Likya Yolu Ultra Maratonu – 6G

Dilem Koçak – Bib No: 127

 

Aslında bir keşif maratonu anlatacağım sizlere;

Kimine göre yorgunluk, kimine göre yıpranma, kimine göre de aşırı zorlanma gibi gelebilir ama bana göre yeniden doğuş, bir sıfırlanış ve kendimi yenileme, tazeleme öyküsü bu ultra maraton…

Herşey 2017 Eylül ayında geçiyor. Bir koşturma, bir yetişme, bir kovalamaca öyküsü..

Likya Yolu Ultra Maratonu – 6G Trail koşuları öncesi ve sırasında yaşanan bir Ultra Maraton savaşı..

15 Eylül’de Kaçkar Ultra’yı koşuyoruz – 46K Türkiye’nin en büyüleyici coğrafyasında ve bir o kadar da zorlu, kırıcı parkurunda.. Ertesi gün iş seyahatim sebebi ile ultradan kalma ağrılarım ile beraber soluğu Stuttgart’ta alıyorum. 5 gün şirketimin Yedek Parça Lojistik Merkez yerleştirme ve devreye alma işleri üzerinde çalışıyorum.  Problemler çok, eksikler çok, yapılacak işler daha da çok..

Vücudum hala Trail koşuyor ama kafam işlerle koşturuyor.

22 Eylül Cuma Adana’ya babamın doğumgününe yetişmeye çalışıyorum, uçağım kaçıyor, bir uçak daha var ama 5 saat kaybediyorum; hala yetişme umudum var, Babam 60 yaşına giriyor, orada olmalıyım!!  Tüm aile bizim evde. Kardeşlerim İzmir ve İstanbul’dan geldi, halamlar, amcamlar herkes… Bense geceye yetişip sabah erkenden tekrar yola çıkacağım. Adana’dan tekrar yola çıkmam için sadece 4 saatim var. Kutlamaya katılmak, Likya Ultra Maratonu’na hazırlanmak için sadece 4 saat. Uykuya zaman yok tekrar uçağa yetişmeliyim.  10 gün içerisinde 8. Uçuş, leyleği havada görmüşüm!!!

Ve her şey yolunda gidiyor tüm işler tamam, gönlüm rahat, 23 Eylül sabah 05:50 uçaktayım, İstanbul aktarmalı Dalaman uçağı… Heyecanlıyım, yorgunum, mutluyum, kafam korkunç yoğun.. Uykusuzum… ve düşünüyorum “6 günde 138K nasıl koşacağım?” “yaz tatili iznimde dinlenmeli miydim acaba?” Kitabıma gömülüp Dalaman’a uçuyorum.

15:00’te Havaalanından birkaç aktarma ve servis ile Likya Ultra Maratonu için kurulmuş olan kamp alanına geliyoruz. Enerji doluveriyorum.  Hemen Kayıt masası, malzeme kontrolleri, kit dağıtımı, takip cihazları bilgilendirme, Parkur GPS datasını indirmek için teknik bölüme geçiş, çadırlarımızı seçme ve yerleşme işlemlerimizi hallediyoruz. Hava korkunç sıcak, Fethiye’deyiz. Eşyaları yerleştirip biraz dinleniyoruz ve teknik toplantıya kadar kamp alanında geziyoruz.

İlk teknik toplantı başlıyor!!! Tüm koşucular kamp alanına giriş yaptı- yerleşti herkes başlarına geleceklerden biraz haberdar ama heyecanlı ve şüpheli biçimde bekliyor, tanışıyor, konuşuyor, paylaşıyor.

Uzunetap ekibi… Yine sahnede, yine bizim güvenliğimiz, sağlıklı bir biçimde koşabilmemiz ve en konforlu bir biçimde zorlu 7 günü tamamlamamız için yaptıklarını ve bizim uymak zorunda olmamız gereken noktaları aktarıyorlar. Komikler, güven veriyorlar, çok doğallar ve bu işi iyi biliyorlar. Yarış programlarının, datalarının ve rota bilgilerini olduğu dokümanları dağıtıyorlar.

