[vc_row][vc_column][vc_column_text]Hayal kurmak… Güzel… Genelde benimkiler pek gerçekleşmez.. Bir türlü başaramam.. Aslında çoğunda cesaret edemem.. “Tutan şeyler var, durduran, sonunu getirtemeyen engeller, anlamlı gelmeyen konular” derim ama bilirim kafamdadır o engeller, sınırlar, o lüzumsuz anlam ve mantık arayışı… Olsun güzel şey yine de hayallerimin olması. Gerçekten güzel, çok ufak da olsa onlara doğru ilerlemek. Kendi engellerimi aşmaya çalışmak. Bazen de hayallerimden korkmak!

Yılbaşında 2018 için bir hayal kurdum, hedefi belirledim ve tüm dileklerimi bunun üzerine tuttum, 2018’i alsın, götürsün dedim. Böylece Ocak 2018’in ilk günü UTMB kuralarına yazıldım. ITRA Puanlarımın çeşidi; bir tek OCC’ye;  56K’de 3500mt D+ kazanımı olan parkura yetiyordu. (şuan CCC’ye de puanlarım hazır, aramızda kalsın:)) Meltem ile de haberleşip grup kurasına yazılalım dedik;  “ya hep, ya hiç” olsun.  Çıkarsa ikimize birden çıkar ve beraber gideriz, ohh misss.  2018 Ocak ayının 11’iydi, öğlen saat tam 12:00’de çekildi kuralar, heyecandan kıvranıyordum. İş yerindeydim. Haydi öğle arası olsundu ve kuraları takip edebileyimdi… Ve çıktıııııı…. Evet listedeydi adım, orada… OCC listesinde Dilem Koçak yazıyordu…  Adana’dan iki kadın ilk defa UTMB’de koşacaktı.. Emin olmak için bir daha bir daha baktım… Nabzım artmıştı.. Ne hissedeceğimi bilmiyordum çok sakindim, sessizdim, çünkü iş yerindeydim, hoplayıp zıplayamıyordum J  bunun ne kadar güzel, ne kadar özel olduğunu kime anlatabilirdim ki? Kim hissederdi benim hissettiklerimi? (Şafak Pesen Üstün hariç) Birkaç kişiye mesaj attım, sevincimi paylaşmak için, aldığım tepkilerden düşündüklerimin doğru olduğunu direk hissettim. Olsun ben bileyim, ben farkında olayım yeterdi…  Önce Ailem Koçaklara, sonra BKA’ya haberleri duyurdukça coşkular arttı, heyecan paylaşımları iyice çoğaldı…   

Eyvah!  Hemen otel, uçak işlerini ayarlamalı, vakit kaybetmeden bir çok işi halletmeli… Yoksa borsa gibi bu iş; uçacak bütün fiyatlar, dolacak bütün oteller… Akşam apar topar buluştuk Serdar’ın evinde; Meltem, Tuğrul, Elif geldiler. Şarap eşliğinde pizza, VR gözlükle oyunlar, güzel muhabbet ve kutlamaca.. Öğle molasında Chamonix’de konaklama için bulduğum oteller, evler birer birer tükenmişti. Hemen henüz tutulmamış olan sıradaki bir evi Airbnb’den tuttuk.  Uçak biletlerimizi de aldık. Ahhhh ne güzel gündü.. Hala çokça şaşkındık.. 

2018 yılını bu yarışa göre planlamalı, buna uygun yarışlar koşmalı, doğru antremanlar yapmalıydık. Başlasın o zaman “Koşu Memurluğu” dedik ve yollara düştük!

UTMB! Dünya’nın en prestijli yarışında koşmaya hak kazanmak bir yana; Alplerde koşmak; İsviçre’den Fransa’ya o eşsiz doğada koşmak gibi ilklerimizi yaşayacağımız bir süreç bekliyordu bizi.  Ne kadar da havalı, ne kadar da heyecan verici tabi bi o kadar da korkutuyordu açıkçası.

Çok fazla check atılması gereken madde vardı önümüzde; en faydalı antremanları yapmak, zorunlu ekipmanları araştırmak, bütçelerimize uygun olanları satın almak, para biriktirmek, antreman yarışları koşmak, yarışlara bitmeyen kayıtlar, haftasonları devamlı olarak seyahatler, uygun antremanı Adana’da yapamayacağımız için en uygun yerlere gitmek için sürekli organizasyonlar, BiKoşuAdana  ekibini büyütmek, iş haricinde hayatımın büyük bi vaktini geçireceğim nice güzel insanlar kazanmak…  Çok plan vardı 2018 için, UTMB’ye giden yol için…

İhtiyaçları tamamla, oraya kayıt yaptır, buraya uçak bileti ayarla, otelleri unutma vs vs.. Süper hızlı ve bir o kadar da yorucu geçiyordu haftalar..

Çünkü bir yandan da iş var- güç var!

İşim yoğun benim,  kurumsal bir firmada insanların hep eleştirdiği, biraz hedef bir bölümde çalışıyorum.  Beyaz yakayım sonuçta.. Sadece 08:00 – 18:00 ile bitmeyen bir mesai hayatıyla evliyim. Evliliğimizin 10. yılındayım :))

Kocaman bir fabrika, daha da kocaman bir müşteri dünyası, binbir türden insan… Operasyonu yoğun bir departmanda kaybolmadan, doğru yerde bulunmalı, doğru çıkışları yapmalı, insanı çözmeli, isteneni doğru belirleyip raporlamalı… Bir yandan da yeni devreye alınacak konularda ilerlemeli, sonuca gitmeli… Zor, ultra koşmak kadar zor ve emek isteyen süreçler. Ultra antremanlarımın en büyüklerini;  iş yoğunluğu ile yaptığımı herkes bilir. Ne tepeler aştım, ne yollar buldum, ne patikalar açtım.. Hepsi ayrı antremandı.. Sabır ve dayanım koşularıydı…

Neyse; biryandan da çeşit çeşit yarışlar bitirdim bu sene; başarılı, zorlamalı, bazen başarısız, bazen çok faydalı bazen de “ne gerek vardı” dediklerim oldu. Alanya Ultra 45K, İznik Ultra 90K, Tahtalı Run to Sky 27K, Erciyes Sky Trail 25K, Runfire Salt Lake 42K, Aladağlar 15K;  2018 yılı içerisinde koştuğum trail yarışlarıydı. Yükseklik kazanımları, parkur yapıları ve zorlukları bakımından hepsi birbirinden farklı ve hepsi birbirinden özel, her biri UTMB’ye beni adım adım hazırlayan yarışlardı… Öyle çok tecrübe kazandım ki bu yarışlarda… (www.bikosuadana.com  da hepsinin raporlarını bulabilirsiniz. Benden sıkılmazsanız bir göz atın isterim.)

Yıllık yarış takvimimi Ocak – Şubat aylarından belirlemiştim. Bir güzel hepsine vaktiyle kaydolup tüm transfer, konaklamalarımı ayarladım sırasıyla, bütçeme göre planladım…

Çoğu yarışlarım malzeme testleriyle geçti, ayakkabımı yeniledim, İznik 90K’da test ettim, ona alıştım. Çantamı değiştirdim, farklı koşullarda farklı kıyafet denemeleri ile antremanlar koştum,  yarışlar sırasında beslenmemi gözlemledim, hepsine bir check onayı atana kadar, “tamam budur işte” diyene kadar denemelerim devam etti.

UTMB zorunlu malzemeleri stres yaratıyordu; ya kabul etmezlerse o aldığım montu? Ya da Bad-weather ve Hot-weather kitlerinin hepsini görmek isterlerse? Ya da hepsini taşıyın derlerse? Devamlı sorular, soru işaretleri ile geçen süreçler… Gece rüyalara karışan heyecanlar…

Yaz dönemi;  Temmuz ve Ağustos için Meltem’le güzel bir antreman planı yaptık, haftasonları artık bize deniz, kumsal, güneş yoktu. Artık dağlar, irtifa, yükseltiler, kazanımlar ve sürekli tecrübeler vardı… Yaz demek artık sadece antreman demekti. Kapıkaya Kanyonu’nda, Varda Alman Köprüsü’nde, Aladağlar’da, irtifa yarışlarında… Evet artık hep biz vardık. Harfiyle uyduk planımıza, kimi zaman hafta içlerim çok faydasız geçti, mesailerle, iş ile ya da yorgunluktan uyku ile geçiyordu ama o haftasonları her şeyi toparlıyordu… Haftada 2 antreman çok yetersizdi tabi ama ancak ona yetişebiliyordum bu iş yoğunluğunda… Bazı haftalar da 5 antremana kadar çıkabiliyordum. Hayatlarımızı biraz değiştirdik, en yakınlarımızla yeri geldi görüşemedik, ailelerimize vakit ayıramadık, sevdiklerimizi daha az arayabildik ama değecekti bütün bunlara… Herkesten bu konuda anlayış ve destek tek istediğimizdi. Kimi bizimle aynı yolda yürüdü, kimi önümüze üzücü engeller koydu. Kimi bizi unuttu, kimi anlam veremedi. Ama güçlendik biz, çok güçlendik.  Hiç bişeyin moralimizi bozmasına izin vermedik, aksine bu dayanım yolumuzda daha da güçlenmemizi sağlayan zorlayıcı şartların bize faydası olduğunu gördük… Çünkü biz o hafta sonlarında gerçekten antreman yapmalıydık (en azından ben)çünkü  koşacağımız yarışın coğrafyasının; Adana coğrafyası ile hiçbir yakınlığı, ilgisi hatta uzaktan akrabalığı bile yoktu.. Bunu simüle edebilecek heryere gitmeli ve koşmalıydım, bu da ancak haftasonları yapılabiliyordu. İş biyerde birazcıkda olsa haftasonları mola vermeli, sevdiklerim biraz sabretmeli, ben ise duygularımı kenara koyup konsantre olmalıydım, eğer kafam başka yerde olsaydı iyi olmayacaktı… Bu yolda bazı destekleri hiç unutmayacağım. Ayrı ayrı teşekkür edeceğim. 

