Salomon Kapadokya Ultra Trail – 60K Yarış Raporu – Bip No:408

İnsanın hobisi olmalı…

Her yerde, her fırsatta, her konusu geçtiğinde sözlü-yazılı ne şekilde imkânım varsa dile getirmişimdir. Hobi insanın içinden gelendir..

Kendi tanımımla da;

Hobi… İnsanı kendisinde tutan; gerçek kendisini oluşturandır. İçten yanmalı olan bir gücün ürünüdür, içinizdeki patlamalar bir yeteneğe, bir başarıya, bir tutkuya dönüşür. Size limitsizcesine bir şeyler yarattırır. Kendiliğinden parlamalı, zamandan bağımsız şiddetlenmeli ve planlanmayacak şekilde kendiliğinden akıp gitmelidir. Hayat biçimidir. Taklidi olmaz, taklit ediyorsanız üzerinizde durmaz J Limitleri zorlama noktasında bizleri limitlerin ötesine çıkaracak, kendimizi özgür hissettirecek ve mutlu edecek şey de yine; yeteneğinle, emeğinle, azminle yoğurduğun hobindir.

Hayat zor; zaman yönetimi, iş hayatı stresleri, günlük hayatta sosyal iletişim ihtiyaçları, çevreye yetişme çabaları, her gün değişen sosyolojik yapı, maddi dengelerin bireysel yansımaları, kültürel farklılıklar ve farkındalık mücadeleleri… Bir yandan da öz motivasyonumuzu hep en yukarıda tutma çabaları…

Hayat içerisinde boğuşup giderken kaybolmamanı da sağlar “hobi.” 

Son 3 ayım nasıl geçti? Nerede geçti? Nerelerde koştum ve nerelere uçtum hatırlamıyorum.

Salomon Kapadokya Ultra Trail 60K ‘da aynı yoğunluğun içerisinde kendime yarattığım bi zaman çerçevesinde koşuldu. 21 Ekim Cumartesi gün boyu Kapadokya’da 60K koşacağım ve akşamına Adana’ya dönüp sabah 05:00 uçağı ile iş için Belçika’ya gideceğim. O hafta sonunu ne büyük karın ağrıları ile bekleyip ne çok stres yarattım kendimde. Ama hep kendime dediğim gibi; içinde koşu varsa her şey yolunda gider!!

20 Ekim Cuma akşamı Kapadokya Ürgüp’e ulaşıyoruz. Çok açız hemen merkezin orada birşeyler atıştırıyoruz. Çok heyecanlı, inanılmaz kalabalık, tüm organizasyonda toplam 1700 sporcu koşacak deniyor. İnanılmaz bir sayı! #BiKoşuAdana ekibi olarak 12 kişi ile 36K – 60K – 110K Kategorilerinde yarışacağız. Bizim ekibin dışında Adana’dan yak.35 kişi koşuyuz.
Hemen zorunlu malzeme kontrolü ile Yarış kitleri dağıtımına ve teknik toplantıya giriyoruz. Herkes orada; daha önce koştuğumuz yarışlarda tanıdıklarımız, koşucu diğer dostlar, camia’nın celebrity’leri, ilk defa koşacaklar, ertesi gün koşarken tanışacaklarımız ve hiç tanışamayıp ama aynı parkurda aynı zorlukta yarışacağımız herkesler.

Akşam makarna partisi sonrası sohbetleri biraz uzatarak dinlenmemiz gereken vakitlerden biraz çalmış oluyoruz ama olsun; o güzel sohbetlerin motivasyonu ertesi gün bizlere neler kazandıracak çok iyi biliyoruz.

Sabah 05:00 kalkıyorum, aslında uyuyamıyorum hiç. Her yarım saatte bir kalkıp saate baktım bütün gece. Sabah olursa “hiç uyuyamayacağım iki gün” başlamış olacak onun stresindeyim. Kapadokya’da uyanıp 60K koştuktan sonra; arada Adana, İstanbul ve Brüksel’e uğrayıp Kortrijk Busworld Fuarında müşteri toplantıları yapacağım ve ancak Kortrijk’ta uyuyabileceğim. Ve Eyvah!!! Başladı bile.