Akşam yemeği sonrası hava buz gibi oluyor. Ne varsa üzerimize giyiyoruz ve çadırlarımıza gidiyoruz. Çadır ekibi 10 kişiyiz. Tanışıyoruz. Kafalar şahane, rutin ya da inişli çıkışlı hayatlarımızdan uzaklaşmış hafiflemişiz şimdiden, önyargısız tanışma ve ilk sohbetleri gerçekleştiriyoruz.  İstanbul, Adana, İzmir, Almanya, Norveç farklı kültürlerden, her yaş grubundan ve çok farklı hayatlardan kopup gelen Ultracılar olarak 10 numaralı çadırda 8 gece beraber uyuyacağız.

Bir yandan da kaygı var hepimizde…  sabahın 05:00’inde kalkıp eşyaları toplayıp emanet etmek ve koşmak için hazır olup kahvaltı sonrası servisi beklemek… nasıl olacak? Hava da çok soğuk?? Hayırlısı diyip keyfimizi bozmadan muhabbete devam ederek sabah için hazırlanıyoruz.

İlk gece soğuktan ve yattığımız zeminin sertliğinden uyuyamıyoruz. Tamam pofuduk yastıklar, ortopedik yataklar, sessiz ve mis kokulu bir ortam kesinlikle beklemiyorduk ama yine de ağır geldi ilk gece J Sabah gözler şiş, uykusuz koşturan tipleriz, kahvaltı, tuvalet kuyruğu, sırt çantalarımıza su doldurma sırası, her şeyin ilk defa ve tecrübesizce biz koşucular tarafından servis kalkma saatine kadar halledilmesi gerekiyor. Bavulları teslim etmeyi unutanlar, su doldurmayı unutanlar, tuvalete giremeyenler J Trajikomik haller…

İlk gün tecrübesizliği 23K yarışı öncesi bizi bi güzel çarpıyor. Transfer alanına getiriliyoruz. Likya Yolu Başlangıcı! 1. Etap : Ovacık – Fethiye Ölüdeniz üzeri. Likya Yolu’nu koşacağız daha ötesi var mı? Herkesi heyecan sarıyor ve 3-2-1 Start veriliyor. 7 günlük aksiyon macera Ultra Maraton öyküm kaldığı yerden bambaşka bir tecrübe ile devam ediyor.

İlk gün parkuru; kırdı geçirdi ilk gün.  O bitmeyen tırmanış her adımda Kaçkar’ı – Kaçkar’dan sonra uymadan Almanya’ya gidişimi , oradan yine uyumadan Adana’ya dönüşümü ve Likya Yolu’nu koşmaya gelişimi hatırlattı.. Hali hazırda yorgunmuşum zaten ben J İlk gün bittim. Koşarken sağ ayak bileğimden arı soktu. Bir çelik tel sol ayak bileğimi kesti. Böyle bir öfler pööfflerr , böyle bir imdatlar! Sorgulamalar J ama 1800m kazanımlı 23.4K bitti. Ölüdeniz, Kelebekler, Kabak koşarak geçildi.

Ama yine yine her zaman dediğim gibi Finish’i görünce hepsi geride kaldı iyikiler, şükretmeler acılara eşlik ederek baskınlaşmaya ve yerini mutluluğa bıraktı. Hemen bir doktor müdahalesi ile kesik yer temizlendi ve yeni kamp alanımıza transfere başladık.