Aladağlar’a o kadar sık gittik ki; Aladağlar muhtar adayı olmama çok yaklaştığım son dönemlerde artık yarış vakti çanları da çalıyordu. (Adaylıktan çekildim, tüm teklifleri reddettim:))

Zaman yaklaştıkça stres artıyordu, üstelik belimi saçma bir hareketle yarışa 2 hafta kala sakatlamam iyice moralimi bozmuştu. Çooook mutsuzdum.. Ağrı eşiğim çok yüksektir benim ama hareketlerim  kısıtlanmıştı, zorluyordum.. Çaktırmamaya çalışıyordum.. Nasıl becermiştim bu işi??

Bir yandan iş üzerime üzerime geliyor, durdurak bilmeden takip edilecekler projeler çoğalıyor ve ben gece gündüz demeden iyice uyuyamaz olmuştum. Güzel hazırlanmıştık, bitirmeye yeterliydi.  Dünyaca ünlü bir koşuda Start alıp Finish’i görebilecektik, en güzel şekilde yaşamalı, keyfini çıkarmalı, manzaraya hayran kalmalı, heyecanla koşmalı ve güçlü Finishlemeliydik!! Tek hedef buydu… Herşey bunun gerisinde kalmalıydı.

… ve Dünya’nın en güzel yerlerinden, en özel bölgelerinden biri olan Chamonix yolculuğunun zamanı geldi. Eşyalarımı hazırladım, bavulumu kapattım. Gözlerimi yumdum. 28.08.2018 tarihinde 04:00 uçağı ile İstanbul’a uçtum. 08:00 uçuşu ile de Cenevre’ye.. Herşey yolunda gitti. İstanbul ekibinden diğer Türk UTMB koşucuları Kamil İnak, Umutcan Aslan, Furkan Kaplan ile haberleştik hava alanında. 48 kişi olacağız UTMB 2018’de; 6 farklı yarış koşulacak.

MCC- 40K, OCC–56K, CCC-101K, TDS-119K, UTMB -170K, PTL–300K! Bu yarışlarda yarışacak farklı ülkelerden 10bin kişi arasında 48 Türk olacağız.

Uçuşlarımızı gerçekleştirip arabamızı kiralayıp Cenevre- Chamonix yoluna koyulduk. Artık her şey güzel bir hikayenin derinliklerine doğru yavaş yavaş ilerliyordu. Büyüleyici akış başlamıştı. Alplerin çevresinden kıvrıla kıvrıla, güzelim manzaralar eşliğinde, ağzımız kulaklarımızda yolumuza koyulduk. Araba her zamanki gibi bende… Kuruldum şoför koltuğuna.. Araba kullanmayı birtek böyle zamanlarda seviyorum. Seyahatlerimdeki gibi bazen hiç bilmediğim yerlerden, hiç bilmediğim yerlere doğru gitmek hoşuma gidiyor. Yeni yeni şeyler öğrenerek, hatalar yaparak ya da doğru tahminlerle hedefe ulaşarak.. Ne o yoksa geldik mi? Evvett artık Chamonix’teyiz! Hemen ev sahibi ile iletişim kuruyorum ve bizi evin otoparkına alıyor. Sonra evimize yerleşiyoruz. 6 gece-7gün kalacağımız bol balkonlu evimiz ve Mont-Blanc manzaramız tam karşımızda…  Büyülenme anı…  Ağzım açık kalakalıyorum.. Sanki gezgin bir instagrammer hesabında geziniyorum… Her baktığım açı,  hafızalarıma kaydettiğim her bir kare,  “like” rekoru kırabilir, en sıradan bir instagram accountunu bile popi yapabilir bu görüntüler! Hayranlığımı nasıl anlatacağımı hala tam olarak bilemiyorum. Enfes bir yerdeyim.. Hala ilk gün heyecanındayım şu satırları yazarken bile ellerim titriyor, ağzım kulaklarımda, eminim gözlerim parlıyordur… Hava net, günlük güneşlik bir gün, hatta beklediğimizden şaşırtıcı derecede sıcak; hemen üzerimizi değiştirip sokağa atıyoruz kendimizi. İlk iş beslenme, çooook açız yahu… Soğuk birer bira iyi giderdi doğrusu ama Nooo! Koşu bitene kadar içmeyeceğim. O Finish görülecek ondan sonra ayık gezen ne olsun?? 🙂

Yemek sonrası dolaşmaya başlıyoruz ve işte o hayallerimin Start – Finish tag’ı. UTMB videolarında yıllarca izlediğim mekan.. Oradayım.. Gözlerim hafif sulandı sanki.. Karnım da mı ağrıdı ne? Tamam tamam bırakıyorum bu duygu-stres yüklü anları; fotoğraflar çeke çeke çevrede gezmeye devam… 

Ravanel mağazasını da buluyoruz. (Yonca Tokbaş’ın ve pek çok koşucunun daha önceki yıllarda yazdığı raporlardan aşinayız bu mağazaya) Birkaç eksiğimiz var onları tamamlıyoruz. Tabi her şey bize oldukça pahalı, TL’nin değeri gittikçe düşünce, insan ister istemez canını sıkıyor… (evet bu anları yaşarken € tam 8 TL yi görmüştü) Umuyoruz ki tüm kitleri taşımamızı istemezler ve malzemelerimiz tüm standartlara uygun yeterlilikte olur da artık göğüs numaralarımıza kavuşuruz.
Malzeme olayı gerçekten heyecanlıydı. Kabul edilecek mi? Ya etmezlerse,  gidip o over-rated ürünlerden mi almak zorunda kalacaktım? Zaten Dünya’nın servetini döktüm gelmeden:) Neyse bakalım neler olacaktı? Artık bilmiyordum ama her şeye hazırdım. Zaman endişenin değil, keyif almanın ve tadını doya doya çıkarmanın zamanıydı; bişey alacaksam da en güzeli olsundu, çünkü biraz da şımarma zamanıydı 🙂
Zorunlu malzeme konusunda çok pratik ve de bilgili değildim aslında. Çok Ultra Trail (Ultra – Mid – Small distance) koştum ama zorunlu malzemelerin standartlarını, belirli seviyelerde veya üstünde olması gereken şartları bu yarışın hazırlığında öğrendim. Ve gerçekten tüm kitleri taşıyacaksam baya yüküm olacaktı, o OCC tırmanışlarında.. Pratiğim ve bilgim bu konuda gördükçe, denedikçe, fark ettikçe arttı.
Derken biraz yorulmaya başladık ve ev için kahvaltı alışverişimizi yaparak yuvamıza döndük. Ay şahaneydi evimiz, manzarası… Bak bak mutlu ol, şükret, binlerce defa teşekkür et. Gerçekten o an için çok şükrettim. Filtre kahve makinası kalp ben! Kahvemi koydum. Misler gibi yudumlayarak biraz bişeyler okuyup müzik eşliğinde biraz parkuru inceledikten sonra uykuya daldım. Sabah erkenden kalkıp kahvelerimizi içip koşuya çıktık. UTMB Start-Finish meydanında Compressport’un etkinliğine denk geldik. Compressport’un Elit atletlerinin tanıtımı ve onların eşliğinde ısınma koşusu varmış. Kalabalıktı oldukça, biraz dolaştık ama sonra biz kendi koşumuzu yaptık. Mini bir inişli çıkışlı 3K yeterliydi.. Şahane manzaralar eşliğinde keyifle tamamlandı. Hava biraz soğumuştu. Şaka mıydı? Daha dün sıcaktan şortlar – tshirtler ile geziliyordu Chamonix’de? Nasıl oldu bu anlık mevsim değişimi? Ertesi gün saatlerce koşacağız? Bakalım neler gelecekti başımıza? Dağların şakası yoktu işte, yine kendilerini gündeme getiriyorlardı süprizleriyle..  