Sakince giyinip kahvaltımızı yapıyoruz. #BiKoşuAdana ekipçe aynı otelde kalıyoruz. Son hazırlıkları tamamlıyor ve koşa koşa 110K & 60K Start’ına gidiyoruz. Hava buz, nem yok ama güneşli (gerçi güneş daha doğmadı) tam bi koşu havası. Start fotoğraflarımızı ekipçe çekildikten sonra 3-2-1 ve START veriliyor!!!

Ürgüp’ten yola çıkıyoruz. Kapadokya semalarında balonların yükselme vakti, manzara şahane. Yüzlerce koşucu koşuyor, güneş yeni doğuyor, koşucuların havalandırdığı tozlar güneşte pırıl pırıl parlıyor. Gökyüzündeki renk renk balonlar bizi koşma ile fotoğraf çekme ikilemlerine sürüklüyor. Eşsiz Kapadokya dokusu ve manzarasından hiç bahsetmeyeceğim bile. Şuan gözümü kaptığımda o görüntü hala önümde duruyor.

Balonda olmak isterdim aslında. Yılda 1 defa yapılan bu yarışı o eşsiz Kapadokya oluşumları arasında ilerlerken kuşbakışı izleyebilmek. Rengarenk koşucuların tek sıra ile kmlerce koşmasına farklı bir bakışla şahit olmak… Tabi balonda olmak istememin bir sebebi de Balondaki turistlerin en geç 2 saat sonra kahvaltılarına oturup kahvelerini keyifle yudumlayabilecek olması 😀

  1. km de artık duruyoruz ve iyice yükselmiş olan Balonlar ile Kapadokya’nın eşsiz manzarasında fotoğraflarımızı çekiliyoruz. Likya Yolu’nu beraber koştuğum arkadaşlarla karşılaşıyoruz. Beraber koşmaya başlıyoruz. Likya’yı hatırlayarak ve Kapadokya’yı yeniden keşfederek koşacağız.

Ve İlk CP-İbrahimpaşa’da mola; biraz sanki yorgunum istediğim gibi gitmiyor. CP’de BiKoşuAdana tshirtümü gören gönüllü bağıyor “Bi Koşu Adana geliyor, su yerine rakı verin” ve alkışlıyorlar. Çok eğlenceli, koşucuları nasıl mutlu edeceklerini iyi biliyorlar. Runmate’im Meltem ile ilk CP’den ayrılıyoruz. İkinci CP’ye kadar enerji jelimizi, ek enerji takviyelerimizi nasıl yönetelim konuşmaları yapıyoruz. Kapadokya vadilerinde, meyve ağaçları arasında keyifle tek sıra halinde geçilebilen patikalardan, mağaralardan sırasıyla ilerliyoruz. Ağaçların, köprülerin, dalları yıkılmış meyve ağaçlarının kestiği parkurumuz gerçekten koşmamızı istiyor. 2. CP öncesi at çifliklerinin arasından geçerken öndeki ekibe takılıyoruz ve aşağ yukarı 1km kayboluyoruz. Trail koşularındaki tehlike her zaman aynıdır. İşaretler yeterlidir aslında, yorgunluktan fark edemediğin durumlar olabilir ama en yaygını öndeki kişileri takibe başladığında olur, bir bakmışsın ki rota dışı kalmışsın. 8-9 kişi rotayı hemen kontrol edip tekrar koşu rotamıza giriyoruz. Göreme’deyiz! 21. Km de enfes bir manzara var. 2015’te 36K koştuğum parkurdaki en güzel fotoğrafım bu noktadaydı yine aynı pozları çekilip ilerliyoruz. Yunanistan’dan gelen bir koşucuyla tanışıyorum. Adriyatik tarafında bir sahil kasabasında yaşıyormuş. Mühendismiş ama mühendislik yapmıyormuş. Kafaya gel, heryerde aynı işte..  Dünyadaki bütün beyazyakalıların hayalini yaşıyor. Türkiye’yi – Yunanistan’ı konuşuyoruz. Yunanistan’daki maratonlardan konuşuyoruz. Sonra hızlar ayrılıyor, birbirimize şans dileyip yolumuza devam ediyoruz. Ben daha hızlıyım J ahahaha.