Eşyalarımızı ana çadırdan bulduk ve 10 numaralı çadırımıza yerleştik, tekrar çadır muhabbetlerimize başladık.  Duş, yemek ve güneşin batışını izlemek hepimizi rahatlattı. Dinlenmek için çadıra gittiğimizde herkes çadırdaydı. Teknik toplantı öncesi bira ile güneşi batıralım kararı verip bir market numarası bulduk. Resmen kamp çadırına sipariş verdik J! Derken teknik toplantı başladı ve 2. Gün koşacağımız parkurun detayları, rota üzerindeki önemli noktalar bizlere iletildi. Zorlu bir gün daha bekliyordu bizi 2.  Etapta 21K kaybolmadan, düşmeden, sağ salim teknik bir parkurdan çıkmak gerekecekti. J tabi sabah erkenden eşyaları hazırlayıp yine taşınacaktık.

Mesai  gibiydi. 2. Gün startı veriliyor, çadır ekibi selfiemizi çekiyoruz ve yola çıkıyoruz. Kaygan zeminler, dik yamaçlar, hafif tırmanışlar ve finish öncesi o dik zorlu iniş bekliyor bizi. Dağ keçileri gibi düşüyoruz yollara. Ekip çok eğlenceli koşu boyunca birbirimizle tanışıyoruz. Konuşuyoruz anlatıyoruz birbirimize destek oluyoruz. Birbirimize elimizi uzatıyoruz. Çok kötü bir yerde, bir yamaçta patikadan koşarken kolumun üzerine düşüyorum. Sanırım omzum kırıldı diyorum. Elim ayağım tutmuyor. Dengem bozuluyor, bacaklarım titriyor ve acı çekiyorum. (başka bir tabir ile şaftım kayıyor) Koşmaya devam ediyorum, ama ayaklarım basmıyor gibi. Nabzım çok yüksek, oturmalı ve dinlenmeliyim. Duruyorum, en doğru kararı verdiğimi anlıyorum. Yakınlarımdaki herkes gitti ve düşündüm “daha 2. Gün” dedim noluyor. Dün olanlar, bugün düşmem.. Bırakamam, dikkat etmeliyim. Başarmalıyım. Sonra yeniden başladım tek başıma devam etmeye.. Bir güç geliyor. Kayalardan seke seke, manzaralarda selfie çeke çeke, ayak tabanlarımın ağrısını umursamadan devam ediyorum.  Çok da iyi bir süre ile bitirdim ve finish’te herkes omzumu soruyordu. Acıbadem Mobil ekibi hemen müdahale ediyor.  Patara yakınındaki finish’ten kamp alanımıza transfer başlıyor. Not: hala omzum ağrıyor L

Sonradan hatırladıkça ne kadar güzel geliyor. Manzaralar, arabalar ile ulaşılamayacak koylar, patikalardaki kırmızı beyaz Likya Yolu işaretleri, İşaretlerin yeterli olmadığı noktalarda Likya yürüyüşçülerinin yaptığı taşları üst üste koydukları babalar. Bizlerden önce buradaki yaşanmışlıklar, Likya yolunu Dünya’nın her yerinden yürümeye gelenler ve bıraktıkları izler… Biz de aynı yolları koşarak geçmeye çalışan Likya Yolu Ultra Maratoncuları…

Kamp alanına geliyoruz. Herkes yara bere içerisinde, kimi topallıyor kimi sargı bezleriyle yürüyor, kimisi yürümek bile istemiyor J  Ama herkes gülüyor. Komik hallerde 122 kişi, farklı dillerde konuşuyoruz ama tek bir dilde her beraber gülebiliyoruz.