Sıcacık baget ekmeklerimizi alarak evimize döndük, duşumuzu alıp uzun bir kahvaltı ile sohbet ede ede biraz keyif yaptık. Saat 12:00 gibi daha önce randevusunu aldığımız zorunlu malzeme kontrolüne doğru yola koyulduk. UTMB kayıt sistemi çok yalın ve güzel ilerledi, yıl boyunca bilgilendirmeler, güncellemeler yapıldı.. Önce UTMB sitesinden koşucu accountu oluşturuluyor. Kayıt olunuyor(kura için adaysın), ITRA akreditasyonu için kabul edilen yarışların onay süreci başlıyor, kura çekiliyor onayın geliyor, kaydını tamamlaman isteniyor. Sağlık raporunu yükleyeceğin bir zaman dilimi veriliyor, Shuttle bus için rez yapman isteniyor, Bib numarası almak için gideceğin tarih ve saat aralığını seçebiliyorsun(kontrollerde bekleme süresini aza indirmek için), birkaç onay vereceğin konular geliyor önüne ve işlem tamamlanıyor. Her ay bir yeni uygulama ile devamlı bir kayıt süreci devam ediyor adım adım. Ne zaman kaydının 100% tamamlandığını görüyorsun orada nabızlar tavan… Derin bir ohhh!

Haydi o zaman; zorunlu malzeme kontrolü ve Bib no alımına… Meltem ile önce kendi odalarımızda hazırlandık; sonra eşyalarımızı aşağı indirip listeden saya saya tekrar toparladık, birbirimizi kontrol ediyorduk çünkü birimizin görmediğini diğerimiz görürdü… Yağmur yavaş yavaş başlamıştı. Fuar alanındaki Salomon Cappadocia Ultra Trail standında Koray’a ve Alanya Ultra Trail standında Dağların Arslanı Ahmet Arslan’a uğradık. Sevincimizi tanıdıklarla paylaşa paylaşa geldik malzeme kontrolüne.

 

İlk sıra kimlik doğrulama ve zorunlu kit içeriği bilgilendirme sırasıydı. Sonra bize verilen Basic Kit listesinden, evet organizasyon karar almıştı ve diğer ek kitleri taşımak zorunda olmayacaktık yarışta; işaretlenen ekipmanları çıkarıp sepete koymamız istendi. İşte en önemli kontrol sırası, biraz heyecanlı sürüyor.  SPX’ten aldığım ve alırken de standart konusunda garanti yazılarını aldığım Salomon yağmurluğum istenilen 10K /10K Schmerber standartına uygundu fakat o kadar çok incelediler ki malzemeyi; eyvah dedim şimdi reddedecekler. Meltem uzaktan kaygılı gözlerle beni izliyordu. Çok uzamıştı bu inceleme. Gönüllü çalışan yanındaki ekip arkadaşına sordu bişeyler ve en sonunda “OK!” verdiler. Geçtiimmm.. Sonrası Bib no almaca ve OCC bilekliğini takmaca. Şimdi UTMB’li olduk.  Geçici oturma iznimiz tamamdır! Resmen oturma izni başvurusu gibi bişey. İtalya’daki hallerimi hatırladım yıllar öncesine giderek.. Belge hazırlamalar, beklemeler, detaylı incelemeler, sorular sonra da hızlıca bir “ok!” ile alınan izinler. O bileklik uzun bir süre umarız hiç çıkmaz bileklerimizden. Madem rahatladık, o zaman fuar alanında fotoğraf çektirmece olmasın mı??  

Ana sponsor olan Columbia yarış kitimizi ve yarış tshirtlerimizi de aldıktan sonra; geldi yakınlarımızın bizi canlı takibi için mesaj sistemine kaydolmaya. Hemen onu da hallettik ve Dilge’nin numarasını sisteme kaydettirdim. Geçtiğim tüm kontrol ve takip noktalarında Dilge’ye SMS gidecekti, o da direk en büyük destekçim ve gücümün kaynağı ailem Koçaklara haber verecekti. Haberleşme zincirimizi bu şekilde kurmuştuk. Aynı zaman da UTMB LIVE canlı link ile takip olanağı vardı. Dilge’ye çok şey borçluyum, bu süreçte beni çok yüreklendirdi. Beni çok bilgilendirdi. Yarışta da beni an be an izleyerek heyecanıma hem destek hem ortak oldu. Bana benden daha çok inandı… 

Derken çıkışta sağanak yağmurla sürpriz bir şekilde karşılaştık. Apar topar hızlı adımlarla kendimizi mini bir İtalyan pizzacısına attık.

Kocaman pizzalarımızı midelerimize indirdikten sonra evimizin yolunu tuttuk. Artık dinlenme vaktiydi, sabah 04:00’te kalkacağımız için eşyaları akşamdan hazırlamak ve uyumak sıradaki plandı. Ohhh ne kadar da basit değil mi? Ama aslında işin en zor kısmı geldi? Ya bişeyi unutursak? Ya uyanamazsak? Ya ben yine uyuyamazsam? Ya tuvalet işini halledemezsem? Eyvahh eyvah!!! Stress çanları çalıyor, dışarıda yağmur giderek artıyor, uyumaya çalışıyordum. 17:00’den 19:00’a kadar mışıl mışıl güzel bir öğleden sonra uykusu uyuyorum. Sonra evde bir sıkılıp daralıyorum, hemen giyinip birazcık yürümeye çıkıyorum. Biraz dağlara bakmalıyım, belki beni severler, yarın ki koşuda iyi davranırlar 🙂 Hava o kadar güzel ki…  Marketten bişeyler alıp eve dönüyorum. Meltem ile eşyalarımızı hazırlıyoruz. Şunu koyalım mı? Bunu nasıl yerleştirsek? Malzeme sırası, beslenmeler nerede olsun? Yedek yanımıza ne alsak? Kaçıncı K’de üzerimizi değiştirsek? Midemiz kötü olur mu acaba diye soruyor Meltem? Ben diyorum ki “benim olmaz hiç, sen ilaç al yanına ben almayacağım” Bu cümlemi unutmayın, yarışta başıma gelen tam bu konu ile alakalı olup aynen cümlemi geri yutacağımdan bihaber, boş boş konuşuyorum.

Bi de Meltem’le 2’şer adet Cliff barı defalarca sayıp 2 defa 3 adet, 2 defa 2 adet olduğu sonucuna varmamız, kafalarımızı ve şaşkınlığımızı iyice anlatır sanırım.. Neyi çantamızın hangi cebine koymuştuk? Anında unutuyorduk 🙂

Hazırızzzz… Çantama diktiğim BKA logosu ile mini Türk Bayrağı ve yanımda taşıyacağım büyük BKA bayrağı ile Türk Bayrağı 30 Ağustos 2018 tarihinde koşacağımız UTMB – OCC yarışında diğer zorunlu ekipmanlarımla beraber benimle olacaklar.  Çoook yağmur yağmasın noolur!  Ahhh unutuyordum batonlar!! Fizana kadar benimleler 🙂 

Uyuduk. Tabi ben uyuduk diyeyim, siz anlayın ve geceyi geçelim.

 Sabah 04:00’da alarmlarımız çalmaya başladı sırayla. Giyinip teker teker odalarımızdan çıktık piyasaya, ürkek ürkek. İndik hemen aşağı, kahvemizi demledik. Ekmek, beyaz peynir, bal ile kahvaltımı yaptım. Hazırım. Son giyinmeceler, kontroller, birbirimizi kontrol etmeler veeeee “Hazır mıyız Runmate’im?” HAZIRIZZzz!  

Evden 05:00’te çıkıyoruz ve bizi Start noktası olan Orsieres’e aktaracak otobüslerin durağına hızlı adımlarla karanlıkta yürümeye koyuluyoruz. Heyecanlıyım enerji doluyum. İyi geçecek öyle hissediyorum. Güzel koşup güzel bitireceğiz. Akşama sağsalim UTMB tag’ına ulaşıp o Finish çizgisinden geçeceğiz ve Finisher olarak gururla yürüyeceğiz tabiî ki Fisinisher yeleklerimiz üzerimizde olacak. Gözlerimizde biraz uyku, biraz endişe, biraz da heyecan; ne ararsan var.  

1,5 saat sonra Start alanındayız, hemen otobüslerden inip tuvalet sırasına yerleşiyoruz. Saatler 06:50’yi gösteriyor. 08:15’e kadar zaman var daha. Buarada otobüsler Transdev otobüsleri, biryandan otobüs markalarını inceliyorum. Ben IVECO Crossway otobüsüne bindim. Transdev Fransa’daki en büyük toplu taşıma operatörü. Filoda Irısbus’lar çok. Otobüs algım çok yüksek çünkü bu iş benim işim. Yarım saat süren tuvalet kuyruğu boyunca otobüslere bakıyorum. Dikkatimi dağıtayım, heyecanlanmayım diye bunu yapıyorum ve gerçekten iyi geliyor. Tuvalet sırasından çıkabildikten sonra (maalesef başarısız uğraşlardan sonra) kapalı alana geçip kahvemizi alıyoruz ve bir yere ilişip dinleniyoruz. Oturmak iyi geliyor. İnsanları izliyoruz. Hemen biraz yanımızda min 55+ bir Fransız hatun var. Saçlar kısacık ve bembeyaz; mini mini ama bir o kadar da fit bir vücudu var. Gözleri ise masmavi, öyle ışıl ışıl bakıyorlar ki! Onu konuşuyoruz ve umuyoruz “biz de öyle yaş alabilecek miyiz?” Sonra yerimizde fazla duramayıp hadi diyoruz “Start alanını bulalım, anca yürürüz”. Yürürken tuvaletler son defa bize bakıyor, biz de onlara..  Kendimizi tekrar sırada buluyoruz.