2.CP için Uçhisar’a koşuyoruz, aslında tırmanıyoruz resmen. Güvercinlik vadisi derinliklerinden öyle bir yükseliyoruz ki. Argos’un şahane bahçeleri, bakımlı peysajı ve renk renk çiçekleri arasında dik ve bitmek bilmeyen bir Uçhisar çıkışı. Ama çok güzel geçiyor. Tepede bir mağara içerisine kurulan CP ilaç gibi geliyor. Sıcak çorba, tuz-limon, çizi ve kola içiyorum. Sırtımdaki Su depomu dolduruyorum. Full enerjiyle yola devam ediyorum. Hava güneşli ve koşarken çok sıcak ama durduğun anda üşüme geliyor. “Hipotermiye girmeyeyim lütfen” diye dualar ediyorum.

  1. CP – Göreme’ye gelene kadar çok sıkıldım. Böyle bir motivasyonum düştü. Neden anlamadım. Bitişi ve sonrasındaki yoğunluğu düşünmeye başladım. 35K ‘da bulunan Göreme’ye gerçekten çok sıkılmış ve bezmiş bi koşucu olarak girdim.

CP’de çok fazla durmadan hemen rotaya soktum kendimi de, düşünceli kafamı da. Sonuçta 60K’lık masalsı Kapadokya coğrafyası, peri bacaları, kaya kiliseleri, yeraltı şehirleri ile yarış rotamız devam ediyordu. 36K yarışçıları ile yolumuz bir 6-8km kadar kesişti, beraber ilerledik. Red Walley’deki dar vadi geçişlerinde 15dk merdiven kuyruklarına takıldık. Sonra keyif başladı. Biranda yarışa sanki sıfırdan başlamışım gibi koşmaya başladım. Vadiden çıkışta birer birer herkesi selamlayarak geçtim. 36K’cılar ile Çavuşin yolu(Akdağ patikalarında) yollarımız ayrıldı.

Hiç durmadan 45K’ya kadar koşmaya devam ettim. Yolda fenalaşan bir arkadaşa tuz hapı, ağrı kesici ve tuzlu bişeyler verdim. Doğru Çavuşin’e. Çok güzel geçti gayet dinç ve güçlüyüm. Sadece sanırım uykum var 😀 “Koşarken insanın uykusu gelir mi?” diye sormayın, evet gelir. Sabahtan akşama kadar koşarsan gelir 😀 Çavuşin’de çok bırakan oldu yarışı. Sağlık sebepleri, ağrılar, ayaklardaki deformasyonlar ve dayanım limitlerine takılanlar.

4.CP- Çavuşin’den sonra korkulu etap başladı. Akdağ çıkışı. Parkur’un en zorlu yeri.(aslında 45K’dan sonra olmasının getirdiği psikolojik etki çok büyük) 45.K’dan sonra gerçekten daha bir zor! Hızım kaçtı bilmiyorum ama bir kaplumbağa falan gayet sollayabilirdi beni o çıkışta. Yolda Likya Ultracılarından bir arkadaşımı daha gördüm. Onunla sohbet ederek çıktık Akdağ’ının dik yamacından Kapadokya’nın en zirvesine. Çok kramp girdi. Bir an kalflarım o kadar kasıldı ki hiç hareket edemeyeceğim sandım, elektrolit ve su takviyesi yaparak koş dedim kendime ve koşmaya başladım.