Akşam yine teknik toplantı başlıyor. 3. Gün parkuru anlatılıyor. 20 K ve son 5K bir dik tırmanış ile bitecekmiş J Kaybolabileceğimiz noktalar, rota detayları, nasıl takip edileceğimiz ve nasıl takip edildiğimiz, gün içerisinde yaşananların klipleştirilmiş görüntüleri sunuluyor ekip tarafından. Teknik toplantılar gerçekten heyecanlandırıcı bir o kadar da komik ve güven verici oluyor. Sonra hepimiz topluca ana çadırdan ayrılıp camii önü gibi olan terlik ayakkabı kümesinden kendimize ait olanı giyerek yemeğe geçiyoruz. Akşamları klasikleşen 10 numaralı çadırın 10 numaralı ekibiyle olan bol kahkahalı muhabbetler giderek güzelleşiyor.  Uyuyoruz soğuk geçiyor yine akşam. Sabah yine başlıyoruz koşmaya artık gerçekten mesaileşiyor yaptıklarımız. Kalk giyin, tuvalet kuyruğuna gir, kahvaltı et, eşyalarını topla, kamyona teslim et, koşuya hazırlan, suyunu doldur ve servise bin ya da koşmaya başla J Sabah kalkıyoruz yine mi aynısı?? Evet yine aynısı J ne kadar güzel değil mi? 3. Gün koşusu başlıyor. Her gün olduğu gibi beraber denk geldiğin, belirli bir süre beraber koştuğun insanlarla muhabbet ede ede koşuluyor koşular. Çok eğlenceli, çok şaşırtıcı öyküler bir arada o kayalıklı inişli çıkışlı patikalarda uyum içerisinde koşuyor. Koşu sağ salim İzne’de kamp alanında bitiyor.

2 servis aracını ayarlayıp kamptan kaçıp Kaş’a gidiyoruz ve kendimizi tertemiz Kaş sularına bırakıyoruz. Herkeste güneş yanığı izleri J amele yanıklarımızla ekipçe çok güzeliz ama kafalarımız daha güzel 😀 Kendimize geliyoruz. 3 günün yorgunluğu geçiveriyor. Sonra tekrar kampa dönüş ve akşam mesaisi. Teknik toplantı, akşam yemeği ve hala her gün özlemle andığım çadırımızın sohbetleri..

Rotalarımız boyunca geçtiğimiz eşsiz manzaraları nasıl yazıya dökebilirim gerçekten bilmiyorum. Mavinin, yeşilin, doğanın, parkurun zorluğunun, kimi yerde de sunduğu sürprizlerin tasviri oldukça zor, düşündüğümde gözlerimin içini parlattığını resmen hissediyorum ve enerji doluyorum.

Kamp alanında ise gece yıldızları seyretmek… En ufağından en parlağına ve inanılmaz netlikteki yıldızlar hepsi orada göz kırpıyorlar… Karanlıkta, Kaş’ın yukarısındaki tepelerde bulunan kampımız o kadar güzel ki. Yanı başında çok eskiden bu yana tanıdığın güzel bir dost, diğer yanında her geçen gün / saat yeni tanıştığın ve tanıma şansı bulabildiğin için mutlu olduğun diğer güzel dostlar. Gerçekten kazanmak ne demek yavaş yavaş anlıyoruz. Dost kazanıyoruz. Hikâye kazanıyoruz. Bilgi kazanıyoruz. İnsan kazanıyoruz. Tecrübe kazanıyoruz. Dayanım kazanıyoruz. Sadece Ultra koşarak bir Ultra Madalyası daha kazanmıyoruz. Bir o kadarını da paylaşıyoruz, veriyoruz, anlatıyor ve yaşıyoruz…

Kamptan akşam yemeği sonrası yürüyerek tepeye çıkıyoruz. Kaş’ı yukarıdan izliyoruz. Meis adası, Kaş yarımada ayaklarımızın altında ve ışıl ışıl. Hafif yorgunluk, hafif üşüme, hafif tebessüm ve keyifle atılan kahkahalar…

  1. gün – 4. Etap başlıyooor. 18K koşulacak, yollara düşme vakti. Tepelerden ovalardan, tarihi Likya Yolundan yine ilerleme vakti. Sanki günler geçtikçe Likyalılaşıyoruz. Daha bir rahat koşmaya, daha bir zevk almaya, daha pratik, daha hızlı olup parkurun keyfini çıkarmaya başlıyoruz. Selfie molaları, düşe kalka ilerlemelerimiz, bizleri kahkahalara boğan anlık gelişen terslikler ve hiç beklenmedik anlarda karşımıza çıkan bakir koylar, hayrete düşürücü dar ve zorlu geçişler…. Sürükleyici bir masal gibi…