Saat tam 08:00’ı gösteriyor, biz tuvaletten koşarak starta giderken..  Start alanına giden son tiplerdendik. O kadar da demiştik sonlara kalmayalım, yine de başaramadık.

Olsun; aylardır heyecanla beklenen Starttayız! Sonunda! Hem zaten ne fark eder ki, ha önde ha arkada… Güzel koşu olsun, en güzeli bu olsun, efsanenin bir parçası olalım, keyif alalım.

START… Ortam o kadar duygulandırıcı ki… Ağlamamak için zor tutuyorum kendimi. Müziklerle beraber duygu yoğunluğunu tırmanış hücumlarında… Meltem’le birbirimize bakıyoruz. Vakit geldi Runmate. Haydi bacaklara kuvvet. Ve Gooooo! Start veriliyor. Orsieres’de başlayan hikaye sakin adımlarla ufaktan ivmeleniyor. Herkes balkonlarda, yol kenarlarında.. Onlarca ülke bayrağı ve İsviçre bayrakları sokaklara gerilmiş iplerde dalgalanıyor… Herkesin elinde çanlar bizi yolcu ediyorlar. Minicik çocukların şahit olduğu o anları düşünüyorum. Ne kadar şanslılar. Okullar grup grup öğrencileri sağlı sollu parkur kenarına dizmiş, çocuklar son koşucu geçene kadar herkesi coşkuyla alkışlıyorlar. Koşuyoruz vallahii… Tatlı tatlı tırmanıyoruz; 3500m tırmanışa sahip olan parkurun; ilk yükselen metrelerini. Nasıl bir kalabalık öyle; tam 1572 kişi start alıyoruz. Patikalara sığamıyoruz. Sıra sıra, akın akın geliyoruz. Bir süre izliyorum; bu şahane insan geçidini, yüreğini koymuş insanları, hayatını koymuş elitleri, ömrünü vermiş koşucuları… Renkler, yaşlar, memleketler, kıyafetler, ekipmanlar, tempolar her şey farklı farklı ama hedef aynı… UTMB Finish line! 56K koşulacak, 3500m tırmanılacak ve bütün bunlar 14s30dk içerisinde tamamlanarak Chamonix’e varılacak. Hedef bu…

 

Güzel koşuyorum gibi.. Çok dinlenmiş, çok güçlü başlıyorum. Zorlanmadan ilerliyorum. 10K Champex Lac’a kadar nefis patikalar arasından devam ediyoruz. Geniş patikalar, İsviçre köyleri ve sokaklarda ellerinde çanlarla saatlerce alkışlayan sakinler. Tertemiz heryer, mis gibi kokuyor, sağlık ve ferahlık fışkırıyor adeta topraktan. 6K’de iyice dar patikalara giriyoruz. Sıra bekleyişleri başlıyor, adım adım sakin sakin ilerliyor, kimse kimseyi geçme telaşında değil, herkes sessizce ilerliyor. 6,5 K’de Fransız 3 genç açılır kapanır sandalyelerini almış bir şeyler konuşuyorlar, yaklaştıkça anlıyorum. Önde oturan ayakkabı markalarını sayıyor, arkadakiler de not alıyor. UTMB’nin sürpriz analizlerinden biri… Salomon, Hoka, La Sportiva, Altra, NB, Nike, Columbia, Kalenji… Anket araştırması.. Daha doğru bir yer olabilir mi?  

8K’ den geçerken öndeki koşucunun su haznesi patlıyor, sırt çantasından üzerine akıyor bütün su… Hemen uyarıyorum ve çantasını çıkarmasına yardım ediyorum, o sıra da benim üzerim de sırılsıklam oluyor ama aldırış etmiyorum. Zor olacak onun için susuzluk ile baş etmeye çalışacak. 10K’de Champex Lac’ta ilk su molası ve ilk CP’miz var. Sadece enerji içeceği ve su veriliyor. Herkes kendi suyunu dolduruyor; kimi hazır su şişelerinden, kimi gürül gürül akan çeşmelerden tazelenip ayrılıyor.. O sırada CP’den tam çıkarken Meltem ile karşılaşıyorum. “Herşey yolunda mı?” “Yolunda?” “tamam o zaman” Bu bizim anlaşmamız; iyi olduğumuzu bilmemiz yeterlidir hep, biliriz ve ikimiz de sakince yolumuza devam ederiz. Birbirimizi kollarız. Champex Lac CP çıkışında biranda karşımıza çıkan o nefis göl nedir arkadaş?! Donakalıyorum, nasıl bir fotoğraf karesi içine düştüm diye düşünüyorum.. Sen nasıl bir doğa harikasısın öyle?! Dayanamıyorum telefonumu alıp video ve foto çekiyorum sonra yola devam… 

Üzerim çok ıslak, çok terliyorum, eteğimin sularını sıkıyorum, biraz yük hafifletiyorum J

Yolun kenarından asfaltta birkaç km koştuktan sonra patikalara dalıyoruz. Dik bir çıkış var bizi bekleyen. Başlıyooor. Güzel geçiyor. Seviyorum enerjimi, iyi gidiyorsun aferin diyorum Kendime moral veriyorum. Manzaralar şahane; sisler inmiş olsa da sislerin arasından bizi izleyen zirvelerin varlığını bilmek farklı bir his yaratıyor ben de. Aslında sis var diye biraz üzülüyorum eşsiz manzaralardan mahrum kaldığımız için; fakat bir yandan da seviniyorum ne yağmur var, ne de yakıcı sıcak, tam koşulacak koşulları bize sunuyor Mont Blanc, her bir yamacında ayrı sürprizlerle bizi kabul ederek.  Merci beaucoup, Monsieur Mont Blanc!!! (teşekkürler Mösyö Mont Blanc)

En yüksek zirveler uzaklardan görünüyor; sislerin gerisinde; aşağıda yemyeşil köyler, bir tablo gibi, binlerce like alan #nofilter intagram postları gibi bizlere bakıyor.  2. CP yine bir su durağı ve parkurun ilk zirvesine ulaşıldı demek ki… 750m’ye yakın tırmanış bitiyor ve La Giete’deyiz. Hala İsviçre sınırları içerisinde koşturuyoruz.

La Giete zirve noktamızda missss gibi bir ahırda ağırlanıyoruz.  

Yol boyunca trekking yapan grupları görüyoruz; alkışlıyorlar; bravo diyorlar, genci-yaşlısı, kadını-çocuğu demeden yürüyorlar o tepelerde, o güzelim patikalarda. Efsane bişey, Likya yolundaki gibi.. Likya yolunda yürüyen çok az Türk’e rastlarsınız genelde İngilizler yürümeye başlar Mart ayından itibaren ve Likya sezonunu açarlar; her memleketten insan yürür bu yolu. Lise zamanlarımda tanıştığım Likya yolu son senelerde Türk turistleri de ağırlamaya başladı neyse ki, ama kirlilik de arttı maalesef. 2017’de koştuğum Likya Yolu Ultra Maratonu 6G sahneleri geçiyor aklımdan, benzetmeler yapıyorum kendimce.

Burada da aynı Likya yolundaki gibi gruplar yürüyor, kamp yapıyor, sırtlarında yükleriyle…  Alplerde olmak günlerce, var mı bildiğiniz daha güzeli?

21K’deki La Giete’den sularımı tazeleyip yola devam ediyorum. Ve artık inişler başlıyor, inişler benim işim. Ağaç kökleri ile kaplı yollardan hızlıca iniveriyorum 26K’deki CP’ye Trient’e doğru koştur koştur devam ediyorum. İşte güzel bir koşu sonrası hak edilmiş bir CP. Ayakkabımın tabanında yine toplanma hissediyorum? CP’de düzeltmeliyim. 2.defa başıma geliyor bu olay, bu konuyu sonra biraz araştırsam çok iyi olacak? Trient CP öncesindeki çeşmeye atıyorum kendimi; boynumdaki ve bileğimdeki bufflarımı yıkıyorum. Serinliyorum; bolca su içiyorum, sularımı tazeliyorum ve CP’ye öyle giriyorum. Her memleketten şarkılarla karşılıyorlar OCC yolcularını, motive edici müzikler çalınıyor; dans edenler var.. Eğlenmeyi ve eğlendirmeyi iyi biliyorlar.. İşte koşmanın keyfi, CP gönüllüleri bile dans ediyor.  İtalyanca şarkılara başlıyorlar; “Lasciatemi Cantare!” Toto Cutugno’dan; ilk ezberlediğim İtalyanca şarkıdır kendisi; bir diğeri de Ferzan Özpetek’in Karşı Pencere filminden Gocce di Memoria’dır. Neyse; konuyu dağıtmayalım. Nerede kalmıştık? Hadi biraz şarkı söyleyelim!!!