5.CP’ye kadar durmadım, oldukça tehlikeli inişler vardı. “İlerle Dilem. Çok güzel bir bitiş olacak“
5.CP’de artık 52K içerisindeydik, TuzGölü Maratonu’ndan tanıdığım arkadaşlarım ve yaklaşık aynı hızlarda koştuğum koşarken tanıştığım koşucularla biraz muhabbet ettim ve kolamı içerek doğru yola çıktım. Elma yemek miğdeme iyi geliyor. Tuz – jel – elektrolit – tuz – jel döngüsü 11 saat sonunda artık miğdeyi yoruyor 53 .Km’deyim, bahçelerin arasından gün batımına doğru bir koşuya başlıyorum. Sabah gün aydınlanmadan çıktığımız yolda şimdi güneş batıyor ama biz hala devam ediyoruz koşmaya ve tam güneşin batışına doğru koşuluyor son km’ler. 

Yürüdüm, bikaç km sadece yürüdüm. Sonra hadi dedim “koş ve bitir artık şu işi.” Yolda pek çok kişiyi geçmeye başladım. Hepimiz birbirimizi alkışladık. Topallayan, sadece yürüyen, kahkahlarla muhabbet ede ede son kmlerini geçen herkesle “bravo hepimize” diye diye koştum. Birkaç iniş ve çıkışın sonunda nihayet Ürgüp girişi karşımdaJ çok mutluyum. 1km falan kaldı. Son CP’de durmadım bile bitsin diye.(zaten 110K’cılara ayıp olurdu orada dursaydım) Son bir km anneme mesaj attım “geliyorum çok yakındayım, bitiriyorum.”

Annemle –Babam 60K sonrası arabayla gece tek başıma Adana’ya dönmeme izin vermemişlerdi. Doğal olarak saçma bir girişimdi ama bunu yapmak zorundaydım. Son gün “biz gelelim hem Kapadokya’da gezeriz hem de seni alır döneriz” diyerek beni benden alan Ultra-mutlu eden teklifi yaptılar. Finish’te annemle babamı görecek olmam büyük bir motivasyondu benim için. Veeee artık alkışları toplamanın zamanı geldi. Ürgüp’e gümbür gümbür giriyorum. Sert zemin ama hiç problem değil 60K koştum ben, son 1 km öyle güzel koşuyorum ki, Turasan’da mola vermiş tüm turist otobüsleri yol kenarında ve turistler koşanları alkışlıyor. Çocuklar benimle koşuyor. Ürgüp’e giriyorum, merkeze yaklaştığımda bitiren koşucularla karşılaşıyorum. Alkışlıyorlar aynı duygularla, aynı heyecanla ve aynı acılarla saatlerce koştuk, nasıl bir duygu paylaşımı… Ve finish çizgisi göründü… Babam ilerde sağda, hemen çak yapıyoruz. Finish’e doğru da solda annem var, onula da el sallaşıyoruz ve bitiriyorum. Tam 11 saat!! 11 saattir koşuyorum, kim inanır?

62.4K koşmuşum(kaybolma dahil), bir sürü arkadaşım alkışlıyor, Annem, babam geliyor herkesi selamlıyorum, öpüyorum, hemen madalyamı boynuma takıyorum ve arkadaşlarımı kucaklıyorum. Uluslararası bir kanala İngilizce röportajımı bile veriyorum. O kadar dinç, güçlü ve mutluyum. Önce Adana’ya ordan da Belçika’ya bile koşarım:D

Bitti.

Bir Ultra daha böyle bitti. Hemen duşumu alıp hazırlandım, Annem ve babamla düştük Adana yollarına. Ertesi gün ne mi yaptım? Topuklularım ve şık kıyafetimle bütün gün ayakta müşteri görüşmeleri, iki adet önemli yıllık toplantı gerçekleştirdim. Akşam yemeğinde; uyumadan rüya gibi geçirdiğim iki güne şarap kadehimi kaldırdım… Ultra cheers!!

Enerji Destek: SaltStick Tuz Tableti, Power Bar Elektrolit Tablet, Gu Enerji Jeli, hiç yemediğim Tuzlu Kaju

Ekipman: Asics 20L Trail Bag SırtÇantası – diğer zorunlu malzemler, Salomon SpeedCross3 Trail ayakkabısı, Garmin Forerunner 920XT GPS Saat,

Sonuçlar: 11s 02dk, Overall: 246 /303, Kadınlar Overall: 35 / 54, Yaş Grubu: 19.