Bu arada her şeyin testini, sınavını da dayak yiye yiye veriyoruz.  Çadırda yaşamın ayrı bir sınavı var. Zemin zor, kumsaldaki kamplar en güzeli ama her yere uçuşan, yapışan kumlarla sınav daha da zor. Kocaman bir çadırda hayatında ilk defa bir araya gelmiş 10-12 kişinin yan yana bir arada kalması ayrı bir sınav. Kıl çadıra uyum sağlamak ayrı. Tuvalet ve duş sıraları da insanı farklı eğiten testlerden biri. Yerde oturmak… yemekte, toplantıda, dinlenirken sürekli yerde oturmak!!  bel ağrılarımızı eğitmek bambaşka bir eğitim.  Ve o teknik parkurlarda hırpalanırken 7.gün sonunda “devamı neden yok” diye sorma noktasına gelmek gerçekten başarı ile verilmiş ayrı bir sınav.

Çok farklı değişkenlerin ve etkenlerin bir arada verildiği ve senden uyum, alışkanlık ve sabırla karışık dayanım beklendiği betimlemesi zor bir hadise bu Likya Ultra Maratonu!

  1. gün hafif bir gün oluyor. 17.6 K koşacağız, ollleeyyy… ve sonunda kampımız Demre sahilinde direk plajın üstünde. Geldiğimizden bu yana ilk defa yarışı bitirir bitirmez denize atabileceğiz kendimizi. Sabah yine direk kahvaltımızı ederek koşmaya yollanıyoruz servisler ile. Mesaimiz başlıyor. Koşmaya başlıyoruz. Yorulmuş bedenler canlanıveriyor. 2 saat önce o uyku tulumundan çıkmak o kadar zor gelirken şimdi 5. Gün koşuya devam edebiliyorsun ve 17.6K koşacak olmana seviniyorsun 😀

Neyin kafası? Bu gerçekten Likya Kafası J

Koşu bitiyor direk denize atıyorum kendimi. Yüzüyorum… suda olmak, denizin içerisinden kampı izlemek, hali hazırda geçen 5 günü an be an düşünmek gülümsetiyor. Bacaklarımın ağrısı bile artık etkilemiyor çünkü onlar olmadan; o zorlanmalar, o acılar olmadan bu mutluluk yaşanamayacaktı.

Denizde muhabbet ediyoruz kampı izleyerek neler yaptık? neler yaşadık? Nereden nereye geldik koşa koşa? “ ayy yeter bitse yaa” diyerek kendimizi kandırıyoruz, çünkü o yorgunluklara rağmen aslında hiç bitmesin istiyoruz.

Kampımız tam bir gaziler kampıJ topallayan mı? Dizi sarılı olan mı? Dikişler atılmış yüzü gözü çökmüş, arılar sokmuş insanlar mıJ ne ararsan var. Ama biz “Likyalıyız ezelden” bizi bunlar durduramaz.

Bir şeyler atıştırıp deniz kenarındaki kafeye gidiyoruz. Tüm kamp boş, herkes kafede. Bira var, dondurma var, patates kızartması var, müzik var. Çok mutluyuz yokluktan çıkmış gibiyiz. İdare etmeyi, az ile yaşamayı, ana ihtiyacımızın ne olduğunu öyle bir fark ediyoruz ki…. Bir an işte hayat ve oyunları diyip biralarımızla tüm ekip aynı anda büyük bir şerefe yapıyoruz. Akşam sivrisinek saldırısına maruz kalıyoruz.  Herkes hemen elden ele KOV u paslaşıveriyor ve 5şer-10ar sinek ısırıkları ile kurtuluyoruz J