Lasciatemi cantare, Con la chitarra ai mano (Bırakın şarkı söyleyeyim, elimde gitarla)
Lasciatemi cantare, Una canzone piano piano (Bırakın şarkı söyleyeyim, yavaşça bir şarkı)
Lasciatemi cantare, Perche’ ne sono fiero (Bırakın şarkı söyleyeyim, çünkü gurur duyuyorum)
Sono un italiano, Un italiano vero (ben bir İtalyanım, gerçek bir İtalyan)

Koşucuların memleketlerine göre müzikler çalınıyor. Türkçe müzik de çaldılar mı acaba? Umarım çalmışlardır(!) 🙂

CP’de kola, peynir, ekmek ve tuzlu kraker yiyorum.  Biraz oturup çevreme bakınıyorum, ayakkabımın tabanını düzeltiyorum. Herşey tamam.

Ne güzel… 26K bitti. Kaldı 30K ve kendimi çok iyi hissediyorum. Hiç koşmamış gibiyim. O zaman “Lasciatemi correre!” (Bırakın koşayım:))

Ve Trient CP’den ayrılma vakti, yarış parkurunun en dik çıkışı önümde; dinlenmiş şekilde başlıyorum.

Les Tseppes’e kadar 4K boyunca 800m kadar sürekli olarak tırmanacağız. İsviçre’den de Fransa’ya geçmiş olacağız. Tam güzel bir hedef.. Haydi bacaklara kuvvet. Çıkış başlıyor; şahane hava. Yemyeşil çimlerden orman patikalarına giriyoruz. Tırmanış yavaş yavaş devam ediyor. Bitti bitecek derken 29K‘de biraz kötüleşiyorum. Gitmiyor vücudum, midem kasılıyor. O içtiğim GU Lime jel midemde, ağzımda, burnumda.. Baya kötüyüm yahu… Bi ağacın altına kıvrılasım var. Defalarca oturuyorum, dinleniyorum. O sırada Alperen ve Özcan geçiyorlar. Selamlaşıyoruz, konuşuyoruz. OCC Türkleri bravolaşıyoruz. Bu sırada Fransız bi koşucu ile 20K’dan beri sürekli beraber ilerliyoruz. “Neyin var” diyor ve bekliyor benimle. Sonra beraber ilerliyoruz ama ben kötüyüm, daha fazlasına midem izin vermiyor. Kusmam lazım. Yapamıyorum. 30K’de ve 31K’de tekrar tekar, uzun uzun oturuyorum, derin derin nefesler alıyorum. Midemde kramp var gibi.  Meltem yaklaşıyor, resmen imdadıma yetişiyor. Manalı manalı bakışlarla mide ilacını bana verirken; dün kurduğum “bana bişey olmaz” cümlemi ve tavrımı bi güzel Rennie hap şeklinde yutturuyor. Asla “bana bişey olmaz” demeyin, önleminizi alın. Ya da Meltem olsun yanınızda J Meltem’e “bekleme beni, sen ilerle” diyorum “ben arkadan yavaş yavaş geleceğim.” Ama gidemiyorum 31K’de tekrar oturuyorum patika kenarına, öyle böyle değil; bırakmayı düşünüyorum o an, çünkü bitiğim. Derken düşünüyorum geçen bir yılımı; harcadığım emeklerimi, hayallerimi..  Bu yarışı koşamazsam ölmem, bişey de olmaz ama çok mutsuz olabilirim. Herhalde eve gider banyoya kendimi atıp saatlerce ağlarım duş altında ve Chamonix’deki bütün haftamı pek mutsuz geçiririm. Yarışı bırakırsam bilekliğimi de keserler değil mi? Yok yok olmaz izin veremem! Öyle saçma saçma düşüncelerle mide kıvamım iyice yoğunlaşıyor ve ilk kusma gerçekleşiyor. Yine Fransız bir koşucu yanıma geliyor, bişeye ihtiyacım olup olmadığını soruyor. Konuşuyoruz “iyi olurum birazdan” diyorum. Hafif bi üşüyorum, eyvah harekete başlamalıyım. Tehlikeli olabilir yoksa… Fransız giderken Türkçe “Hayat Böyle” diyor. Ben dumur ötesi.. Ben gerçek mi duydum diye düşünürken kahkaha atıyor ve haydi devam diyip yoluna devam ediyor. Birkaç saat sonra ben de onu 45K’de “Hayat Böyle” diyerek koşarak geçecektim. Ama henüz devam edebileceğimden emin bile değildim. Zirveyi geçtim, iniş başladı. Ama midemde hala kramp gibi bişey var ve acı çekiyorum. Yavaşlıyorum iyice; hoplayıp zıplayarak inebileceğim yerlerde, minik minik adımlarla inmeye devam ediyorum. Derken Ali Leflef geliyor. Bu parkurdaki yol arkadaşlarımdan biri. Onunla konuşa konuşa iniyoruz. Biraz daha iyi hissediyorum çünkü çorba olan kafam ve düşüncelerim dağılıyor. Farklı şeyler konuşmak dikkatimi dağıtmamı sağlıyor, bu güzel bir çözüm yolu oluyor. Bi de çaktırmamaya çalışıyorum sancımın olduğunu. Yani umarım çaktırmıyorum(du).

Vallorcine CP’ye güzel bir zaman ile giriş yapıyoruz 37K tamamlandı. Sohbet, muhabbet ede ede ilerliyoruz.  Kesinlikle enerji jeli kullanmamaya kararlıyım. Midem altüst ama beslenmem de lazım.  Direk sağlık ekibinin yanına gidiyorum. Yalnız olsam hayatta gitmezdim, ama Ali git istersen diyor. Mantıklı tabi… ben o sırada bitirememe olumsuzluklarında boğuşurken, kafamı pek çalıştıramıyorum.

Vallorcine girişinde Alperen, Özcan ve Meltem’in tam çıkışına denk geliyoruz, “haydi o zaman toplu bir Turkish Team Selfie çekilelim” diyoruz.

 

Sonrası sağlık ekibinin orada Sodyum Bikarbonat jel içip mideyi toparlamaya çalışmakla geçiyor. Sularımı tazeleyip yola devam ediyorum, çünkü kendimi biliyorum hareket etmem gerekiyor. Yavaş yavaş başlıyorum yola. Bu sırada CP’den yanıma aldığım iki küçük muz parçasını yiyebiliyorum sadece… Çok iyi geliyor. Çevreme bakınıyorum bolca, ne güzel yerlerdeyim. Çanlar sürekli çalıyor. İnek ve koyun sürüleri var her yerde; hepsinin boynunda da çanlar; sürekli kulaklar çın çın çın… Bazen hayal gibi geliyor sesler, etrafta hiçbir hayvan yok ama çanlar hiç susmuyor. Acaba halüsinatif bir şeyler mi içirdiler bana… diyip kendimle eğlene eğlene ilerliyorum. Derken bi bakıyorum sanki iyice toparladım kendimi… Koşmaya devam ediyorum evet.. Güzel gidiyor.  Olley geri döndüm. Yapabilirim. Saat kontrolü ile Cut-off’ları hesap ederek mutlu oluyorum, şansım devam ediyor. OCC bilekliğimi kesmeyecekler!! (15 gün oldu hala bileğimde)

Herkese yeniden selam vere vere ilerliyorum. Beni kötü halde görenler nasıl olduğumu soruyor.“I am back, let’s goo!” diyorum coşkuyla… Bu arada neredeyse tüm parkur uzak doğulu, çekik gözlü koşucu ile dolu.. Trail Dünyası birkaç yıla kalmadan Uzakdoğu’ya ciddi bir şekilde kayabilir. Katılım genelde Fransız, İspanyol, İtalyan ama kesinlikle üstün bir katılım oranları var Uzakdoğuluların da. Daha sonra öğrenecektim ki; uzak doğulular koşan kişileri inceler, yarış parkurlarına detaylı çalışır ve hazırlıklarını yaparlarmış, sonra hazır olduklarında yarışlara girerlermiş. Bu yıl kürsülerde olduğu gibi izlediğim bütün Finish sahnelerinde de Uzakdoğulu üstünlüğünü gördüm. Ortalama gelir seviyesi yüksek kesim bu sporu yapıyormuş… Gerçekten de tüm UTMB parkurlarında boy gösterdiler.

Parkurda ilerlemeye devam, patika kenarlarındaki ağaçtan oyma mini heykelcikler farklı farklı ahşap hayvan figürleri çok ilginç geliyor; hepsinin birer anlamı olduğunu düşünüyorum. Her geçtiğime isim vererek ilerliyorum. Manzara güzel, organizasyon efsane ise neden düşüncelerimi de güzelleştirmeyeyim? Baykuş, Kartal, Kurt, Maymun, Keçi türlü türlü hayvan heykelcikleri var, hepsinin bir bakışı, bir duruşu aklıma hayatımdaki farklı insan karakterlerini getiriyor.

Önümde 4 kişilik bir İspanyol ekip ile birbirimizi geçe geçe ilerliyoruz. Çok güzel köylerden geçiyoruz.  Tertemiz sokaklar, çiçeklerle dolu bahçeleri ve balkonları olan evler sanki birer mimarı başyapıt. Ülkemin zevksiz yapılaşması ya da yapılaşamaması beni sinirlendirirken, o geçtiğim minimalist ama birer zevk unsuru detaylarla bezenmiş evler beni ayrı sakinleştiriyor.

