iyi ilerledim. Elif ile bu noktada yollarımız ayrıldı. Umarım bana çok sövmemiştir, onu ikna edip koşturdum buralara kadar diye:(

İkinci çıkış beni çok zorladı.. Duvar gibi başladı ve aynı diklikle devam etti. 51.km deki CP’ye geldiğimde bir de zaman sıkıntısına girmiştim. Hesaplayamadım ilk önce? Bitirebilecek miydim? Devam etmeli miydim? Napsaydım?

O sırada Elif’in yarışı bıraktığını ve oraya araçla getirildiğini fark ettim. Neyseki iyiydi, çünkü çok merak etmiştim. CP’de su kalmamıştı. Tam susuz bir şekilde ayrılıyordum ki, görevli arabası suyu yetiştirdi. Parkurda şanslı hissettiğim tek an! Kendime devam etmem için kutsal işaretler yaratıyordum:))

59.km deki CP’ye yetişmeliydim. Çok rahat bir tırmanış sonrası iniş başlayacaktı.. Ama koşmak ne mümkün? Tam koşmaya başlamıştık ki rota yine bir patikaya yönlendirdi. Çamur ve diklik yüzünden dikkatlice inmeliydim. Derken koştur koştur cut-off’tan iyi bir süre önce 59.km’ye yetiştim. Bu CP de kafa lambası kontrolü yapıldı ve olmayanı kesinlikle bırakmadılar diskalifiye ettiler. Doğru olan da buydu. Biraz çubuk kraker biraz da kola ile CP’de fazla durmadım.

Kafa lambamı ve yağmurluğumu giyip 11 kmlik son etaba başladım.  Zamana baktığımda aslında bolca zamanım vardı.. ama patikalar öyle demiyordu.. 1 – 2 km ilerledim ve artık yağmur iyice artmış, karanlık başlamıştı. Kafa lambamı açtım şelaleler eşliğinde yola devam ettim. (Not: koşu boyunca su sesi hiçbir zaman bitmedi, ahhh o Aygır Deresi)

 Parkurda kalan son koşucu ekip olarak, 8-10 kişiydik; muhabbet ede ede, tanışa tanışa, birbirimizi koştura koştura ilerliyorduk. Derken ormanın içerisinde dimdik bir patika inişi daha belirdi.. “Bu da nereden çıktı şimdi????” Koşmanın imkanı olmadığı gibi kayganlık da iyice artmıştı. Orayı nasıl geçtim, nasıl konsantre oldum, ne yaptım bilmiyorum??? Ufak bir kayma haricinde aşağıya hiç bakmadan (karanlığın bir faydası da; biz o uçurumu görmedik hiç) sakin sakin indim. Valla yaptım…

Ve teknik toplantıda hepimizde merak uyandıran yaklaşık 450m’lik tünele girdik. Tünelden hemen önceki o kaygan patikada Ankarunning’ten Melih ile karşılaşmıştım. Beraber ilerledik tünelde.. Kafa fenerlerinin aydınlatmasıyla tünel içerisindeki yarasaların uçarak bize eşlik ettiği bir tahliye tünelinde ilerliyorduk. “Şu meşhur tünel buydu demek!”

Gerçekten parkur bitmek bilmiyordu; ama devamlı değişerek ilerleyen, çok farklı bir tecrübe oluyordu her km benim için. Acı-tatlı-ekşi sos gibi.. bazen keskince bazen de fark ettirmeden tadı değişiveriyordu..

Tünel sonrası artık parkur yola bağlanacaktı..  olley!!! ama zaman o kadar su gibi akıp gitmişti ki? 13 saat cut-off’una yetişecek miydim? Derken yardıra yardıra finishe koştum.. Traktör yolu asfalta döndü, kaldı son 1.5K… koşuyordum.. Sabahtan beri hiç koşmamış gibi koşuyordum…

Ve 12 saat 51 dakikada bitirebildim. Finish’teydim! Yetişmiştim:) Yapabilmiştim!!

Çok sevgili Kamil İnak ‘tan madalyamı alıp doğru otobüse atladım. (Not: Kamil 37K genel sıralama da 3. oldu ve hala CP’de koşuculara, organizasyona gönüllü desteği veriyordu. Üstelik kendi ödül törenini bile kaçırdı.)