  1. gün parkuru için yapılan Teknik toplantıda kaşınan tipler olarak yerimizde oturmaya çalışıyoruz. Nafile J Biraz geç yatıyoruz muhabbet koyu, çadır kafa…
    6.Etapta; Adrasan’da bitecek olan zorlu ve en güzel parkurlardan birini koşuyoruz.21,5 K.  İplerle inilen dik yamaç kenarlarındaki patikalar, iki kocaman tepeyi aşan ve her dönemeçte bizi şahane koylarla buluşturan parkur. İki yerde çıkarıyorum ayakkabılarımı giriyorum suya J ohhh bea ! hep mi koşacağım. Her gün günde ortalama 3buçuk- 4 saat koştum. Kimselerin ulaşamayacağı o koylara girmenin hiçbir sakıncası yok bence diyorum ve keyfime bakıyorum. İlk tırmanış sonrası Gelidonya fenerine ulaşıp kısa bir mutluluk ve dinlenme molası vererek sayısız fotoğraf çekiliyoruz. Gelidonya feneri en güzel rotayı sunuyor bizlere. Uzunetap ekibi ile beraber çalışan o başarılı fotoğraf ekibi an be an parkur boyunca gizli gizli fotoğraflarımızı çekiyor, bizimle sohbet ediyor, bizleri güldürmeyi başarıyorlar. Fotoğraf koşulan yarışların en önemli materyalidir. Herşey biter geriye madalya, gururlu tebessüm ve fotoğraflar kalır. Uzun etap ekibi de bu konuda çok profesyonel.  Check-pointlerdeki muhabbetleriyle, teknik bilgilendirme, farkındalık uyandırmaları ile, gps ile izleme ve anında müdahale ile bizleri en güvenli şekilde finishe taşımayı çok güzel başarıyorlar. Koşu dümdüz 2.5K lık bir yol koşusu ile Adrasan sahilinde son buluyor. Selfie ekibi ile çok güzel bir parkuru daha bitirmiş oluyoruz ve finishte satılan buzlu nar suyunu kafalarımıza dikerek kendimize geliyoruz.  Çıralı kamp alanına transferimiz sağlanıyor.

Sınav demiştim ya aslında koşularda kullandığımız materyallerin de sınavını yani dayanıklılığını ve ömrünü test ediyoruz. Hangi çanta tipi daha kullanışlı? Hangi yük dağılımı daha sağlıklı? Koşarken aldığın hangi gıdanın verimi en yüksek? Hangi durumlarda susuzluk top yapıyor? Hangi zorunlu malzeme daha pratik? Hangi kıyafet daha konforlu? Hangi vücut tiplerine hangi ekipman daha uygun? Her güne düşen bir karar, bir not, bir altın bilezik var. Bir sonraki organizasyonu minimize edecek ne çok bilgi biriktiriyoruz.

Gün sonunda son kamp alanımız Çıralı Kampına yerleşiyoruz. Hemen bir Olympos- Çıralı koyunda yüzüp kendimize gelmece J ve Çıralı koyundaki markete uğrayıp Soda-Ayran-Tuz karışımı ile kendimizi toparlamaca yapıyoruz. Keyifler yerinde, artık sona yaklaştık. Farklı kişilerle paylaştığımız çadırlı kamp hayatına, düşe kalka ilerlediğimiz koşulara, ilk günlerde o zor gelen tüm koşullara çoktan alışmış haldeyiz. Sanki bir koşucu kabilenin bireyleriyiz. Her günümüzü koşar adımlarla geçirerek yaşıyoruz. Her gün aynı saatlerde koşarak uzaklara gidiyoruz. Orada konaklıyor aynı saatlerde toplanıyor, yeni hedefe karar veriyor, aynı saatlerde besleniyor ve  aynı çadır ailemiz ile uykuya dalıyoruz. 