Çeşmeler.. her bulduğum çeşmeden mutlaka bir yudum bile olsa içiyorum. Çeşme bulunca içeceksin arkadaş. Doğanın tadını suyundan alarak hissedeceksin. Suyun soğukluğu ve tazeliği bırak izin ver seni yenilesin.

Nefis bir alana geliyoruz. 44K. Biraz durup şöyle bir çevreme bakıyorum. Dağlar uzaklardan o yemyeşil alanı koruyor gibi duruyor. Hemen telefonu elime alıp fotoğraf ve videolar çekiyorum. Gayet iyiyim. 2K sonra Argentiere’de CP’ye ulaşacağım. Çok mutluyum.  Bitireceğim diyorum. Olumsuz hiçbirşey aklımın ucundan bile geçmiyor.  

Argentiere’ye 500m kala inişte Kanadalı kadın bir koşucu kenarda; ayağını burkmuş, hemen zorunlu malzemelerden olan elastik bandaj ile ayak bileğini sarmış ve yürüyüp yürüyemeyeceğine bakıyorum. Çok zorlanıyor, üstüne basamıyor. CP’ye 400-500m kaldığını biliyorum. Konuşuyoruz ve “dur burada CP’den sağlık ekibini yönlendireceğim sana” diyorum. Numarasını aklıma yazıp hızlıca CP’ye ulaşıyorum. Gücüm o an çok yüksek, 11031 nolu koşucuya (Kathleen) hemen yardım gönderiyorum. Tamam, bu görev de tamam,  kafam rahatladı. Moralim de yerinde. Hemen üzerimi değiştirmeye gidiyorum. Tazelenmem lazım. T-shirtümü değiştiriyorum. Yağmurluğumu giyiyorum ve kafa fenerimi hazırlıyorum. Hava henüz kararmadı fakat dik bir çıkış beni beklediği için şimdiden hazırlık yapmak en iyisi. Bu sefer bişeyler atıştırabiliyorum, kola- su içip muz-tuzlu limon ve kuru incir ile hurma yiyorum. İyiyim. Artık CP’den çıkma vakti. O sırada Ali de CP’de. Bir ihtiyacı olup olmadığını soruyorum ve görüşürüz diyip yola devam ediyorum.

Keyifle çıktım ağaç köklerinden oluşmuş o nefis patikayı.. Oralara tekrar gitmek isterdim, her anı baştan yaşamak.. Yürümek günlerce o yollarda… Umarım bir gün yine gidebilirim. Yepyeni bir hikayem daha olur.

Son çıkış baya süprizli ilerliyor. İyice sis çöküyor tepeye, yükseldikçe orman bitiyor, bitki örtüsü azalıyor. Teleferiğin koltukları hayal meyal görünüyor gökyüzüne asılmış şekilde ve resmen sisin içerisinden geçiyoruz. O sırada yüzümü gözümü bir kontrol edeyim diye bir selfie çekiyorum. Sis içerisinde pembe montlu, kafa fenerli yorgun surat… Bitsin der gibi bakıyor sanki… 

Neyse çık çık bitmeyen son tırmanışta artık iyice yorgunluğumu hissediyorum. Olsun güçlüyüm, güzel bitecek hissediyorum. La Flegere CP’si sisler içerisindeki ışığıyla biz yol yorgunlarını kendine çekiyor. Işığı takip ediyorum. Dışarıda bir destek grubu var deliler gibi alkışlıyorlar. Ohh nasıl da güzel geliyor. Hemen tepedeki CP çadırına giriyorum, son CP!! Hava iyice soğuyor ve artık karanlık başlayacağından fenerimi artık kullanmam gerekiyor. CP’de sıcak bir çorba içiyorum. Üstüne kola + su tedariğimi yapıp biraz tuzlu kraker yiyerek çok oyalanmadan, videomu çekiyorum ve yarışın son etabına başlıyorum. 

Bu koşuda tüm CP’lerde ve durduğum noktalarda videolar çektim. Nasıl yerler, nasıl CPler, nasıl bir haldeyim unutmayayım diye…  Çok güzel manzaraların, evlerin teker teker fotoğraflarını çekmek isterdim ama ya çok kötüydüm ya da yeni toparlanmıştım, konsantrasyonumu bozmak istemedim ama hafızama kaydettim hepsini. Gözlerimle tarayıp görüntülerini çoktaaan attım zihnime…

Ve son etap, son 8K!  Sanırım Garmin 2K fazla gösteriyor. Bana göre 51K’ dayım ama 49K yazıyor son CP’de. Neyse haydi şimdi karanlıkta ağaç köklerinin sardığı o meşhur Chamonix iniş patikasından inelim… Yine çok eğleniyorum. Bunun aynısı İznik 90K‘da da olmuştu. Gece tek başıma kafamda fener orman içi patikadan o kadar güzel geçmiştim ki… Gece koşu olayı benim işimmiş yahu demiştim. Yine aynısı oldu ve sanırım 30 kişiyi falan geçtim diye düşünüyorum. Herkesle bravolaşarak, selamlaşarak ilerledim.  (sonuçlara baktığımda 43 kişiyi geçmişim. Tam delilik..)

Tabiki bu noktada Alper Talı’dan aldığım Led Lenser kafa fenerinin (aslında elektrik direği ya da projektör de denilebilir, o kadar güçlü) etkisi ve verdiği güven inanılmaz büyük. Tşkler Alper.

Bir baktım Meltem ile Alperen önümdeler, girdim aralarına. Çok şaşırdılar toparlanıp geldiğime. Ve dedim ki “Gençler haydi koşalım? Durmak yok!” Bizimkilerden koşmak için hareketlenme gelmeyince ben yolumu kaptırmış aynen devam ettim. Patika bitip Chamonix yolları; üst geçitleri vb başlayınca telefonumu aldım elime, herkese sesli mesajlar gönderdim, Sinan abiyi aradım “ben Finish’e geliyorum Sinan abi, çok  az kaldı”. Koçaklara mesajımı attım “bitiriyorum canımmm ailem…”, BKA aileme de haberlerimi ulaştırdım ve telefonu çantama kaldırdım.. Geriye son 1K’yi koşmak kaldı…

30 Ağustos gibi anlamlı bir gün ile OCC koşusunun denk gelmiş olması şahaneydi doğrusu. Türk bayrağı ile bitirmek zaten bu işin başından beri en gururlu Finish planıydı fakat 30 Ağustos’ta bu işi başarabilmek ayrı gurur verecekti.

Bu arada 2 tane üst geçit çıkarttılar bize, son 500m içerisinde J Hala D+’lara maruz kalıyorduk, şaka gibi… Gerçekten hala inanamıyorum :))

Son metreler; herkes alkışlıyor, herkes tezahürat yapıyor ve herkes bravooo diyor. Ne şahane bi an, elimde Türk bayrağım Finish’e koşuyorum, gözlerimde yaşlarla… Hayallerimin Finish çizgisindeyim. Derin bir ohhhh çekiyorum, evveetttt, iyi-kötü-düşe-kalka ama azimle geldim bu özel Finish çizgisine… Sadece 56K süren bir yolculuk değildi bu; ayların, mevsimlerin, seyahatlerin, sabırla-azimle verilmiş kararların ve kararlılıkla uygulanan planların toplamıydı bu 13,5 saatlik yarış yolculuğu… Ne mutlu bana! 

 

Türk Bayrağım ile fotoğrafçılara pozlarımı veriyorum ve bir bakıyorum arkamdan gelen Meltem’i görüyorum.  Olleeyyyyy Runmate dediğin böyle olur. Şahane bir Finish yakışır Meltemime de.. İkimiz beraber Türk Bayrağımız ile fotoğrafçılara Türk Kadınının gururlu pozunu çektiriyoruz.  En hak edilmiş mutluluk gözlerimizdeki pırıltılarda; bedenlerimizdeki yorgunlukta bizimle Finish çizgisinde duruyor…

Bitti… Gerçekten onca emek, onca çalışma, onca stres, onca fedakarlık meyvesini verdi. Tadı damağımda uzuuun uzuuun kalacak çok özel bir meyve… Hem de heryerde kolay kolay yetişmeyen bir tür…

Sonuçta ben çok iyi bi koşucu değilim, kafam koşar benim, kalbim koşar.  Ayaklarımı alırlar ikna ederler, bedenimi taşırlar uzaklara… Hızlı bir koşucu da değilim mesela, bunun için ek bir çalışma da yapmıyorum. Haftada iki antremanla kendimi yeni tecrübelere koşturuyorum. Zorluyorum kendimi, koşullarımı. Bazen neden-niye yapıyorum çelişkileri ile yola çıkıp bambaşka iç sesler ile tazelenip geri dönüyorum, ya da çok uzaklarda buluyorum kendimi  🙂 Belki yılların basketbolcusu olmamın ve spor altyapımın olmasının gücümdeki etkisi çok büyüktür, bilmiyorum…

Ama kendimi hep koşarken bulmak ya da kaybetmek istiyorum… Koşarken, koşan insanlarla, koşulan ortamlarda… Hem bulunayım, hem kaybolayım…

Eve gider gitmez duşumuzu alıyoruz ve herkes odasına geçiyor… Birbirimizi kutladık Meltem’le;  baktık diğer arkadaşların da hepsi iyi, sağlıklı ve mutlu.. Artık gurur duyma zamanıydı kendi kendimizle… Meltem’in eşi Sinan abinin bize olan desteği inanılmazdı, hakkı ödenmezdi.