Finishe yetişme heyecanı güçlü bir ben çıkardı içimden. Sanırım yarışın ikinci 35 kmlik yarısını daha zor olmasına rağmen daha iyi koştum, daha kendimde, daha odaklı koştum. En azından hissiyatım öyle.. (yumurta tavuk misali)

Bilmiyorum ama özetlemem gerekirse, ilk başlarda parkurda olamadım. Sonunda ne kadar panik olduğumu görünce, kızdım biraz kendime…Yarış öncesi de hazırlığımı iyi tamamlayamamışım onu gördüm. Bunlar bana hep güzel birer not olsun..

Yarışın zorluğu kolaylığı bir yana; patikaların değişkenliği, zeminin sürprizleri.. her şeyiyle çok zevk aldım her değişimden.. En çok da her değişime ayak uydurmaya çabalamaktan..

Ve yine o kadar mücadele sonrası Finish’i görmek gerçekten tarif edilemez bir duygu.. Gururla giriyorsun finishe kendini içten içten alkışlayarak. Yorgun bedenin biranda hiç koşmamış gibi oluveriyor. Koşarken devamlı “bitsin artık yapamıyorum” dediğin heran biranda yok olup uçup gidiyor. Hafızalardan siliniyor. Kimseye göre değil “kendine göresin”, “kendine göre mücadeleni verip kendinle o finish’tesin!” ötesi yok… 

 

 

Seviyorum bu duyguyu, bu mücadele ruhunu, bu deneme cesaretimi.. Gülüyorum bazen halime, seviniyorum mutluluğuma.. Kimseden, hiç birşeyden böyle bir mutluluk beklemiyorum. Çünkü kimse bu kadar kalıcı ve doğal hisleri kimseye veremez diye düşünüyorum.

Kişi ancak ve ancak kendini bu seviyede ve kalitede bir mutluluğa taşıyabilir. Bunu yaptığım ve yapmak için de çok mücadeleler verdiğim için seviniyorum.

Hmmm yarıda bıraksam ne olurdu.. Hiç bir şey!! En az yine bu kadar mutlu olurdum bence, çünkü kendime start aldırmam bile, bunu aslında çoktan başarmış olmam demekti..

Güzel bir kış güneşi eşliğinde Pazar günü deniz kenarı keyfimizi, güneşte uyumanın tadını çıkarıp memlekete BKA ailemle beraber döndük.  

 

 

 

 

Zorlayıcı bu parkuru tekrar koşmak istemeyebilirim ama kesinlikle iyi ki koştum, iyi ki her seferinde “deneyeceğim” diyerek devam ettim diyebilirim. Bu raporu gerçekten “çooook mutluyum” diye bitirmek istiyorum. Sevgiler…

Koştuğum Mesafe: 70K – Manavgat Ultra Marathon (2650m D+)

Bulunduğum Süre: 12s 50dk yani cut-off’a 10 kala 🙂 (13 saat Cut-off)  Koşucularda %30 yarışı bırakma oranı

Yediğim & İçtiğim: 2 x Powergel, 1 x Highfive gel, 1 x Clifbar, Isotonic su, CP’lerde çubuk kraker, çizi, kola, su, muz

Giydiğim: Trail Eteği, Kompresyon Tshirt, Kompresyon kalf çorabı, Trail çorabı, Yağmurda kullandığım Mac in Sac yağmurluk, Buff, Şapka, Karanlıkları aydınlatan Ledlenser Kafa Feneri, Vest Trail Çantası, Trail Ayakkabısı (ayakkabım YIRTILDI!!)

Düşündüğüm: Genelde “iyi ki”ler var.

“Garmin’im neden datayı atmadı acaba 🙁 ”

“Yarışların parkuruna iyi hazırla kendini, araştır”

“Herşey dahil oteller sucks!, yine ve hiçbir zaman sevmedim”

“CP ‘de su olmaması kritik önemde bir mesele, yarış org ekibine mutlaka geri bildirim ver”

“kesinlikle ve kesinlikle bu yarışla birlikte çok değerli bir tecrübe daha kazandım”

Teşekkürlerim: Canı gönülden tşkler Etem Şeker, Tşkler ailem, Tşkler BKA ailem, Tşkler arayan, soran, destekleyen dostlar, Çok çok tşkler gönülden çalışan gönüllü ekip ve yine tşkler Nilgün, ne şahane fotoğraflar onlar öyle.

 

 

 [/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]