İnsanoğlu hemen alışıyor, uyum sağlıyor. Buarada; koşucu kabile olma fikri bian çok güzel geldi J

Son gün 10:30’da koşacağız. Ne kadar geç bize göreJ hergün 5’lerde – 6’larda yollara düşen bizler neredeyse çok geç diye karşı çıkacağız J
7. Gün – son etap başlamak üzere. Çadır ailemiz ile klasik fotoğrafımızı çekiliyoruz. Tüm koşucularla hepberaber son toplu fotoğrafımızı çekiliyoruz. Ve Son etaba başlıyoruz.

10:30’da Start Adrasan’dan veriliyor. Çıralı’ya doğru Musa Dağı’nı tırmanıp aşarak, nefis bir orman koşusu yapacağımız sert bir 16,6K parkuruna başlıyoruz. Sert çıkış ve son gün sıcak saate kalmanın etkisiyle yoruluyoruz. Ama çıkmaya Musa Dağı zirvesinde ilerlemeye devam ediyoruz. Zirve sonrası girdiğimiz orman, patikalara yıkılmış ağaç gövdeleri, altlarından üstelerinden geçmek durumunda kaldığımız kocaman dalları… Sanki bir oyunun içerisindeyiz..  Yolda Likya Yolunu yürüyen Turist grupların bizleri saatlerce alkışlamaları… Sanki şimdi de bir gösterinin içerisindeyiz.. Musa dağından Olympos antik kentinin tam içerisine iniyoruz. Direk sahile koşmaya devam ediyoruz ve 3.5K’lık Olympos – Çıralı sahil koşusu bekliyor bizleri.. 7. Günlük koşunun finali J hem yorgun, hem hüzünlü, hem mutlu, hem gururlu bir son. Sahil kum değil, taş-çakıl ve koşamıyorum. Birazda ironik durumlar, koşarsak hemen bitecek koskoca 138K ve 7 günlük masal sona erecek.

Son 3.5K’nın çoğunu yürüyerek tamamlayabiliyorum. Deniz tarafından koşmaya çalışıyorum olmuyor. Kuru yerden koşuyorum olmuyor. Zemin izin vermiyor. Patinaj çeke çeke, en ufak taşı hissede hissede ilerliyorum. Ayaklarım acıyor. Ve Çıralı sahilinin sonuna geliyorum; Uzunetap – UnderArmour- GarminTürkiye- Likya Ultra Maraton bayrakları bizi kampa yönlendiriyor. Alkışlar, destek, seslenişler, ve coşkulu müzik ile kampın ortasına kurulmuş olan Finish’teyim. Bitti, 138K koşa koşa bitti. Gözlerim doluyor. Ama çaktırmıyorum. Ne harika bir an, keşke dursa, biraz orda takılı kalsam. BirazcıkJ

Madalyamı takıyorum boynuma ve benden önce bitiren ekiple kucaklaşıyorum. Başardık diyip kutlamaya başlıyoruz. Hafiften yağmur yağıyor daha bir güzel oluyor ortam. Arkadan gelenler, yeni bitirenler… herkes aynı hislerde, herkes bittiğine üzülmek ile başardığına sevinmek arasındaki ikilemleşen duygu yoğunluğunda.

Likya Yolu 138K – 7 zorlu rotaya sahip etaplar ile Fethiye Ölüdeniz’den başlayıp  Antalya Çıralı’da tamamlanıyor. Onca yaşanan anı, onca paylaşılan duygu, onlarca edinilen tecrübe, onca verilmiş sınav ve açıklanan başarılı sonuçlar.