Gece hiç uyuyamadım. Kalın kalın giyinip balkonda oturdum, karanlıkta Mont Blanc’ın bembeyaz örtüsünün yansımalarıyla.. Derken çok üşüdüm içeri girdim, çok mutluydum.. İçimde kıpır kıpır olan şey beni uyutmuyordu… O Finisher yeleği gidene kadar gururla giyilecekti.  

Sabah oldu,  bir güzel kahvaltı hazırladık kendimize; yumurtalar, peynirler, nutella, baget ekmeğimiz ve kahvemiz… Hava oldukça kötüydü.. Biraz yavaş tempo dolaştık etrafta, mağazalara girdik. Ben UTMB OCC ekibi Kamil, Ali, Batuhan ile buluştum. Derken Atıl Ulaş ile karşılaştık, konuşurken birer bira içmeye karar verip UTMB Startını izlemek için merkezde takılmaya devam ettik. Şansımıza oturduğumuz yer Finish’in son 50m içerisindeydi ve PTL 300K yarışının 2.cileri Finish’e giriş yaptı. Bir anda çoşku ve alkış patlaması yaşandı Chamonix’de… İşte bir hafta boyunca şahit olduğum/olacağım o güzelim anlar birer birer birikiyordu…

UTMB 170K Start’ına saatler kala insanlar yerlerini almışlardı. Şakır şakır yağan yağmura rağmen kimse bana mısın demiyordu?

UTMB Start’ı Chamonix’de start alır ve UTMB haftasının simgesidir. Adeta bir geleneksel şölen gibi yaşanır bu Start. UTMB koşucuları sanki kutsanırlar.. Fransa- İtalya- İsviçre ve tekrar Fransa! 170K koşarlar, 46s30dk süreleri vardır, ek olarak 10000mt D+ tırmanışı da onları bekler. 2560 kişi bu yarış için hazırdır. Bir o kadar da izleyici saatler öncesinden destek için yerini kapmıştır.

https://utmbmontblanc.com/en/page/20/utmb%C2%AE.html

 

31 Ağustos Cuma günü 18:00’de Start alacak efsane yarış için herkes yerini almıştı. UTMB klasiği olarak 17:45’e kadar bütün elit koşucular Start tagı önünden giriş yapıyor. 17:45 sonrası organizasyon kesinlikle Start’ın önüne kimseyi almıyor. Kural net, elit bile olsan uyacaksın.  Gözlerimle gördüm 2 kişi alınmadı ve arkalardan diğer koşucularla girdiler Start alanına…  İşte geleneksel UTMB Start töreni başlıyor. Evet 2560 kişi Start çizgisinde bekliyor ve 2 gün sürecek bir yolculuğa çıkıyorlar. Gözlerim doluyor, tüylerim diken diken ve o müzik başlıyor… İşte Start anı.. GOOOOO!!!! Tüm efsaneler (bana göre UTMB koşan, hatta o startı alabilen herkes efsane) sahnede artık. Şimdi performans vakti… Bu ana tanık olabildiğim için bir defa daha şükrediyorum. Bir gün UTMB koşabilecek seviyelere gelebilmeyi çok isterdim. 

Türk filmlerindeki şu meşhur “çok mesudum!” kült cümlesi bence o hafta için söylenmeliydi… Yaşadığım her anın bir hikayesi vardı ve hala yaşanıyordu gözlerimin önünde. PTL koşucular Finish’e gelmeye başlamışlardı. 6 gün boyunca 300K koşan ekipler. Nasıl da arınmışlar, nasıl da saf ve temizler… PTL koşmak, hem fiziksel hem mental hem de tecrübe olarak koşmanın çok çok ötesinde olmak aslında… Bir ibadet gibi sanki, uzun ve derin yolculuk, sert bir yol, sadece dayanan kazanır.  Bitirebilen başka bir boyuta taşınır.

PTL takımca koşulan bir yarış, takım ile birlikte başlamalı ve takım ile (min 2 kişi) Finish’e gelmelisin. 300K kat ederken; 25000mt tırmanış yapılır. Bunu da 152s 30dk içerisinde tamamlamalısın dostum!! Şaka değil!! Öyle her yiğidin harcı hiç değil.

 

Chamonix her gün ayrı ayrı finishlere ev sahipliği yaptı. CCC 101K finisherları Chamonix merkezde Cumartesi gün boyu devam etti.

PTL koşucuları geldikçe heyecanlandı bütün şehir. Günler bu şekilde geçiyordu. Cumartesi günü Annecy tarafına kaçtık biz, arabamıza atlayıp biraz uzaklaşıp göl keyfi yapalım istedik. Gölde deniz bisikletinin biraz daha gelişmiş halini kiraladık, kendimizi suyun akışına teslim ettik. Enfes bir hava eşliğinde Annecy meydanında dans eden ekipleri izledik. Tabi buz gibi biralarımızı elimizden hiç düşürmeden 🙂 Uzaklaştık resmen; rutin hayatlarımızdan; koşuşturmadan, koşudan, tüketimden.. Yavaş bir gün ama yeşiliyle, mavisiyle, müziğiyle dopdolu bir gün oldu bizim için. Turist olmayı özlemişim resmen.. Sokaklarda rastgele yürümeyi, fotoğraf çekmeyi, birşeyler okuyup öğrenmeyi…

Ve Pazar! Chamonix’de son günümüz. Cmts gece 00:30 civarı UTMB koşucularını canlı canlı takip ediyordum. Elitler, Türk sporcular… CCC’de 101K ‘da yaş grubunda 1.olarak Türkiye’ye ilk defa kürsü getiren Kemal Kukul’dan sonra daha bir heyecanlanmış, daha bir takipçi olmuştum. UTMB’de Start alan Elena’nın sabah 04:35 gibi Finish’e geleceğini gördüm. Hemen saatimi kurup uykuya daldım. Sabah 04:00te kalktığımda tahmini bitiş 05:15 olarak görünüyordu. Hemen üzerimi kat kat giyindim ve karanlıkta çıktım sokaklara, hava mis gibiydi. O serinlik insanı zımba gibi yapıyordu..  2 dereceyi gösteriyordu termometre. Bu derece Adana’nı en soğuk kış gününe eşitti.

Beklemeye başladım. Koşucu yakınları heyecanla arkadaşlarını, akrabalarını, eşlerini, sevgililerini; çocuklar ise babalarını, annelerini öyle merakla bekliyorlardı ki… Karanlıktan ışıklar içerisinde kafa fenerli koşucular geldikçe alkışlar, bravolar, tezahüratlar günlerdir uyumayan Chamonix’de yankılanıyordu…  Duygu yüklü anlardan biriydi benim için. İtalyan bir aile vardı yanımda. Biraz konuştum. 2 çocuk babalarını bekliyorlardı. Birisi “hadi baba gel artık”, diğeri “hadi baba uykumuz geldi “ diyordu… Her geçen koşucunun gözlerinin içine bakıyordum, hepsi pırıl pırıldı. Derken Elena ve arkasında kamerayla koşan Alper ile birlikte göründüler. Finish’e bu kadar mı yakışır bir kişi. Bravo sana Elena.. Ne kadar azimlisin, ne kadar güçlü bir kadınsın… Gerçekten çok başarılıydı. Kadınlarda 33. ve yaş grubunda 17. oldu. 35s38dk boyunca koştu. Çok iyi bir dereceyle UTMB’yi tamamladı, hem de çok zor hava şartlarında.. Yağış, -10 dereceye kadar düşen sıcaklık…  Üstelik %30 yarışı bırakma oranı vardı bu yıl UTMB’de… Gerçekten bravo, büyük iş…

Hava hala karanlıktı; 06:30 olmuştu ve dağlar bembeyazdı.. Çok net bir görüntü vardı, sis henüz çökmemişti; baktım sıcaklık 4derece olmuş, ısınmış yahuuu 🙂 biraz yürüdüm, biraz çevreyi izledim, müziğimi açtım ve Chamonix’nin biraz tepelerine doğru ilerledim, fotoğraflar çektim. Sonra manzarayı tamamen  sis kapatınca, sıcacık Croissant (kruvasan) alıp eve dönüp kahve keyfimi yaptım.. Gel keyfim gel, bambaşka alemlerdeydim sanki.. Evde erkenden kalkan Meltem ile ne güzel sohbet ettik. Sonra ben 3saatlik uykuyla olduğumdan ve çok üşüdüğümden biraz uyumaya çekildim. 12:30’a kadar evde uyku; müzik, kahvaltı, duş modunda tipik bir pazarı yaşıyordum aylar sonra.. Antreman yoktu, antreman için gidilen bir yerden saatlerce koştuktan sonra dönme telaşı yoktu, hatta ertesi gün iş yoktu, missssti yani..