 

Ve kutlamaJ Akşam Çıralı sahilde müzik eşliğinde party var. Öncesinde kurulan masalarda yenen akşam yemeği.  Her zamanki gibi şahane yemekler ile bizi son bir defa daha ağırlıyorlar. O kadar günden sonra masa ve beyaz masa örtüsü üzerinde yemek yemenin hüzünlendiriciliği ne kadar ironik. Birşeylerin bittiğini gösterirken, günlerce iki büklüm yemekleri nasıl da yiyebildiğimizi hatırlatıyor. Party vakti, bolca şarap, muhabbetler,  son sohbetler, ilerisi için planlar, tekrar farklı tecrübeleri beraber yaşayabileceğimiz arkadaşlarla tekrar görüşme planları. Herkes mutlu, herkes sağlıklı, herkes pırıl pırıl. Ve uykuya dalınan son gece… Sabah 7:00’de herkes yollara düşecek, bu sefer evlerine doğru ve bu sefer koşmadan, kafalarda düşünceler ile…

ve herkes yola çıkıyor…. Kamp bomboş sessiz kalıyor…

Benim keşif maratonum da burada son buluyor. Adana’ya dönüyorum. İşlere devam. Müşterilerle boğuşmaya devam. Yeni planlar yaparak heyecanlanacak, rutin ama düzensiz iş yaşantıma hareket katacak yeni hedefler koymaya, yeni öyküler yazmaya devam edeceğim.

Ertesi gün Adana’da uyanıyorum,  yatakta yastığımla mışıl mışıl uyumuşum, sabah toparlanmak yok, duşumu alıp ütülü gömleklerimden birini giyiyorum. Arabaya binerek işime gidiyorum ve çalışmaya başlıyorum. Mutluyum yüzüm gülüyor. Dudaklarıma yapışmış bir gülümseme var. Kendime aferin diyorum. En güzel tatili yaptım. En hak edilmiş tatili ve en hafiflemiş şekilde de geri döndüm. Kendimi çok iyi tanıyorum… İhtiyacımı doğru tanımlayıp doğru seçimi yaptığımın farkındayım, iyiki yaptım diyerek kendime teşekkür ediyorum.

 

 

 

Metriklerle Likya Yolu Ultra Maratonu:

1.Etap: Ovacık(Ölüdeniz) – Alınca

Parkur: 23.4K – Yükseklik Kazanımı: 1800m – Süre: 4s50dk

2.Etap: Yediburun – Pydnai

Parkur: 21.2K – Yükseklik Kazanımı: 880m – Süre: 4s

3.Etap: Sarıbelen – İzne

Parkur: 20.3K – Yükseklik Kazanımı: 660m – Süre: 4s

4.Etap: Kaş – Boğazcık

Parkur: 18K– Yükseklik Kazanımı: 792m – Süre: 4s07dk

5.Etap: Simena – Demre

Parkur: 17.6K – Yükseklik Kazanımı: 440m – Süre: 3s14dk

6.Etap: Karaöz – Adrasan

Parkur: 21.5K – Yükseklik Kazanımı: 1071m – Süre: 4s29dk

7.Etap: Adrasan – Çıralı

Parkur: 16.6K – Yükseklik Kazanımı: 980m – Süre: 3s33dk

Toplam Rota: 138K – Toplam Koşu Süresi: 28s

 

Son Özet: Likya Yolu Ultra Maratonu tarihi Likya yolu üzerinde koşulmuştur. Likya Yolu Fethiye’den Antalya’ya 509K uzunlukta olup 1999 yılında İngiliz tarihçi Kate Clow tarafından araştırılmış, tasarlanmış ve işaretlenmiştir.  Türkiye’nin ilk uzun mesafeli yürüyüş rotasıdır. Bunun 138K’lık bölümü Ultra Maraton’da koşulmuştur. Parkur boyunca ormanlık, dağlık, kayalık araziler, sahiller, kumsallar, dik yamaçlar bulunurken, farklı zemin koşullarından da; taşlı, kayalı toprak yol, patika, kum ve kaygan çam iğneleri kaplı ormanlık alanlar; iniş ve çıkışlar farklılık göstermiştir.