13:00 UTMB Finish alanına tekrar gittim. Hava yine ilk günkü gibi ısınıvermişti. Güneş yakıyordu. Biraz dolaştım kendimi şımarttım birkaç bişey aldım. Gittim nefis bir İtalyan dondurması “Gelato” mideye indirdim.

Ödül törenini ve son Finisher’ları izlemek istiyordum. Bütün gün dolaşacaktım oralarda. Havayı derin derin içime çekmek; fotoğraf çekip gördüğüm güzellikleri hiç unutmamak ve efsane Finish’leri izlemek istiyordum. Öyle de oldu. Günün kazancı: Sadece isim olarak bildiğim, tanıdığım Derya Duman ve Arzu Duman ile yolda karşılaştık ve bütün günümüzü beraber geçirdik. Finish’leri aynı duyguları paylaşarak  izledik.

Bir kadın koşucunun, 3 aylık bebeği bebeği ve 3 yaşındaki oğlu ile el ele UTMB Finish’ine gelişini, bitirir bitirmez bebeğini emzirişini gözlerimle gördüm… Bu efsane kadını instagram’dan @ultra_sophie olarak takip edebilirsiniz.

1 aylık bebeğini kucağına alarak UTMB Finish’ine koşan babayı ve bebeği uyandırmamak için herkesin sustuğu anı unutamıyorum. Sonra alkışların kopuşunu…

Uzak Doğuluların full teknoloji ile koşarak bütün destekçileri ile kalabalık kalabalık Finislere nasıl da güçlü geldiklerini izledim.

Yaşlı babası ile birlikte baba-oğul el ele UTMB’yi koşup bitiren koşucuyu gördüm, babasıyla o yolculuğa beraber çıkıp beraber bitirmişlerdi, gururu paylaşıyorlardı. 

Sevgilisine Finish çizgisinde evlenme teklifi eden bir başka UTMB Finisher’ını izledim. (klişeler bile burada daha şık duruyordu :)) 

Hepsini gözlerim dolarak; boğazım düğümlenerek izledim. Nasıl bir duygu bu.. Nasıl bir hikaye içerisindeyim?

Saatlerce alkışladım. Kendim koşmuş kadar mutlu, kendim koşmuş kadar gururluydum. Son saatler son koşucular, yani bitirmeye hak kazanan sonuncular geliyordu, artık zaman dolmak üzereydi.. Ama organizasyon öyle bir organizasyon ki, o yarışta koşup sonuncu olmak isteyecek binlerce kişi olduğunu adım gibi biliyorum. “Efsanesin sen” diyorlar, bu parkuru koşmaya cesaret gösteren ve bitirme yüreğini ortaya koyan herkese efsane gibi davranıyorlar.  Saygı var. Gülen yüzler var. Anlayış var. Empati var. Oluşturdukları bir kültür var. O yürüyemez bile diyebileceğimiz kadar yaşlı amcanın bitirişini gördüm ben; Finish’te minik bir çocuğa dönüşüveren sevincine şahit oldum. Efsane değilsin de nesin?

Çok göz yaşım aktı, ama mutluluktan.. Fazla duygusalım ama gerçekten aylardır koşu memuru gibi işe git, sonra koş, uyu, beslen, haftasonu eşya topla antreman için uzaklara kampa git. Arada iş seyahatlerine git… Duygularımı hayat rutinimden ayırıp bir kenara koyduğumu fark ettim. Şimdi kontrolü bırakma, rahatlama vaktiydi. Her anı hissederek yaşanacak en güzel hafta UTMB haftasında ve en güzel yer Chamonix’deydim.

UTMB efsanelerinin ödül töreni başladı. Sahnede UTMB ilk 10 Kadın, UTMB ilk 10 erkek! Hepsi instagramdan bildiğim, arada trail koşu yazılarından okuduğum kişiler.  Aralarında sürpriz amatör kişilerin de olması; Trail koşularının ve dağların her an bir sürpriz doğuracağını gösterdi yine bizlere. Dağlarda koşullar o kadar hızlı değişken ki, nice elitler yarışları bırakmak zorunda kalıyor, nice amatörler süpriz çıkışlar yapıyor…  

Ve sahnede sonsuz saygıyı, teşekkürü hak eden organizasyon ekibi… Yıllar önce; UTMB henüz “World Summit of Trail Running” tanımlamasını almadan önce; acaba demişler kaç kişi koşar böyle bir yarış düzenlesek? Derken Dünya genelinde prestijli bir yarışa dönüşmüş Alplerin 3 ülke sınırından geçen Mont Blanc yarışı.  Tüm organizasyon ekibi sahneye geliyor. Herkesi teker teker isim isim çağırıyorlar. Turuncuları giymiş gönüllü ekip sahnede, tüm koşucular aşağıda dakikalarca alkışlanıyorlar.

Ve efsane yarış; PTL! Sadece bitirmek üzerine senaryosu kurulu olan yarışın son Finisher’ları da geldi herkes ellerinde zillerle; (Zil bütün PTL Finisher’larına yelekleri ile beraber veriliyor) yine sahnedeler; büyük alkış hakediyorlar… Dakikalarca alkışlanıyorlar! Dakikalarca alkışlıyorum.

Ne güzel bir gün daha yaşıyorum. Yine ne kadar mesudum… Sadece bu günün tecrübesi her şeye değer.  Derya ve Arzu Duman ile geçirdiğim keyifli vakit için teşekkür ediyor ve gerçekten tanıdığıma çok çok mutlu olduğumu buradan bir defa daha yazıyorum. UTMB tagı altında fotoğrafımızı çekiliyor, Meltemlerle sözleştiğim akşam yemeği için yanlarından ayrılıyorum. Çin lokantasında Chamonix’de yediğimiz en lezzetli yemeği Meltem, Sinan abi ve ben kırmızı şarabımız eşliğinde yiyoruz. “İyiki yaptık bea” diyerek kadehlerimizi havaya Mont Blanc’a doğru kaldırıyoruz. 

Akşam parti var, biraz takılıyorum, biramı yudumluyorum ve sokaklarda biraz daha yürüyerek o serin havayı, buralara tekrar gelecek olmayı umarak; ciğerlerime çekiyorum. (Akıllara gelen soru: Puanımın yettiği CCC – 101K’yi yapar mıyım acaba? Cvp: Sakin ol şampiyon, yapılır ama doğru hazırlığı yapmadan asla!!)  

 

Pts sabah dönüşe geçiyoruz. Cenevre havaalanında arabayı teslim ederken; Europecar görevlisi bile “yarışı bitirdin değil mi?” diyor ve alkışlıyor.. Çoook mutluyum… Ne güzel bişey yaptık biz…

Derken İstanbul, oradan da Adana uçağı ile memlekete dönüş… Yani eve dönüş…

Babamla annemin muhteşem karşılaması ile direk Onur Kebap’a götürülüyorum. Kebap-rakıya oturuyoruz ailecek, en Adanalı halimizle!!  

Bi de noldu dersiniz, tabi ki bu yolculuk sonrası yine bavulum gelmedi ve kayıp kayıtlarına yine kaydımı başarıyla yaptırdım. Peki artık şaşırıyor muyuz? Hayır J  

Sevgiler…

 

 

Ekipman: S-Lab Adv Skin Trail Çantası – Vest 8L, Asics koşu eteği, Compressport Trail Tshirt, Salomon kompresyon kalf çorabı, Salomon Trail çorabı, Salomon Speedcross 4 Trail ayakkabısı, Salomon 10K/10K Adv skin yağmurluk, Asics Uzun kollu koşu tshirtü, Nike Bra, Fizan Batonlar, Nike uzun koşu taytı, Compressport Vizör, Buff x2, Garmin 920XT koşu saati, Ledlenser H7.2 Kafa feneri-250 lümen,  Raidlight Bardak, Acil durum battaniyesi, Isotonic, SaltStick, BKA bayrağı ve Türk Bayrağı.

Beslenme: Taşıdıklarım: Cliff bar x2 (yemedim), GU Caramel&SeaSalt Jel(yemedim), GU Lime Jelx2 (yedim), PowerGel Lime x3 (yemedim). Çerez, Hurma.  CP’lerde yediklerim:  kola, su, peynir, tuzlu kraker ve muz yedim.

Gelecek Hedefler: Ekim sonundaki Salomon Kapadokya 60K yarışı sonrası 2019 planlarımı yapmaya başlayacağım. Şimdilik kafamı işe ve yarıştan sonraki bikaç hafta kendimi plansız-programsız keyfi koşulara bırakmak istiyorum.

Kararlar: Koşu sırasında beslenme konularında kendimi geliştirmeli, bünyeme göre en uygun beslenme yöntemini bulmalıyım. Günlük hayatta da artık biraz düzgün beslensem çok iyi olacak; kilo vermek de lazım.  Rutin Adana haftalarında, haftaiçi daha düzenli antremanlar yapacağım(umarım).

Teşekkürlerim hayatıma bir şekilde dokunan, yollarımın kesiştiği herkese, çokça, bolca…

Koşmaya devam…

Dilem Koçak – UTMB OCC – Bip No: 11286

 

 

 
 
[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]